şükela:  tümü | bugün
14 entry daha
  • aradan geçen bir ay ve gözyaşlarımın yoğunluğunda hiçbir azalma yok. uykuya daldığını sandığım duygularım uyuyor numarası yapıyormuş. ilk fırsatta nasıl da ayaklandılar babası geç gelen çocukların kapıya koşmaları gibi. aslında bir yandan ıslak gözlerle resmine bakarak ağlarken bir yanda da ince ince gurur duyuyordum kendimden. kalbimin sonsuz okyanuslar gibi bir aşka ev sahipliği yapıyor olmasının gururuydu. avutmasıydı kendimin kendisini bir bakıma da. okyanusun üzerinde gemileri, içinde balıkları yoktu. ve onlar olmadan okyanus çok anlamsızdı.

    yan flüt soğukken güzel ses vermez. ondan o sihirli melodileri kışın almanın tek yolu nefesinizle sabırla ısıtmaktır onu. siz sıcak nefesinizi onun içine üfledikçe o size kalitesi ve sihri giderek artan büyülü bir ses verir. ilişkiler de böyledir. sabırla nefesinizle ısıtmadan güzel bir ses beklememeniz gerekir. hiçbir şey aceleye gelmez. siz yaralar açarsınız, zaman onları hiç şikayet etmeden kapatır.

    ***

    - ne isterdim biliyor musun?
    - ne?
    - yağmur yağsın isterdim. sırılsıklam ıslanalım. ama hiç istifimizi bozmayalım isterdim. hani filmlerde olur ya. yağmur başlar aniden. herkes kaçışır. ama onlar hiç konuşmadan öylece bankta otururlar ya. karşıya bakarak…
    - iyi de sen soğuğu sevmezsin ki?
    - yağmur hep soğuk yağmaz ki!

    tamam biraz duygusuz olabilir. hatta az romantik desek daha doğru olur. her ne kadar beni anlamasa da çoğu zaman, en azından sonuna kadar dinliyor. sonra saçma sorular da soruyor olabilir. aman canım, ne önemi var ki? zaten kimse beni anlamıyor ama ben bunu dert etmiyorum. çünkü ben de onları anlamıyorum…

    el ele tutuşmak istemiyordum aslında ama istemsizce attım elimi. nazikçe elini elimden çektiğinde daha da pişman oldum. kaşlarımı çattım. beni izlemiyordu ama. bir problemi vardı. sormam için elinden ne geldiyse yaptı ama renk vermedim. anlamamazlıktan geldim. kabullenemedim çünkü, onun dertlerini dinlemek ve belki ona yol göstermek zorunda olduğumu. daha ben kendime gelememiştim ki. daha ben iyileşmemiştim ki. hem ayrıca o bana gelmişti. ben ona gitmemiştim ki. beni ilgilendirmiyordu. problemlerini kendi başına çözmeyi öğrenmeliydi. bana neydi canım!

    - senin bir derdin mi var?
    - yoo.
    - anlat hadi.
    - neyi?
    - dün sinemaya gitmişsin ya, onu. neyi olabilir allah aşkına?
    - yok bir şey, cidden. durgunum sadece.
    - neden?
    - soru sormaya bırak da yürü lütfen. sinirlerimi bozuk zaten.

    yaklaşık bir dakika içinde kendi kendini yalancı çıkarmayı başarabilen, yardım çağrımı beni azarlayarak cevaplandıran birisiyle yürümek zorunda olmanın verdiği sıkıntı ile ağzımı bile açmadan eve döndük. flütümü çıkarttım. ısıtmadan çalmaya başladım. derdim güzel ses vermesi değildi çünkü. sadece bir ses vermesiydi…
235 entry daha