şükela:  tümü | bugün
2 entry daha
  • kılıçdaroğlu'nun dedesi olduğu gibi sarı saltuk'un da şeyhidir seyyid mahmut hayranî. muhtemelen rifailik mensuplarından olan seyyid mahmud'un hayli garip bir taşıma aracı ve aksesuarının olduğu anlaşılıyor hacı bektaş veli'nin vilâyetnamesindeki şu yazılanlardan (can yay, 2006, s. 96):

    "hacı bektaş'ın ünü her yana yayılmıştı; her taraftan erenleri görmeye geliyorlardı. akşehir'de, seyyid mahmut hayranî derler bir er vardı. bu er birgün, bir arslana bindi; bir yılanı da kamçı yaptı; ve üç yüz mevlevi dervişiyle hünkâr'ı görmek için yola çıktı."

    ortamın acayip derecede fantastik olduğunu düşünenler hacı bektaş'ın neye bindiğini henüz duymadılar:

    "sulucakarahöyük'e yaklaşınca, durumu hünkâr'a haber verdiler;
    - aliler sırtı'na yaklaştı, dediler.
    hünkâr,
    - o gelen kişi canlıya binmiş, biz cansıza, binelim, dedi.

    kızılcahalvet yakınında bir kızıl kaya vardı; bir dam duvarı kadar büyüklü. hemen o kayanın üstüne çıktı ve
    - ey kayacık, tanrı'nın izniyle o gelen erenlerden yana yürü, buyurdu.
    kaya, o an kuş uçar gibi gürleyerek aliler sırtı'na doğru yol almaya başladı. bu nedenle o kayanın başı, tıpkı bir kuşa benzer.

    öte yandan seyyid mahmut hayrani, arslan üstünde, elinde yılan gelirken, hünkâr'ın bir kayaya binmiş, yürütüp gelmekte olduğunu gördü.
    - er nazarında küstahlık, edepsizlik etmişiz", deyip arslandan indi, yılanı da elinden attı.
    hünkâr, kayaya "dur!", dedi, kaya durdu. seyyid mahmut ile dervişler, hünkâr'ın eline ayağına düştüler."

    nevşehir kırsalında adeta bir marvel evreni kafası yaşayan bu insanlar ne içtiyse aynısından içmek isteyenler illaki olacağından dumanlı formülü bırakıyorum buraya:
    (bkz: ardıç ağacı/15)
hesabın var mı? giriş yap