şükela:  tümü | bugün
1 entry daha
  • novum testamentum, secundum matthaeum 16.24: "tunc iesus dixit discipulis suis si quis vult post me venire abneget semet ipsum et tollat crucem suam et sequatur me."
    (incil/yeni ahit, matta 16.24: "sonra isa, öğrencilerine şunları söyledi: <<ardımdan gelmek isteyen kendini inkar etsin, çarmıhını yüklenip beni izlesin.>>")
    [http://biblos.com/matthew/16-24.htm ; http://tur.scripturetext.com/matthew/16.htm]

    jon r.w. stott'ın the cross of christ'inde şöyle denir: "çarmıh hem kendimize hem de tanrı'ya yönelik davranışımızda devrim niteliği taşır. bundan ötürü çarmıh topluluğu, kutlama topluluğu olmanın yanısıra kendimizi anlamaya önem veren bir topluluktur." gerçekten de insanların, kendilerine bu denli dönüş gerçekleştirmesi aslında bireyleşme olarak da görülebilir. ancak "inanma" aşamasında böyle bir durum söz konusu değil. şöyle demek lazım, insan kendine dönmeden, kendini nasıl verir? buradaki teslimiyet yani veriş durumu tanrı'ya yöneliktir. tanrı'ya yönelebilmesi için insanın evvela kendine dönmesi ardından da kendini teslim etmesi gerek. yeni ahit'in özellikle de eski ahit'ten (vetus testamentum) ve kuran'dan ayrıldığı nokta da bana kalırsa budur. insan daha çok kendine yönelik öğütlerle karşılaşır. bu çok insani bir statüdür. insanın kendini keşfi, kendinden taşması ve teslim oluşu, bütün bunlar aslında toplum huzurundan ziyade bireyin huzuruna yöneliktir.

    elbette ki eski ahit'te ve kuran'da da bireyin huzuruna yönelik nasihatlar vardır. ancak yeni ahit'te bu daha aşikardır. isa'nın aşırı derecede ön plana alınmış olmasının getirisi olarak, kutsal kitap okuyucuları yeni ahit'te daha çok sorguya girişirler, kitap sorguya imkan tanır yani. "kendini inkar etmek" bahsi de bu yüzden insanı mutlak hakikatten uzaklaştıran egemen sisteme karşı bir direnişi gösterir. şöyle ki, isa'nın en tepede alıntıladığım "ardımdan gelmek isteyen kendini inkar etsin, çarmıhını yüklenip beni izlesin" sözüyle kastedilen biat etmiş olan insanın da çağının yaygarasından, gürültüsünden, pisliklerinden tıpkı isa'nın kendi çarmıhını taşıyarak "çileye mecbur" olması gibi, sıyrılmasıdır. bu sıyrılış nasıl olacak? her gün yeniden ve yeniden tazelenerek olacak. (bkz: güneş her gün yenidir) bu, her gün yenilenen çile bahsine yunan 'daki prometheus hikayesinden aşinayız. (http://books.google.com/…giwgjp43ldq&hl=tr#ppr7,m1) işin tuhafı, orada da prometheus, insan doğasının bir imajıdır tıpkı idol isa gibi. sadece bu örneğe değil genel olarak yeni ahit'e baktığımızda doğal olarak yunan mitolojisinin ve düşünüşün (felsefesinin) etkisini görürüz. (http://books.google.com/…5nsimcmoliiggz_i3ldq&hl=tr) o dönem için düşünürsek, bu kaçınılmaz bir durumdur.

    tekrar isa'nın insanlardan kendilerini inkar etmelerine dönersek; şurası açık ki, isa insanlarından ölmelerini istiyor. seven reasons why a scientist believes in god bahsinde de dile getirmiştim: "(ölüm korkusundan kaçmak için) tanrı'ya sığınıyorsun. bu sığınma, seni teselli ediyor. çünkü öldükten sonra bu yaşamdaki acıların mükafatını başka bir yerde alacağının garantisine kavuşmuş oluyorsun. ancak sonunda tanrı senden yüce bir gaye için ölmeni, kanını akıtmanı istiyor, bunun cennetin anahtarı olduğunu söylüyor. bir açıdan ölüme alış(tırıl)mış oluyorsun. alın size devasa bir paradoks." (#13405886) evet gerçekten de bir paradoksla karşılaşmış oluyor biat eden insan. ebedi huzur ve mutluluk için (bu aslında ölüm duygusunun yarattığı korkudan olabildiğince kaçınmadır) sığındığın tanrı ve büründüğü suret olan oğul isa "kendini inkar et" diyerek "mutlak teslimiyet"e seni hazırlıyor. bu teslimiyete dair stott'ın özeti harikulade ölçüde açıklayıcıdır:

    "kendimizi inkar etmek demek, petrus'un isa'yı üç kez inkar etmesi gibi, bizim de kendimize öyle davranmamızdır; ikisinde de aynı fiil (aparneomai) kullanılmıştır. petrus, mesih'i dışlamış, reddetmiş ve o'na sırtını dönmüştür. kendimizi inkar etmek, çikolatayı, keki, sigarayı veyahut kokteyli bırakmak değildir; kendimizi inkar etmek demek, kendimizi dışlamak, kendi yolumuzu çizme hakkından vazgeçmektir." (a.g.e., 11. bölüm)

    bir başka din alimi ise şöyle diyor: "kendimizi inkar etmek, benmerkezli putperestliğe sırt çevirmektir." (c. e. b. cranfield, markos, p. 281)

    benim gerek isa'dan gerekse genel hatlarıyla hiristiyanlıktaki teslimiyetten anladığım şey ise en başta söylediğimle paralel olarak (doğaldır ki) insanın kendini keşfi, kendinden taşması ve teslim oluşu, kendisinin kurtuluşudur. bu her alanda böyledir, hiristiyan olun olmayın, müslüman olun olmayın, ateist olun olmayın, ne olursanız olun, kendinize döndüğünüz vakit dünyevi olana minimum ölçüde hasretle bakarsınız. hatta pagan dünyasında özellikle de roma yakasında daha serpilip gelişme imkanı bulan stoik felsefe bile aynı şeyi öne sürüyordu. kleanthes'te, zenon'da hep insanın kendisiyle uyumu, doğayla da uyumu demekti. paganda doğasıyla / hiristiyanlıkta tanrı'sıyla barışan insanın kaderinde dünyanın matteria'sı önemli bir yer kaplamaz. burada özgürce seçim hakkından vazgeçmek demek, aslında canı, ruhu kurtarmak demektir. en yukarıda alıntıladığım bölümden sonraki ifadeler de bunu gösterir zaten. "25. canını kurtarmak isteyen onu yitirecek, canını benim uğruma yitiren ise onu kurtaracaktır. 26 insan bütün dünyayı kazanıp da canından olursa, bunun kendisine ne yararı olur? insan kendi canına karşılık ne verebilir?" (novum testamentum, secundum matthaeum 25. qui enim voluerit animam suam salvam facere perdet eam qui autem perdiderit animam suam propter me inveniet eam; 26. quid enim prodest homini si mundum universum lucretur animae vero suae detrimentum patiatur aut quam dabit homo commutationem pro anima sua.)

    yani şu süreç işler:

    1- insan kendini inkar eder. (günahlarını, hatalarını, yanılgılarını bir kenara koyar; aza / hatta hiçe tamah eder)
    2- böylelikle kendini kurtarır. (ruhunu kurtarır)
    3- idole uygun bir şekilde gerektiğinde ölüme bile gidebileceğini göstermiş olduğundan artık serbest bırakılır. (özgür kalır)
    4- insan dünyayı küçümsemiş olur. (contemptus mundi)

    bonus: nietzsche de yukarıdaki 4 durumu, yaşama alanının daraltılması olarak gördüğünden din adamlarından ve dünyayı "hiç" olarak gören her türlü zihinden nefret eder. yani nietzsche'de "kendini inkar etme" lanetlenir (zerdüşt'te bunu açıkça görürsünüz, ahlakın soykütüğü'nde yahudilik de lanetlenmelerden alır nasibini), çünkü isa'nın "kendini inkar et" dediği insan nietzsche 'ye göre "maymunla üstün insan arasında gerili bir ip"tir. böyle bir ipin de kendini inkar etmesinden ziyade, tanrı'yı öldürerek işe girişmesi ve egemenliği eline alarak yaşamı daha anlamlı kılması elzemdir. işin tuhafı nietzsche gibi yaşama/düşünme alanının daraltılmış olmasından dolayı sokrates'i ve hiristiyanlık müessesesini yerin dibine sokan özgüven sahibi, yaşamaya tutkulu bir şekilde bağlı bir adamın okuduğunu anlama özürlü çoğu kişi tarafından "nihilist" olarak değerlendirilmesidir. onların da ilacı şuradadır efendim: #10664557
    (nietzsche ve nihilizm konulu entirimi alıntılayarak benden "değerli üstad" şeklinde bahseden burhan'a da [kimdir, nedir?] bir çift sözüm var: burhan, oğlum okuyorsan eyvallah, estağfurullah! http://oznefelsefesanat.blogspot.com/…le-haber.html )
1 entry daha