şükela:  tümü | bugün
90 entry daha
  • akademinin görmezden geldikleri de arada kaynamasın.

    c'mon c'mon (orijinal senaryo dalında aday olabilirdi)
    jesse, anne ve babası kendi sorunlarıyla boğuşurken bir süreliğine dayısına (joquin phoenix) emanet edilir. belirli süreler belirsiz sürelere dönüştükçe johnny ve jesse'nin ilişkileri güçlenir, aralarında muhteşem bir bağ kurulur. çok sade, çok sakin, siyah beyaz ve yumuşak tonlarda bir sinematografi ile bilhassa dayı/amca olanları can evinden vuran bir yapım. adaylık alamamasına en şaşırdığım film bu oldu. kesinlikle yılın en iyilerinden biri.

    bergman island (orijinal senaryo dalında aday olabilirdi. ulan insan bergman'ın hatrına prodüksiyon tasarıma alır bari)
    efil efil orta-üst sınıf havaları estiren filmde, bergman'ın yaşadığı ve filmlerini çektiği yerleri ziyaret eden, bu süreçten bir tür zihinsel arınma ile çıkmayı planlayan bir çifti izliyoruz. bergman'ın evini, kendi küçük sinemasını, bazı filmlerin çekildiği alanları, bazı yerlerin neden ve nasıl yok olduklarını da görme şansımız oluyor. bu arada diyaloglar içinde bergman övgüleri ve yergileri dinlemek mümkün. iyi bir saygı duruşu olduğu muhakkak.

    le sommet des dieux (animasyon)
    everest dağı'na takıntılı iki dağcı ve bir fotoğrafçının etrafında gelişen, tutkunun ve azmin insanları nereden nereye sürükleyebileceğini görmek açısından çok başarılı bir animasyon. çizimler başarılı. öykü kısa olmasına rağmen doyurucu. raya and the last dragon ve encanto'dan çok daha iyiydi. netflix'ten the mitchells vs. the machines yerine de alınabilirdi. ayrıca bu dalda favorim luca olsa da oscar'ın flee'ye gideceğini zaten herkes biliyordur.

    pig (en iyi erkek oyuncu)
    gerçek anlamda bir domuzun peşine düşülmesiyle birlikte soluksuz ama bir o kadar sakin bir hikâyeye ortak olduğumuz filmde, nicolas cage, ev taşımasında buzdolabını tek başına sırtına vurup üç kat taşıyan arkadaş gibi filmi sırtına vurup başından sonuna kadar taşıyor. adaylara bakıyorum ve javier bardem'ın orada ne işini olduğunu sorguluyorum. bardem'ı çok severiz, sayarız ama orası nicolas cage'in yeriymiş.

    the last duel (en iyi film*)
    aynı zamanda kurosava'ya da büyük bir saygı duruşu sunan bu dönem filmi, teknik açıdan zaten çok başarılıydı. atmosfer, görüntü yönetmenliği, sırıtmayan oyunculuklar ve olay örgüsü ortaya iyi bir film çıkarmıştı.
    *başka bir zaman olsa belki en iyi filme aday olmayabilirdi ama don’t look up, king richard ve bir açıdan nightmare alley'in olduğu listede gayet olabilirdi.

    the card counter
    bu filmi komple görmezden gelmişler. rezalet. en iyi filme de en iyi sinematografiye de aday olabilirdi. şansımı zorlasam en iyi erkek oyuncu listesine bir sokabilirdim. filmde, geçmişin travmalarıyla beraber yaşayan eski bir askerin, dikkatini kumarbazlık üzerinden toplamaya çalışmasını, ama aslında masadaki kartlar ve paralar dahil hiçbir şey umursamaması, yalnız kalma çabası ve kalamamasını, ilginç alışkanlıklarını sergilemesini izliyoruz. temposu düşük, işlenişi iyi, oscar isaac gayet başarılı.

    annette (en iyi yönetmen)
    dopdolu, tutkulu ve acımasız bir müzikal. genel olarak çok sevilmese de ben çok sevmiştim. belfast'ı her ne kadar çok sevmiş olsam da en iyi film adaylığı belfast için yeterliydi. en iyi yönetmen kısmında kenneth branagh'ın yerine leos carax'ı görmeyi tercih ederdim.

    nine days
    d*n't lo*k *p'ın aday olabildiği orijinal senaryo dalında aday olabilirdi. şaheser değildi ama adaylara bakınca da bazılarından çok daha iyiydi. filmde ise, insanların doğmadan önce iş görüşmesi tarzında görüşmeler yaptıkları bir yerde, yaşama dair görüş ve düşünceleri alınıyor. bu görüşmeler dokuz gün sürüyor ve dokuz günün sonunda bir karar veriliyor.

    moda dünyasının tam kalbinden film çekip en iyi kostüm dalında adaylık alamayan house of gucci ekibini de ayrıca kutlarım. özel çaba gerektiren bir başarı.
444 entry daha
hesabın var mı? giriş yap