şükela:  tümü | bugün
610 entry daha
  • fenerbahçe'yle haberleri çıkınca biraz nostaljiye düşüren ve geleceğe dair düşünceleri bu noktadan yola çıkaran hoca.

    nostalji kısmı 98-99 sezonuyla ilgili değil, onun gibi milli takımla turnuva şampiyonu olma ünvanıyla gelmiş iki hoca ile ilgili: birincisi carlos alberto parreira, brezilya'yı şampiyon yaptığı 94 dünya kupası'ndaki 4-4-2'sini, fenerbahçe'de çoğunlukla aynı profilde oyuncuları kullanarak oynatabildi: görsel, iki sağlam stoperinin (ki kulüp tarihinin en iyi ikililerinden uche - högh) yanı sıra dunga'nın türk versiyonu hatta daha incecisi olan bir oğuz çetin'i, beklerde hücumcu ilker yağcıoğlu - erol bulut'u, kenarlarda zinho ve mazinho gibi oynatmak için ise hem hızlı hem üretken bülent uygun - tayfun korkut'u vardı.

    luis aragones ise ispanya'yı euro 08 şampiyonu yaptığı kanatsız 4-4-2'yi (kısmen 4-1-3-2 de denebilir) fenerbahçe'ye ilk başta hayalperest bir şekilde oynatmaya kalkmış; senna'yı istediği ama alamadığı için o an eldeki pas oyununa yatkın tek önliberoya razı olduğu claudio maldonado'nun yanına(evet yanına) xavi olması niyetiyle alex de souza'yı, kenarlara ise direkt kanat oyuncusu profilindeki uğur boral - kazım kazım ikilisini koyarak denemiş: görsel, ancak alex'in forvet arkasına + uğur ve kazım'ın da çizgiye kayan oyun stilleri sebebiyle istenen şekilden kopuk, o dönem için demode bir geniş baklava orta sahaya dönüşen takım haliyle istenen oyunu oynayamamış, kısa zaman içinde düzen yine fb'nin o dönem alıştığı 4-2-3-1 varyasyonlarına dönmek zorunda kalmıştı.

    özetle iki hoca arasındaki fark; parreira kendi düzenine uygun bir kadroya sahip olup ligde fark yaratan bir takım kurmuşken, aragones ise oyuncu stilini önemsemeden dikte ettiği sistemle faydasız bir başlangıç yapmıştı.

    buradan joachim löw'e gelirsek:

    löw de tıpkı parreira ve aragones gibi milli takımla kupa kazanmış bir hoca; gelirse bu titriyle gelecek zaten, 98-99'da yarım kalan hikayesi var falan diye değil :)) ancak diğer iki hocadan farklı olarak; löw'ün kupasının üstünden 7-8 sene geçti. parreira kupadan 1 sene sonra, aragones ise hemen aynı yaz gelmişti, kısacası ikisinin de başarılı olan düzenleri çok tazeydi. löw'ün milli takımla gidişatına bakacak olursak; euro 16'da yarı final, dk 18'de grupta elenme, euro 20'de ise çeyrek final olmak üzere geniş tabloda fena olmayan, ama düşüşte olan bir grafik bence.

    bu düşüşü bana esas düşündüren kısım ise; löw'ün euro 20'de almanya'ya oynattığı kısır oyun. kısır, çünkü dönemin 3-4-3 türevlerine uygun bir oyun oynatma maksadıyla kurduğu düzende, alman milli takımı'na has bildiğimiz hiçbir özellik yoktu; ne koştular, ne bastılar, ne dikine bambambam oynadılar... hiçbiri:

    löw'ün merkezdeki ikiliyi (rakiplerin merkez oyuncularına kıyasla) pasörlüğü ağır basan oyunculardan seçmesi, topsuz oyunda temposuz kalmaları sebebiyle öndeki forvet üçlüsünden kopuk kalmaları, bu yüzden kanat oyuncularının da yeterince katkı verememesiyle; bu iki maçta da bağıra bağıra yenileceğim diyordu almanya. fransa topsuz oyun temposu ile, ingiltere ise görece hızlı oyunu ile galip gelmeyi başarmıştı.

    3-4-3 türevini oynatırken genelde kendine geniş alanlar yaratman lazım; ki löw'ün elinde werner, gnabry, sane, havertz gibi bunu isteyen hücumcular vardı. ancak almanya hızlı top çevirememe + merkezde temposuz kalma sorunları yüzünden rakipler savunma aksiyonlarını çok kolay aldı ve almanya hep karşısında konsantre savunmalar gördü. dolayısıyla o saydığım hücumcular geniş alana çabuk geçilemediği için ya yalnız kaldılar, ya da arkadaşlarını beklerken rakip alan daralttı.

    o zaman da, yani 3-4-3 oynarken gafil avlamak yerine rakip sahada oyuna hükmetmek isteyen takımların, bazı ekstrem hamleler yapması gerekirken, almanya'nın ağır oyunu yüzünden löw'ün yaptığı en uçuk hamle matthias ginter'i üçlü defansın sağ stoperi yapıp, hücum ederken sağ beke kaydırmak + sol kanat gosens'i arka direğe göndermek ve ginter'in oraya açtığı ortalardan medet ummaktı. bunu da ancak portekiz gibi bu turnuvada top rakipteyken fazlasıyla defansif bir futbol oynayan, tüm takımca geriye yaslanan ve almanya'ya vakit tanıyan bir takıma karşı yapabildiler, yani portekiz yukarda bahsettiğim fransa ve ingiltere gibi rakibi her yerde bozmaya çalışan bir takım değildi.

    bu, löw'ün kayıtlara geçmiş en güncel hali. bu hali, modern futbola uymak isteyen ancak beceremeyen bir hal olarak gördüm ve açıkçası son dönemlerin en baba almanya kadrosunu, üstelik son dönemlerde hans-dieter flick'in bayern'i gibi bir örnek varken, löw gidip thomas tuchel'in chelsea'sini çatı belirleyerek kurguladı. bunda bana göre hatrı sayılır payı olan bazı sebepler vardı:

    - kadroda werner, havertz gibi hücumcuların olması
    - rüdiger'in 3'lünün sol stoperi olarak yaptığı yükseliş
    - gosens'in 3-4-3 sol kanadında yaptığı yükseliş
    - ginter'in savunma jokeri oluşu

    bu düzeni almanya'da son yıllarda zaten julian nagelsmann, lucien favre gibi, italya'da gian piero gasperini gibi hocalar da oynattı-geliştirdi, ama onların kadro yapıları buna uygundu. löw'ün elinde ise merkezde n'golo kante / mateo kovacic'i, veya forvet arkasında papu gomez / josip ilicic'i yoktu... oysa flick'in bayern'ini model belirleseydi; gnabry, müller, goretzka, kimmich, sane gibi elemanların alıştıkları şekilde oynadığı bir yerde almanya, bir robert lewandowski'si olmamasına rağmen daha baskın bir oyun çıkartabilirdi.

    (not: flick şu an alman milli takımının başında ve başka takımlardan oyuncular da bol bol seçiyor olsa da, bayern'i oynattığı gibi 4-2-3-1 tabanlı düzende oynatıyor, şu ana kadarki rakipler ölçü olmasa da, skorlar bir şeyleri biraz gösteriyor: görsel)

    zaten yeni nesil 3-4-3 türevi oynatmak, içini doğru doldurmadığın sürece modern bir iş değil, aksine felakete sürükler. işte almanya'nın euro 20'de aldığı sonuçlar olmasa da, oynadığı oyun bence felaketti.

    o yüzden, biz yine de parreira ve aragones örnekleri gibi, löw'ün kupayı getiren oyun düzeninden, yani dk 14'te oynattığı oyundan ilerleyeceğini varsayarak gidelim; çünkü diğer taraftan, o günkü kadro yapısı bugünkü fenerbahçe'yle biraz benzeşiyor. yani o dönemki oyunu bugün belki güncel değil, ama en azından o düzeni türkiye standartları içinde oynatmaya uygun bir kadrosu olacak diyebiliriz.

    öncelikle dk 14'teki oyun kesinlikle bir önceki dünya kupası'na göre daha gösterişsizdi, ama dk 10 gibi 2000'lerin birikimi olan bir turnuva yerine (ki en flaş galibiyeti, maradona'nın demode şekilde oynattığı arjantin'e karşı almışlardı), trendlerin değiştiği 2010'ların göbeğinde alınmış bir başarıyı daha ciddiye alıyorum kendimce. zira löw'ün elinde bu sefer yine mesut ve khedira vardı, ama 2010'dan beri real'de jose mourinho'nun tempolu tornasında bilenmişlerdi, josep guardiola'nın elinde jokere dönüşen lahm, boateng gibi elemanlar, ve öncesinde zaten jupp heynckes'le arşa çıkan t.müller, schweinsteiger, jürgen klopp'un el emeği götze, grosskreutz, durm... dönemin değişimlerinin bizzat çarkı olan elemanlardı.

    yine de, löw bu malzemelerden evvela bir çorba yaptı; biraz guardiola, biraz mourinho, biraz heynckes... diye diye grup maçları + son 16 turu çeşitli denemeler ile geçti; savunma dörtlüsünün dördünün de stoper kökenli olurken, öte yandan jerome boateng'in bek oynadığı da oldu, thomas müller'in tek santrfor oynadığı da oldu, mesut özil'in sağ kanatta ters ayakla oynadığı da oldu, phillip lahm'ın önlibero oynadığı da oldu... derken löw en doğru düzeni çeyrek finaldeki fransa maçıyla birlikte buldu:

    savunma dörtlüsündeki stoper kökenli oyuncu sayısının lahm'ın sağ bek oluşuyla azaldığı, schweinsteiger'in önlibero, khedira'nın sağ iç, müller'in sağda - mesut'un solda farklı görevlerle oynadığı, en uçta klose'nin olduğu, kağıt üstünde 4-3-3 diyebileceğimiz bu düzende almanya özellikle sami khedira'nın yarattığı dinamizm + önde baskı + ceza sahasına şok girişler yapmak gibi katkılarıyla rakiplerin oyun odağını kendi kalelerine yaklaştırdı. bu odağı toni kroos güzel işlerken, geçişlerde ise, öne çıkan savunma çizgisinde boateng - hummels ikilisinin daralttığı alanlarda kapılan topların ilk adresi genellikle sağdaki thomas müller oldu.

    bu dar oyunun elbette defoları da vardı; özellikle mesut özil'in kanadında verilen boşluklar + sol bek benedikt höwedes'in bu anlarda artan savunma yükü sebebiyle, erken kopan 7-1'lik flaş brezilya galibiyeti haricinde rakipler gerek almanya'nın savunma arkasına sızabildi, gerekse mesut-höwedes arasından hücum geliştirme fırsatları buldu.

    bu yeni oyun brezilya'ya sahayı dar ederken, fransa ve arjantin'e çokça savunma arkasına sarkma + kontra fırsatı verdi, ama o dönemin trendlerinin değişim merkezi olan almanya, o değişimlerin bizzat çarklarından olan oyuncularıyla yakaladığı momentumu iyi değerlendirdi ve fizik güç + sonuçlandırma konularındaki üstünlüğünü ortaya koymayı başararak kupayı aldı.

    bu düzeni fenerbahçe'nin mevcut kadrosuna + minimum transfer gereksinimiyle uyarlamaya çalışırsak: görsel

    yaptığım eşleşmedeki en absürt olanları sıralayacak olsam phillip lahm - ferdi kadıoğlu, sonra hummels - luiz gustavo, sonra da khedira - mert hakan yandaş. başta dediğim gibi minimum transfer ile düşündüğüm için, bu 3 oyuncu da türkiye şartları içersinde en azından bu sezon sonuna kadar bu görevleri belli taraflarından da olsa yapabilir mi, veya löw de böyle düşünür mü, diye düşündüm. bunlar oturursa, geriye sadece iyi bir santrfor transferi kalır (kimsenin satılmaması halinde tabii).

    diğer bazı eşleşmeleri kendimce açıklayacak olursam:

    - attila szalai: tıpkı höwedes gibi stoper kökenli, ivmesi düşük olsa da geniş alanda hızını bulan sol savunmacı

    - miguel crespo: schweinsteiger kadar pozisyon bilgisi veya kalabalık orta sahalara karşı oynayabilme kabiliyeti olmasa da oyun stili açısından benzerlik taşıyan tarafları var; dinamizm + diri oyuncu ihtiyacını karşılama gibi

    - enner valencia: müller'in rakip savunmalara karşı ayakta kalarak koyduğu "forvet fiziği" ittirmesini yapamayacak olsa da, boşlukları değerlendirme, ön alanda pres, direkt tehlike/topla buluşma oranının kadrodaki diğer oyunculara oranla yüksekliği gibi konularda kağıt üstündeki en iyi seçenek

    geri kalanı zaten tahmin ettiğiniz gibi.

    yani parreira ve aragones örneklerinden yola çıkarak geldiğimiz bu noktada; löw eğer gelirse onlar gibi kariyerindeki en yüksek mertebeye çıkaran düzeni -aradan zaman geçmesine rağmen- seçmesi halinde fenerbahçe'nin kadrosuna uyarlaması kolay olur. ama yok, euro 20'de hiç de başarılı uygulatamadığı 3-4-3'le, üstelik iyi tanıdığı mesut'u çoğunlukla oynatacağı bir 3-4-3'le gelecekse hiç gelmesin bence.
85 entry daha

hesabın var mı? giriş yap