şükela:  tümü | bugün
15 entry daha
  • altına hücum hırs, umut, hayal kırıklığı, gözyaşı, ter ve kan dolu bir hikayedir.

    1800'lü yılların ortalarında abd topraklarının doğusunda 20 milyon insan yaşıyordu. bunların önemli bir kısmı 1800'lü yıllardan itibaren yaşanan kıtlık, siyasal olaylar ve iş imkanları gibi sebeplerle avrupa'dan göç eden kişilerdi. new york ve çevresindeki yerleşim yerleri hızla büyüyor ve ekonomik açıdan gelişiyordu.

    o sıralarda amerika'nın batısı ise pek de gelişmemişti. nüfus çok azdı. iş imkanı, tarım, ticaret gibi fırsatlar bulunmuyordu. san francisco o dönemde 800 kişilik bir kasabaydı, durumun vehametini düşünün.

    1848 yılında james marshall isimli bir girişimci kaliforniya'da kereste işine girdi. bir akarsu kenarında hızarhane işletmeye başladı. marshall bu el değmemiş topraklardaki kerestecilik işinden zengin olmayı umuyordu. bir gün akarsu içinde bezelye tanesinin yarısı büyüklüğünde parlak bir nesne buldu. hemen çevresindeki çalışanlarla birlikte ellerini suya daldırdılar ve kısa sürede yüzeyden bir avuç kadar parlayan maden topladılar. önce bunun aptal altını olarak bilinen pirit olduğunu düşündüler. marshall eline bir çekiç alıp en büyük parçaya vurdu. eğer bu madde piritse parçalanıp dağılacaktı. öyle olmadı. parıldayan maden yamuldu. bu altındı!

    kısa sürede hatırı sayılır miktarda altın elde ettiler. bunları paraya çevirmek için daha sonra adını tekrar anacağım sam brennan isimli tüccara götürdüler. sam brennan bunun önce şaka olduğunu sandı. sonra kendisi de marshall'la hızarhaneye gitti ve bir cam şişe dolusu altın toplayıp kasabaya geri döndü.

    peki sam ne yaptı biliyor musunuz? kasabaya geri döner dönmez önce piyasada ne kadar kazma, kürek, kazı aleti varsa tanesini ortalama 20 cent'ten satın aldı ve dükkanına depoladı. ardından elindeki bir şişe altını şıngırdata şıngırdata kasaba meydanında bağırdı: "hızarhanenin oradaki akarsuda altın var! zengin olmak istiyorsanız acele edin! her türlü ihtiyacınızı brennan pazarlama adi komandit ltd.şti'den karşılayabilirsiniz!"

    altını gören insanlar brennan'ın dükkanına akın etti. brennan, 20 cent'e aldığı malzemeleri %750 kârla sattı. altın avcıları su kıyılarında keseler dolusu altın topladı. ardından altın avcılarının sayısı binlere ulaştı.

    dalga dalga büyüyen altın hikayeleri doğuya, new york'a kadar ulaştı. fakat burada ilk başta kimse haberleri ciddiye almamıştı. abd başkanı james polk altın haberlerini resmi ağızlardan onaylayınca inanılmaz bir hareketlilik başladı. insanlar zengin olma umuduyla evlerini, işlerini ve geçmişlerini geride bırakıp yollara düştü. kimileri ailece göç ederken kimileri karısını ve çocuklarını bırakıp yollara düştü. göç etmek için para lazımdı. insanlar mal ve mülklerini, arsalarını ne varsa sattılar veya ipotek ettiler. birikimlerini bu yolculuk için harcıyorlardı.

    burada bir trajedi de ortaya çıktı. insanlar çalıştıkları tarlaları, hayvanları öylece bırakıp gitmişlerdi. tavuklar kafeslerinde, hayvanlar ahırlarda açlıktan öldü. kimi hayvan sürüleri serbestçe doğaya karıştı. ekinler kurudu. çiftlikler bakımsızlıktan viraneye döndü. altına hücum eden insanların önemli bir kısmı eğitimli değildi. o yüzden geride bıraktıkları hiçbir şeyi umursamadan zengin olma hayaliyle yollara koyuldu.

    1849 yılına gelindiğinde 300.000 (kimilerine göre cesur, kimilerine göre aptal) insan yollara düşmüştü. bunların yarısı deniz yoluyla kaliforniya kıyılarına ulaşmayı tercih etti. gemiyle boston ve new york'tan yola çıkan insanlar ya panama'ya kadar gidip, oradan aktarma yapıp san francisco'ya gidiyordu ya da taaa anasının gözüne, güney amerika'nın en uç noktası olan macellan boğazı'ndan dolaşıp koca kıta etrafında dolaşarak hedeflerine varıyordu. gemiyle yolculuk 4 ile 7 ay arasında sürüyordu.

    karadan gidenlerin işi de pek kolay değildi. demiryolu henüz batı'ya ulaşmamıştı. konvoylar halinde yola çıkan at arabalarıyla yolculuk 7 ay sürüyordu. insanların karşılarında sadece aşılması güç dağlar, ormanlar, nehirler ve çöller yoktu. salgın hastalıklar, yerliler ve haydutlar da tehdit oluşturuyordu. yine de bir şekilde kitleler halinde kaliforniya'ya ulaşmayı başardılar. bu göç hareketini gerçekleştiren kişilere 49'ers ismi verildi. (nfl ekibi san francisco 49'ers da adını bu göçmenlerden almaktadır.)

    800 nüfuslu san francisco kasabası bir anda büyümeye başladı. nüfusu 5 yılda 50.000'e ulaşacaktı. keza diğer kasabalar da hızla büyüyordu. akın edenler sadece abd'liler değildi. haberi alan meksikalılar, perulular, yahudiler ve tabii ki çinliler san francisco'ya akın etmeye başladı.

    büyüyen kentler yeni iş imkanları sunmaya başladı. kovboy filmlerinden aşina olduğumuz saloonlar, mağaza ve genelevler açılmaya başladı. ama asıl zengin olanlar yukarıda adını andığımız sam brennan gibi isimlerdi. sam brennan altın avcılarına malzeme satarak milyonluk servete ulaştı. ardından san francisco ve sacramento'da ucu bucağı görünmeyen arazileri satın aldı ve kendi bankasını kurdu.

    levi's bu dönemde ortaya çıktı. kazı yapan ve zor şartlarda çalışan göçmenlerin pantolonları parçalanıyordu. onlar için dayanıklı pantolonlar üretmeye başladı ve zengin oldu.

    john studebaker, fırsatları değerlendiren başka bir isimdi. uzun bir yolculuğa çıkacak göçmenlere at arabası satmaya başladı. ardından o kadar zengin oldu ki otomobil fabrikası kurdu.

    philip armour yine göçmenlerin gıda ihtiyaçları için konserve et işine girdi. sonrasında abd'nin en büyük et üretim şirketlerinden biri oldu.

    2015 yılına kadar dünyanın en büyük bankalarından olan wells fargo da 1852'de altın avcılarının güvenilir banka ihtiyacını karşılamak için kurulmuştu.

    yalnız yolunda gitmeyen bir şeyler vardı. girişimciler altın avcılarından çok daha fazla zengin oluyordu. altın avcıları ise ancak günlük ihtiyaçları kadar altın elde edebiliyorlardı. bazen bir gece baskınıyla soyulup öldürülebiliyorlardı. sadece soygunlar sebebiyle 4.000 kişi canından oldu. kanunsuz işler yapanlar da zamanında kendileri gibi zengin olma hayalleriyle bu topraklara göç eden fakat bütün varlıklarını yitirdikten yağmaya başlayan haydutlardı. bazen çevre çiftliklerden hayvan çalıyorlar, bazen banka soyuyorlardı.

    akarsu kenarlarında 500'den fazla kasaba kurulmuştu. bunların hemen hiçbirinde kanunlar işlemiyordu. gündüzleri omuz omuza çamur içinde altın arayan insanlar, aynı günün akşamı birbirlerini acımasızca öldürüyordu. mermiyle ölmeyenler ise kötü şartlardan ötürü bulaşıcı hastalıklarla mücadele etmek zorunda kalıyordu.

    peki sonrasında ne mi oldu? artık eskisi gibi yüzeyden altın toplanamıyordu. çok küçük bir kesim zengin olmayı başarabildi. çoğu insan ise sefalet içinde yaşadı. geldikleri topraklara dönemediler. bir kısmı tarlalarda bir kısmı demiryolları inşasında çalışmaya başladı. yerleşim yerleri terk edilerek hayalet kasabalara dönüştü.

    yine de ümitleri tükenmeyen bir kesim vardı. onlar da madencilik yaparak altını derinlerde aramaya başladı. madencilik işi oldukça riskliydi. yeterli teknik beceriye sahip insan sayısı çok azdı. pek çok altın avcısı göçük altında can verdi. ölen insanların önemli bir kısmı ise ağır şartlarda çalıştırılan çinlilerden oluşmaktaydı. bu arada madencilere kereste ve alet satan insanlar zengin olmaya devam etti.

    altın arayıcıları doğada inanılmaz bir tahribata sebep oldu. akarsuların yönleri değiştirildi. bölgesel kuraklık başladı ve ormanlık alanlar talan edildi. çinliler, yerliler ve diğer pek çok göçmen zulüm gördü. kölelikten farklı olmayan şartlarda çalıştırıldılar.

    neticede altına hücum başladığı hızla son buldu. sadece 10 yıl süren altına hücum geride sayısız sefil ölü beden bıraktı. sadece kafasını kullanan küçük bir kesim ile şanslı bazı altın arayıcıları zengin olabildi. hesaplara göre 350 ton altın çıkarıldı fakat bu altınlar küçük bir azınlık dışında kimseyi mutlu etmedi.

    alaska, rocky mountains ve kanada'da büyük ölçekli altına hücum gerçekleşti. bunların çoğu trajediyle son buldu. insanlar yollarda donarak öldü. yine küçük bir kesim dışında kimse mutlu olmadı. ama altına hücum sadece abd sınırlarında yaşanmadı. farklı dönemlerde dünyanın çeşitli yerinde görüldü ve bunların hemen hepsi hüsranla sonuçlandı.

    örneğin avustralya'da 1896 yılında yaşanan altına hücumda bir miktar altın bulunmuş ve insanlar göç etmişti. madenler açıldı. çoğunlukla kalaveritten oluşan işe yaramaz molozlar kasabaların inşasında kullanıldı. kaldırımlar, bacalar, evler, ocaklar inşa edildi. bir gece kamp ateşi başında oturan bir grup altın avcısı, ısınan kayaların içinden altın aktığını iddia edince kıyamet koptu. iddialara göre bir ton kalaveritin içinde ortalama 15 kilo altın vardı. insanlar önce madenlerin yakınındaki molozları yontmaya başladı. ardından kaldırımları, bacaları ve fırınları yontmaya başladılar. herhalde başarılı da oldular ki bundan sonra avustralyalı altın avcıları madenlerden çıkan her molozu işlemeyi adet edindi.

    bunun dışında venezuela ve brezilya'da altına hücum, afrika'da hem altına hem elmasa hücum yaşandı. fakat daha önceki yaşananlardan farklı şeyler olmadı. kafasını kullananlar zengin olurken kitleler halinde altın arayan maceracılar ise hüsranla karşılaştı. halen farklı coğrafyalarda benzer hikayeler duyabilirsiniz. mutlu olabilen insan sayısı azdır.
2 entry daha
hesabın var mı? giriş yap