2687 entry daha
  • erşan kuneri'nin ayrı filmi ne zamandır konuşuluyor. o nedenle beklenti hayli yüksek ancak gora 2004'te yayınlandı desek arada geçen 18 senede çok şey değişti diyebiliriz. ülkedeki mizah değişti, film yapma anlayışı değişti, dijital platformlar geldi, cem yılmaz'ın kendisi bile değişti. bu nedenle gelen ürünün ne olacağı tam bir bilinmezdi. şimdi yayınlanan 8 bölümün ardından dizi nasıl olmuş bir bakalım.

    --- spoiler ---

    ilk önce hikaye yapısından başlayalım. benim sözlükte de daha önce çok söylendiğim üzere dijital platformlara yapılan işlerde bölüm ve tema yazımı bir türlü oturmadı. yani her bölümün kendi teması olacak ve bir takım günlük olayların yanında sezonun genel hikayesine katkı sunan şeyler izleyeceğiz temel mekanik bu aslında. bunda ısrarım neden? çünkü birincisi böyle olmayınca dizinin süresi 6 7 saat diyelim, 7 saatlik tek bir film izliyormuşuz gibi oluyor ve bu yapıyı hem takip etmesi zor, hem de izlemesi yorucu oluyor. bakın mesela yurt dışında bu olay standart gibi bir şeydir. six feet under'ından sopranos'una kadar bütün diziler bu mekaniği takip eder.

    erşan kuneri'de sanırım ilk defa bu mantığı kullanmaya başlamışlar. çünkü her bölümün farklı bir teması var. ancak burada da iki sorun doğuyor. birincisi bölümlerin arasında devam eden genel bir bağlantı yok. yani simpsons bölümleri gibi neredeyse her bölüm birbirinden bağımsız. ki aslında bu da bir komedi drama için çok problem olmazdı ama erşan'ı karikatür halinden çıkarıp drama karakterine çevirince episodik yapı kopukluğa sebep oluyor.

    bu da karakter değişimiyle ilgili aslında. erşan, gora'da hatırladığımız üzere kendini kabul etmiş bir karakterdi. burada ise seks filmleri yapmak istemiyor artık. bu değişim de onu bir drama karakteri haline getiriyor ama erşan neden değişmek istiyor onunla ilgili bir açıklama yok. bu da aslında çok temel bir drama mekaniği. bütün dramalarda ana karakter standart hayatına devam ederken onu değişime iten bir iç ya da dış bir motivasyon olur. erşan'da ise bu motivasyon yok. mesela hapisten çıktıktan sonra sinema piyasasının değiştiğini görse, yaptığı işlerin küçümsendiğini ve dalga geçildiğini anlasa, daha sonra aldığı ikincilik ödülünü hatırlayıp lan ben bir film yaparım hepinizin ağzı açık kalır moduna girse karakter ile daha tutarlı bir bağ kurabilirdik. şimdi diyeceksiniz sinan bahsettiğin adam erşan kuneri, ne bağ kurması ne dramatik değişimi. de burada izlediğimiz karakter gora'da gördüğümüz karakter değil ki artık. baya drama içinde yazılmış bir karakter ve bu standartlara uymuyorsa uymuyordur bununla ilgili yapacak bir şey yok.

    bu da aslında bir nebze görmezden gelinebilir bir durum ama bölümlerin asıl can sıkıcı noktası yapılan parodilerin incelikli olmaması. şimdi röportajlarına, stand-up'larındaki gözlemlerine baktığınızda cem yılmaz'ın ne kadar zeki bir insan olduğunu fark edebiliyorsunuz. parodi işinde de gayet iyidir kendisi. taa bir tat bir doku zamanlarında bile star trek ile dalgasını geçmiştir. hah işte burada da parodi yaparken insan cem yılmaz'dan kimsenin göremediği gözlemleri yapıp bize aktarmasını bekliyor. mesela ilk bölüm olan kuru murad, evet izlemesi eğlenceli ama 4 tane cüneyt arkın filmi izlemiş olan herkes bu kadar espri üretir. dizinin asıl problemi de burada aslında. beklediğiniz mizahı size sunamıyor tam olarak.

    mizahı nereden üretiyor derseniz orası biraz problemli. şimdi insanlar dizide çok küfür var demiş ama seks filmleri üreten insanları anlatan bir dizide bu kadar argonun olması normal. çünkü bu evrendeki insanların doğalı bu. ancak gelir de espriyi imalardan, kelime şakalarından çıkarırsan yani insanların buna gülmesi zor artık. çünkü dürüst olmak gerekirse sığ bir yöntem bu. halbuki insanların doğalını bu şekilde yazıp normal hayatla kontrastlarını gösterseler durum komedisi gibi bir sonuca ulaşırdık ki o da ne bileyim bir the office örneğinde olduğu gibi en kaliteli mizah türlerinden biridir aslında.

    dizinin bir de teknik yönüne bakalım. şimdi imkan olarak bakarsak cem yılmaz türkiye'deki en kaliteli ekipmana ve teknik ekibe ulaşma şansına sahip insan diyebiliriz. hem isminin marka değeri yüksek hem de bütçe konusunda ne gerekiyorsa yatırım yapma gibi bir huyu olduğunu biliyoruz. bu nedenle dizi de aşırı kaliteli çekimlere sahip. ancak şöyle bir sıkıntı var. dizi reklam filmi gibi aşırı parlak renklere sahip. her sahne çok fazla aydınlatılmış ve her sahnede en az iki üç farklı ışık baskın şekilde kullanılmış. ha işte buna bu dizide gerek yok. çünkü bu dizi 1981'de geçiyor ve o dönemin filmlerinde renkler genelde biraz soluktur. (gerçi arzu film falan filmleri restore edip youtube'da yayınlayınca bu algı değişti ama o zamana kadar gözlerimiz o soluk renklere alışmıştı bile) bu nedenle parlak renkler yerine biraz soluk renkler hem diziye anlatım olarak hizmet ederdi hem de bizim gözlerimiz bu kadar yorulmamış olurdu.

    --- spoiler ---

    sonuç olarak dizi beklentilerimizin altında kaldı diyebiliriz. gerçi bir ali baba ve yedi cüceler kadar sıkıcı değil. en azından konuları hızlı hızlı geçtiği için akıcı bir anlatım olmuş. dizi de genel olarak eğlenceli. belki diziyi cem yılmaz değil de başka biri yapsa bu kadar üzerine gelinmezdi diye düşünüyorum.

    bir de bu yazıdan önce evde oturup kısa bir değerlendirme yapmıştık. sonra dedik ki kayıt falan da alalım. onu da youtube'a attık. bakmak isterseniz linki de burada.

    https://youtu.be/an1ekfgtwru
2507 entry daha
hesabın var mı? giriş yap