şükela:  tümü | bugün
  • er kişinin playstation 3 sahibi olduktan sonra yaşadığı en büyük karın ağrısı, oyun seçimidir. çünkü holding sahibi olunmadığı sürece playstation 3 oyun koleksiyonu yapmak hıyarlıkla aynı anlama geliyor. en ucuzunun, kötüsünün bile 70 lira civarında satıldığı bir oyun konsolundan bahsediyoruz sonuçta. sistem de halen kırılmadığı için, istekli veya isteksiz olsun bu cihaza sahip olan herkes orijinal oyun almak zorunda kalıyor.

    hal böyleyken, bu oyunların temsil etmiş olduğu değer çok rahat bir şekilde bir borsayı oluşturacak hale geldi. gittigidiyor sitesini açın bakın, ikinci el oyunların bile nasıl bir fiyatta satıldığını göreceksiniz. "sadece iki kez oynadım tertemiz" diyeninden tut da "sadece kapağını açtım baktım çok güzelmiş, aynen geri satıyorum" diyenine kadar bir sürü geçirgen mücahit dolaşıyor ortalıkta. oyun almak işkenceye dönüşüyor, maddi durumun kısıtlı imkanlarıyla alınan oyunlar bir an önce bitirilmeye çalışılıyor. şayet satış zamanı uzarsa fiyat düşecek. edilen zarar rakamı büyüyecek. alınan oyunun muhafazası da ayrı bir problem. diskinden kutusuna ayrı bir itina göstermek gerekiyor. oluşabilecek minicik bir zarar, oyunun satış fiyatını çok kötü etkileyebiliyor.

    açık artırma ve satış sitelerine bakıldığında da fiyatların çok oynak olduğu görülebiliyor. 130 liradan satışa çıkan bir oyun, bir hafta sonra 85 liraya düşebiliyor. fakat ne hikmettir ki aynı oyunu bir hafta daha geçtikten sonra 100 liraya ancak alabiliyorsunuz. e bu durum da aslında, ps3 oyunlarının ayrı bir borsa şeklinde değerlendirilmesine imkan veriyor...

    işte bu zor şartlar ve düşünceler içindeyken geçenlerde markete alışverişe gittim. listedekileri doldurdum sepete, geçtim kasiyerin karşısına. o her zamanki mekanik hareketlerle ürünlerim birer birer okuyucudan geçmeye başladı. ürünleri aldım poşete koydum. kasiyer hanım kızımız büyük bir rahatlıkla "115 lira yetmiş kuruş" dedi. bir yandan kredi kartımı uzatırken diğer yandan da poşetlerin içine bakıyorum. 8'li tuvalet kağıdı var mesela. alıyorsun, kıçını silip klozet deliğine atıyorsun. hayatında enteresan bir yeri veya değeri kaplamıyor. elma sirkesi mesela. ne sikime yarıyor lan bu? elma desen değil, sirke desen değil. yarak gibi bişey. salataya döküyorsun sanki dünya yerinden mi oynuyor? olmasa da olur ama yine gidip alıyoruz amına koyim. sonra diğer poşete şöyle bir göz atıyorum, içim daha da kararıyor. deterjanın etiketinden bana bakan o yavşak ayıya deli gibi girişmek istiyorum. amına koyduğumun lavantalısı, eşek yükü gibi para ödüyoruz. neymiş, çamaşırları yumuşatıyormuş. geçen gün rengini açtın gömleğin eşoğleşek? ulan dünyanın parasını alıyorsunuz bir de gidip giysilerimizin ağzına sıçıyorsunuz...

    şimdi ben niye böyle sinirlendim? aldığım ürünlere niye bok atmaya başladım? çünkü kasiyer kızın ağzından dökülen "115 lira yetmiş kuruş" benim iflahımı sikti. ben o parayla metal gear solid 4 alıp ortamlara akabilirdim. veyahut call of duty 4 ile çatışmanın ortasında heyecandan çıldırabilirdim. 115 lira nereden baksan 2 tane ikinci el oyun yapar. 115 lira ile virtua tennis 3 ve fight night round 3 alınabilir. 115 lira ile her şey yapılabilir. 115 lirayı götüme bile sokabilirim zerre umursamam ama elma tadı vermeyen elma sirkesine, kıçımda pişik yapan tuvalet kağıdına, yumuşatmayan yumuşatıcıya gidince bu para içim yanıyor be arkadaş içim yanıyor...
14 entry daha