şükela:  tümü | bugün
2 entry daha
  • yaklaşık 20 yaşıma kadar hayat kalitemi ciddi derecede düşürmüş, aşmak için çok çetin mücadeleler verdiğim ve azalarak neredeyse yok kerteye ermiş fobik düzeyde kağıttan tiksinme hali. üstelik okumayı çok seven bir çocuk olarak, adeta allahın cezası gibi bir şeydi benim için. düşünsenize, kağıt hayatımızın her anında var, çocuksunuz okula gidiyorsunuz ve kağıttan tiksiniyorsunuz. aklınızda canlanmıyordur bile muhtemelen.

    tiksinme halini şöyle tarif edeyim, bulunduğum ortamda görünürde bir kağıt olması bile beni huylandırmaya başlardı, hele gazete kağıdı ve eskiden çokça bulunan saman kağıtları kusmayı tetikleyecek kadar öğürme yaratırdı. bulunduğum odada böyle şeyler görünür olmasa bile bulunamazdı. evimize benden sebep gazete hiçbir zaman girmedi. aslında bilinçli ebevenylere sahip olduğum halde bunun fobik ve belki de tedavi görmesi gereken bir rahatsızlık olduğunu düşünülmesi gerekirken böyle bir şeyin varlığı hiç akla gelmediğinden "bizim çocuğun tuhaflığı" kategorisinden hayatımın bir parçası olarak kabullenmek ve yaşamak zorunda kaldım. işin doğrusu "papirofobi" adında bir rahatsızlık olduğunu ben dahi artık başa çıkabilir zamanlarıma geldikten çok sonraları tesadüf eseri internetten öğrendim. kağıttan tiksinmek nedir? düşününce bana bile hala tuhaf gelir.

    bu problemin temelinde tüylü yüzeyi olan selüloz parçaları olduğunu düşünüyorum. örneğin kuşe kağıtla bir alıp veremediğim yoktu ancak hamur kalitesi düştükçe yaşadığım katlanılmaz rahatsızlık da o derecede artıyordu. okul çağlarında defter ve kitaplarımı bir kova suya sokar güneşte kuruttuktan sonra yılboyu kullanabilirdim mesela. katır kutur olan o sayfalar benim için "dokunulabilir" hâle gelirdi. matbaan çıkmış, sayfaları kırışmamış çarşaf gibi kağıtlar berbat bir şeydi benim için. kağıda dokunmak zorunda olduğum zamanlarda ellerim ebiş cübüş olur, ağzımdan salyalarım akardı. .. üff düşünürken bile içim şişti. en korkuncu tüm yüzeyi boyayla kaplı gazete kağıtlarıydı benim için. işte onun kokusunu alacak kadar yakınımda olmasına, ya da görünür bir yerde bulunması hala rahatsız eder ama neyseki dokunabiliyorum(mecburiyse) artık. (dokunmak dediysem ağzımın kamaşması ve sulanmasını engelleyemem, zorlayıcı bir deneyim.)

    bu problem yüzünden henüz ilkokul 1.sınıftan itibaren okuldan kaçmaya başladım. defalarca kez okula gitmek istemediğimi, her yerde kağıt olduğu için buna dayanamadığım için isyan ettiğim zamanları gayet net hatırlıyorum. evet belli ki belirgin bir problem var ama hiç anlaşılamamış. 90'lı yıllarda hayatımızda internet yoktu ve böyle tuhaflıkları anlamak ya da araştırmak diye bir şey yokmuş sanırım. şimdi düşününce başka bir şeyi fark ediyorum. belki de bu rahatsızlığın adı konsaydı ve hem ailem ve çevrem tarafından isimlendirilseydi belki de hiç geçmeyecek, benim için kemikleşen bir gerçeklik haline gelecekti. ismini koyamamak ona bir vücud kazandırmamak belki de beni kurtaran şey olmuştur...

    o zamanlar kağıtlara dokunmadan evvel parmak uçlarımı tükürükle ıslatırdım, kedi gibi ellerimi yalaya yalaya dokunurdum kağıda. iyiki geçmiş şimdi hatırlayınca ne kadar zor günlerden geçtiğimi fark ettim. gün içinde özellikle okulda sürekli ve her yerde kağıt olmasının kasması bir noktadan sonra beynimde bir uyuşma yaratırdı. bunları okuyan birisine ne kadar tuhaf ve anlamsız geldiğini biliyorum. korkunç bir şey. sebebiyle ilgili daha sonra yaptığım araştırmalarda net bir şey bulamadım. sadece bir fikre göre, çocuklukta oluşan "diş çürüğü"nün buna sebep olabileceğiyle ilgili bir şeyler okuduğumu hatırlıyorum. ne alakası var bir fikrim yok. fakat ağız sulanması ve tiksinçlik içerisindeyken ağzından salyalarının akması ile örtüşen bir tarafı olabilir. hayatımda rastladığım bir başka ben gibi birisi daha olmadığı için gözlemleme yada inceleme fırsatım da olmadı tabii..

    nasıl yendiğim kısmına da değinip sonlandırmak istiyorum. 16-17 yaşlarımdayken hayatın bu şekilde katlanılmaz ve çekilmez olduğuna kesin kanaat getirdim ve büyük bir motivasyonla bununla savaşmaya karar verdim. ama gerçekten savaşmak ve birbirimize kafa göz girmekten bahsediyorum. önce ağzıma toplar yapıp gazete tomarları sokuşturdum şiddetli şekilde kusmama sebep oldu tabi. bunu yapmaya devam ettim, korkunçtu, kendime yaptığım bu işkence faslını geçtikten sonra yatağıma gazete kağıtlarıyla kapladım ve o şekilde uyudum (uyudum dedimse.) sanırım bu korkunç deneyim benim için kırılma anı olmuştu. sabah uyanır uyanmaz bir şey değişmiş olmasa da (şuan %95 arınımış haldeyim) o işkencelerden sonra hafiflemeye ve bugün ki halime geldiğimi biliyorum.

    bu talihsizlikle sınanan kimsesizlere geçmiş olsun dileklerimi gönderiyorum. derdinizi anca ben anlarım.
hesabın var mı? giriş yap