şükela:  tümü | bugün
1 entry daha
  • george w. bush, ikinci kez seçilmesini şahsi kanaatimce büyük ölçüde michael moore'un belgeseline borçludur. 2004 yapımı fahrenheit 9/11 adlı belgeselde moore, feci ölçüde bir anti bush propogandası yapmıştı. cevval belgeselci, amerika başkanının hayatı hakkında gözlemlerini yansıtıyor, askerlik belgelerindeki gariplikler, bush ailesinin arap şeyhleriyle olan yakın ilişkileri gibi bir çok somut kanıtı filmi vasıtasıyla ortaya koyuyordu. fakat filmde bir problem vardı. bütün bu ciddi iddiaların ve belgelerin yanında moore, popülizmin en uç noktalarında da gezinmekten kaçınmıyordu.

    belgeselde aklımda kalan sahnelerin birinde, bu haşmetli başkanın askerliği ile son derece dikkat çekici bir iddia ortaya atılıyordu. bir izleyici olarak "acaba" düşünceleri kafamda gezinirken (ki belgeselin asli unsurlarından biri de insanın kendi kendisine soru sordurtmasını başarmasıdır) bir sonraki sahneyi görünce afallamıştım. bush beyimizin golf oynarken yüzünde oluşan bir tavır ekrana geldi. hemen beş saniye sonra bu görüntünün bir maymun fotoğrafına ne kadar benzediğine dikkat çekiliyordu. sinemada bu sahne gösterilirken herkesin kahkahalarla gülerek ritüele eşlik ettiğini hatırlıyorum...

    açıkçası moore, sapla samanı birbirinden ayıramamıştı. şovmen bir edayla yapmış olduğu bu belden aşağı hareket, hem eseri bayağılaştırmış hem de seyircinin bir önceki sahnede oluşan dikkatini büyük ölçüde dağıtmıştı...

    şimdi elimizde bir başbakan var. siyasi duruşuyla, jargonuyla, geçmişte söylediği sözlerle türk toplumunun -benim de aralarında bulunduğum- belirli bir kesiminde şüphe ve güvensizlik yaratıyor. bu noktada söylemiş ve yapmış olduğu şeyleri ben de sade bir vatandaş olarak çeşitli yayın araçları vasıtasıyla takip ediyorum. çoğu zaman da söylediklerini ve yaptıklarını eleştiriyorum. ama ne yazık ki bir cinnet noktasına gittiğimizi de üzülerek görüyorum. biz de artık sapla samanı birbirinden ayıramaz hale geldik. başbakanın her hareketinden, olgusundan bir olumsuzluk yaratmaya çalışıyoruz. her cümlesinden bir şey çıkarmak, günlük ibadetimiz haline geldi...

    mesela , türk toplumunu derinden etkileyecek üç çocuk doğurma önerisi şimdi aklıma gelenlerden sadece bir tanesi. bu direktif, hele ki başbakanın ağzından çıktığı için büyük bir felaketin habercisi durumunda. şu anki nüfusuna bile bakmakta çok büyük sıkıntılar yaşayan bir devletin, başbakanının yanlış refleksiyle çocuk yapma eylemini artıracağını hayal etmek bile insanın uykularının kaçmasına sebep olabiliyor. işte böyle düşüncelere sahip bir ruh halindeyken, çıkıp da birisi başbakanın makam aracına ailesini bindirip "insani" bir şekilde rahatlamasını, mutlu olmasını bile hor görülecek, eleştirecek hale getiriyorsa sadece yandı gülüm keten helva diyebiliyorum...

    karşımızda bir iblis yok yahu. sevmediğimiz, desteklemediğimiz, muhalif olduğumuz bir siyasetçi var. o da insan, o da bir aile babası. siyaseten çok çalkantılı günler geçirilen bir ülkede, bir dedenin/babanın küçük torunuyla beş dakika eğlenmesinden niye rahatsız oluyorsunuz? makam arabasından benzin mi çalıyor, karısının alışveriş işlerini mi yaptırıyor? varsa böyle bir vukuat, yazın hep beraber eleştirelim. ama bu kadar saf ve insani bir beş dakikayı bile ideolojinizin karşısındaki bir argüman olarak değerlendirmeye alacak hale düştüyseniz ve ne yazık ki bunu da bir alışkanlık haline getirdiyseniz sizin için sadece üzülebiliyorum başka da bir şey diyemiyorum...
5 entry daha