şükela:  tümü | bugün
27 entry daha
  • sinema tarihinin en tartışmalı filmi hangisidir diye sorulsa üzerinde uzlaşılacak cevap muhtemelen d. w. griffith’in yönettiği 1915 yapımı “ the birth of a nation” filmi olurdu. filmin vizyona girmesinin üzerinden 100 seneden fazla bir süre geçti ama film hakkında konuşmaya devam ediyoruz ve edecekmişiz gibi de duruyor. “ the birth of a nation” tartışmasız şekilde bir propaganda filmi. propagandalığını yaptığı konu ise onu tartışmaya açık hale getiren meselenin ta kendisi.

    “ the birth of a nation”, kendi zamanı için bile oldukça ırkçı bir film. bilirsiniz bazı olayları kendi zamanında değerlendirmek gerekir diye yazısız bir düstur vardır. fakat bu düstur bu filmde kesinlikle işe yaramıyor. filmin utanıp sıkılmadan işlediği ırkçılık suçuna girmeden filme kısaca bir bakmakta fayda var.

    film, ilki iç savaş dönemi ikincisi ise yapılanma dönemi olmak üzere iki bölümden oluşuyor. filmin ilk bölümünde bizlere kuzeyli “stonemans” ailesi ve güneyli “cameron” ailesi tanıtılıyor. bunlar, iç savaş öncesi de birbirini tanıyan ve ziyaret eden iki ailedir. gördüğümüz kadarıyla iki ailenin de hali vakti yerindedir. özellikle güneyli cameron ailesinin pamuk çiftliklerinde çalıştırdıkları siyahi köleleri ile birlikte refah içinde yaşadıkları görülmektedir. ancak iç savaşın başlaması ile beraber işler karışır. bu iki ailenin erkek çocukları cephede karşı karşıya gelir. hatta kuzeyli aile bir erkek çocuğunu, güneyli aile ise iki erkek çocuğunu savaşta kaybedecektir. her iki aileden hayatta kalan erkek evlatların her biri ise diğer ailenin en güzel ve akıllı kızına âşık olacaktır. bunları bugün duymak size klişe gelebilir ama bu konuların 100 sene önce kullanılması o zaman için bir ilkti.

    filmin bu ilk yarısında ırkçılık babında göze çarpan pek bir şey yok. yani siyahi köleler o zamanlar nasıl yaşıyorlarsa filmin ilk yarısında o şekilde resmedilmişler. ne eksik ne fazla. filmde tartışma yaratan asıl mesele ikinci yarıdan itibaren başlıyor. iç savaş, güney’in mağlubiyeti ile sonlanmış ve güney’de yapılanma dönemi (reconstruction era) başlamıştır. kölelik resmi olarak son bulmuş ve siyahiler topluma kaynaştırılmaya başlanmıştır. bu anlardan itibaren ise film kelimenin tam anlamıyla gerçeklikten iyice kopar. siyahiler ellerinde silahlar ile kuzey’in de koruması altında güney’deki beyazlara terör estirmektedir! siyahi erkeklerin tek hedefi beyaz kadınlarla evlenmek, evlenemezlerse de onlara cinsel saldırı teşebbüsünde bulunmaktır! filme göre siyahiler modern hayata uygun varlıklar kesinlikle değildir. oy kullanmayı bile bilmemekte, üstelik oy kullanmasını bilen kültürlü güneyli beyazları da oy kullanmaktan men etmektedirler. güneyli beyazları siyahilerin bu zulmünden kurtaracak ise tek bir şey vardır. o da ku klux klan (kkk)’tan başkası değildir. kkk tam anlamıyla birer iyilik melekleridir. kadınlarına tecavüz etmek isteyen, mallarını ellerinden almaya çalışan ve canlarına kast eden siyahileri korkutarak ve aralarından bazılarını da öldürerek güney’e kaybettiği özgürlüğünü tekrar verirler!

    ve film mutlu sonla biter. siyahilerin şımarıklığına ket vurulmuş ve güneyli beyazlar bu aşağı ırkla! evlenmek gibi belalardan kurtulmuşlardır. filmin sonlarında da beyazlar oy kullanmaya gelen siyahileri silah zoruyla geri evlerine yollarlar. onların oy kullanmaya ne hakladır vardır ki!

    filme ben iki açıdan bakmak istiyorum. birincisi filmin bahsedildiği gibi sinemasal bir çığır açıp açmadığı meselesi. “ the birth of a nation” filminin sinemasal anlamda çok önemli bir yere sahip olduğu kesin. bunu tartışmaya bile gerek yok. vizyona girdiği dönemde müthiş bir gişe başarısı elde etmesi de onun yerini perçinliyor. ancak iddia edildiği gibi bugün filmlerde kullandığımız pek çok teknik konunun ilk defa bu filmde ortaya çıktığını söylemek en azından benim için çok zor. bunu kanıtlayacak ya da bunun aksini söyleyecek bir sinema birikimim ne yazık ki yok. bazı eleştirmenler (buna en bilinen eleştirmenlerden roger ebert de dâhil olmak üzere) “ the birth of a nation” filmini teknik anlamda sinemaya kazandırdıkları sebebiyle bırakın sadece amerika’yı dünya sinemasının da en önemli filmlerinden biri olduğunu dile getirirler. bazı eleştirmenlerse bu iddiaya şu yönden katılmazlar. onlara göre “ the birth of a nation” filminin kullandığı pek çok sinema tekniği, aslında ondan önce de başka filmlerde ve hatta d. w. griffith’in bundan evvelki filmlerinde bile kullanılmıştı. d. w. griffith’in asıl başarısı, elindeki büyük bütçenin de sayesinde tüm bu sinema tekniklerini tek bir filmde destansı bir şekilde anlatabilmesinden kaynaklanıyordu.

    tabi bunların yanında asıl konuşulması gereken konu, filmin tarihi çarpıtarak ele aldığı ırkçılık mevzusu. ne kadar doğru bilmiyorum ama söylenenlere göre bu film, kkk’nın gerçek hayatta tekrar canlanmasına ve eleman toplamasına yardımcı olmuştur. örneğin günümüzde de yaşayan en bilinen kkk üyelerinden biri olan david duke, örgüte eleman alırken hala bu filmi kullanmaktadır. bu filme yine spike lee’nin blackkklansman (2018) filminde de yer verilmişti. o filmde hatırlarsınız kkk üyeleri “ the birth of a nation” filmini izleyerek kendilerinden geçiyorlardı.

    son olarak filmin gözden kaçan şu faydasını da görmemiz gerekir ve sırf bu yüzden bile “ the birth of a nation” filmini izlemenizi tavsiye ederim. filmde işlenen safi ırkçılık aslında uzaydan gelmiş de filme konmuş bir mesele değil. bu ırkçılık bırakın o zamanı şu an bile insanların zihinlerinde mevcut. bu arada ırkçılıkla sadece amerikalıları da suçlamak istemem. aslında bu film üzerinden tüm dünyadaki her türlü ırkçılığa da bir bakış atabiliriz. filmi izlediğinizde aslında ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. filmde siyahilere biçilen rol o kadar komik ve mide bulandırıcı ki. filmde iyi olarak nitelendirebileceğimiz tek siyahi karakterler köleliği içselleştirmiş olan ve güneyli beyazların yanından ayrılmayanlar. bunların dışında kalan tüm siyahiler cahil, aptal, ırz düşmanı ve hainler. o kadar hainler ki onlara yardım etmek isteyen kuzeyli beyazların bile arkalarından işler çeviriyor ve yine o kadar hainler ki kendilerinin yanında olmayan siyahileri de eziyet etmekten çekinmiyorlar. zaten filmin tek bir sloganı var. tüm beyazlar birleşin. bu anlamda verdiği mesaj çok açık. filmin kuzeylileri kötü göstermek gibi bir niyeti de yok aslında. abraham lincoln filmde babacan bir adam olarak gösteriliyor ve öldüğünde de güneyliler en iyi arkadaşımızı kaybettik diye ağlıyor.

    film, siyahilerin var olan düzene hiçbir şekilde dâhil olmadığı ve köleliğe devam ettiği bir düzeni savunuyor. bu amaçla da kuzeyli beyazları da uyarmayı ihmal etmiyor. film açıkça, “bakın bu insanlar eğitilemez; o yüzden bizi ve fikirlerimizi bir an önce benimseyin. sizi bu tarz canlılardan ancak biz koruyabiliriz” demek istiyor.

    edit: sivil savaş yazan yerler iç savaş olarak düzeltildi.
1 entry daha
hesabın var mı? giriş yap