şükela:  tümü | bugün
1590 entry daha
  • bana göre yerli hocalar arasında galatasaray'ın yüzünü batıya en hızlı döndürebilecek olanı.

    son yıllarda avrupada beklenenden iyisini yapan üç türk takımı var; 17-18 beşiktaş'ı, 19-20 başakşehir'i ve 21-22 galatasaray'ı. şahsen başakşehir kadar heyecanlandıranı olmamıştı, çünkü o sezonki oyun başarıyı adeta çağırıyordu.

    o.buruk'un oyun anlayışı tek bir yönden ağır basmak değil, daha çeşitli. pres, tempo, pas oyunu... hepsinin yerine göre öncelik bulduğu bu anlayışın esas çatısı cesur olmak; futbolculuğunda uefa kupası'nı aldığı, şl'de çeyrek final oynadığı zamanlardaki gibi. yönettiği tüm takımlarda bunu izledik; kadro kalitesine oranla her zaman daha fazlasını isteyen, boşluk değerlendiren, çekinmeyen takımlardı. özellikle akhisarspor ve çaykur rizespor dönemlerinde bunu iyice belli etmişti: (bkz: #86821139)

    akhisarspor dönemini kabaca özetlersek:

    - kadro itibariyle beklenti epey düşüktü, o.buruk bu noktada hızlı çıkışları öncelik edinen, boşluk buldu mu affetmeyen, ama bunu sadece bekleyerek değil aynı zamanda rakibini ikinci bölgede bozarak uygulayan bir sezon geçirdi. bu bozma işini merkeze ağırlık vererek; savunmada gerek stoperlerin pres için ani öne çıkışları gerekse dinamo abdoul sissoko'nun topsuz oyun eforu üzerinden, hücumda ise ileriye uzun atıp rakip sahada seken toplara pres yapmak üzerine kurguladılar.

    - rakibe bağlı olarak, ana hatlarıyla 4-2-1-3 diyebileceğimiz, soner aydoğdu'nun orta saha ikilisinin önünde olduğu düzen ile, 4-4-2 gibi görünen ve kanat orijinli muğdat çelik'in forvette gezici rolde oynadığı düzen arasında gidip gelen sezonda ortak nokta topun hızlı oynanması idi (öyle ki muğdat'ın en önde tek forvet oynadığı bile oldu); gerek muğdat-larsson-olcan gibi savunma arkasına/bek arkalarına sarkabilen elemanlarla, gerekse soner-serginho gibi topu merkezden gönderebilen-taşıyabilen elemanlarla. bu düşünceyi geriden en iyi destekleyen ise beklerdi; ömer bayram ile miguel lopes yerden, adrese teslim uzun menzilli toplar atarak oyun hızını arttırıyordu.

    rizespor dönemi ise biraz daha farklıydı:

    - 18-19 sezonu başlarında i.üzülmez'in ayrılışıyla devraldığı takımı o.buruk sezon içinde topa daha iyi sahip olan, çizilmiş setlerle rakip ceza sahasına paslaşarak da girebilen, repertuvarı geniş bir takıma dönüştürdü. bu düzeni tam oturtmak için ocak transfer dönemini beklemek zorunda kaldı; dario melnjak ve mykola morozyuk gibi iki ofansif bek transferiyle hücum gücünü arttırırken stopere awaziem-abarhoun ikilisini alarak savunma dörtlüsünü komple yenilemiş oldu, topa sahip olma adına ise prejuce nakoulma, aatif chahechoue ve okechukwu godson azubuike geldi.

    - çehresini yenilediği takımı, bek desteğiyle ilerde hızlı çoğalıp hızlı top çevirebilen ve ceza sahasına kolayca girebilen sade bir 4-2-3-1 diyebileceğimiz düzende oynattı; zaman zaman nakoulma'nın ikinci forvet gibi oynayıp 4-2-4'e geçirdiği bu düzen rizespor'un o sezonki beklentilerinin çok üstünde bir görüntü sergiletti; özellikle ocak transfer döneminde gelenler sayesinde braian samudio ve aminu umar gibi iki geniş alan oyuncusunun bile rakip ceza sahası bölgesini domine edebilmeye başladığı bu düzen ile, cesaretin bedeli babında bazı kötü sonuçlar alsalar da, büyük takımlara karşı kafa kafaya bir oyun oynandı.

    bu oyun düzeni aynı zamanda o.buruk'a başakşehir kapısını aralayan ve genel hatlarıyla benzer şekilde oynatıp daha üst seviyeye çekeceği düzendi.

    evet başakşehir türkiye'nin futbol anlamında en iyi yönetilen birkaç kulübünden biri; sistem oturmuş (bkz: #110495622). ama o.buruk a.avcı'dan bir futbol kültürü devralsa da, hazır ve nazır bir kadro devraldı diyemeyiz, o.buruk gelince birçok oyuncuyla yollar ayrılmış, yerlerine çehreyi epey değiştiren martin skrtel, mehmet topal, berkay özcan, danijel aleksic, enzo crivelli gibi transferler yapılmıştı.

    bu çehre değişimi; a.avcı'nın yarattığı o tempoyu istediği gibi kontrol edebilen, rakibine göre tavrı değişebilen metodik oyundan, hücumu çok daha net şekilde düşünen ve rakibe meydan okuyan bir oyuna geçirdi başakşehir'i. nitekim ligde ilk başlarda sakatlıklar yüzünden sakil duran bu oyun, sakatların geri dönmesinin ardından 2. ayda oturmaya başladı ve sivasspor maçıyla birlikte (bkz: #95423881) yükselişe geçerek zirve yarışına girdi.

    bu oyun avrupada da kendini gösterdi:

    çapından büyük işler yapmak isteyenler için cesur oyunun şekli son yıllarda değişti; sadece rakibin dengesini bozmaya çalışmak yerine, belli bir bölgeye kanalize edip ters ayakta bırakmak; yani rakibi topsuz oyunda olduğu kadar toplu oyunda da gafil avlamak. sadece kontratak kovalamaya/bulmaya çalışmadan, rakibi top oynayarak da eksik bırakmaya dayalı bu anlayışı benimseyen bazı hocalar başarılı olsun-olmasın avrupada ciddi fark yaratan oyunlar ortaya koymaya başladı; yakın dönemden örnekler lucien favre'nin dortmund'u, adolf hütter'in frankfurt'u, ralph hasenhüttl - julian nagelsmann gibi hocalarla çalışan leipzig, roger schmidt - adolf hütter - oscar garcia - marco rose - jesse marsch serisiyle giden salzburg...

    üst düzey kadro kalitesine sahip olmayan takımlar için avrupada başarıya en uygun, yani başat düzenlerin ortak zaaflarından faydalanmaya en müsait formül olan bu treni, türk futbolu 19-20 sezonunda o.buruk'un başakşehir'i ile yakalamıştı. dikine hücum anlayışı benimseyen 4-3-3 düzeninde öne çıkan iki unsuru toparlarsak:

    1) hücum dinamizmi
    2) hücum temposu

    işte fark yaratan kısım bu ikisinin birlikte olması. bu sayede maç içindeki duruma göre değişen iki farklı şekilde, rakip ters ayakta bırakılabiliyordu. hem rakipleri kenara yoğunlaştırıp merkezden delme, hem de gerektiğinde rakibi merkeze yoğunlaştırıp kenarlardan delme şansı yakalanıyor. bu düzenin anahtarı enzo crivelli idi; gerek fizik mücadele, gerekse alan açmak adına rakip sahanın her yerinde dinamik oynuyordu.

    o.buruk ikisini de yapamayacağını anladığı an b planına; yani göbekteki üçlüden birini çıkarıp çift forvete dönüp, birinin bir tık daha geride oynadığı bir 4-2-4'e geçiyor ve rakibi iki taraftan da tehdit altına alıp geriye yaslanmasını sağlıyordu, bu şekilde ilk kez (bkz: 12 aralık 2019 m'gladbach başakşehir maçı)'nda sonuç almış; deplasmanda galip gelerek gruptan çıkmayı başarmıştı.

    sonraki turlarda cesur oyun anlayışını sürdüren o.buruk'un takımı, 2. tur playoffları'nda silas'ın sporting lizbon'una karşı alınan 3-1'lik yenilginin rövanşında istanbul'da efso bir geridönüşe imza atarak turu geçmiş, son 16'nın ilk maçında ise s.solbakken'in kopenhag'ını adeta hapsetmiş ve çok önemli fırsatlar kaçırıp, anca 85'teki penaltıyla 1-0 yenmişti. korona yüzünden verilen upuzun aranın ardından oynanan rövanşta ise çok erken yenen golle geriye düşülmüş ve kırılganlığın hakim olduğu atmosferde 3-0 ile elenmişlerdi; türk takımlarının avrupadaki klasik "tek farkla alınan galibiyetin rövanşında deplasmanda dağılmak" sendromu da diyebiliriz. yine de kimbilir, belki rövanşta 1-0'ken başakşehir'in verilmeyen penaltısı verilse bambaşka şeyler konuşuyorduk.

    kendileri için rüya gibi geçen sezonun ardından 20-21'e ise yetersiz denebilecek bir transfer hareketlenmesiyle girildi; şampiyon olan her türk takımı gibi yönetiminin -artık pasta daha büyük olduğu için- transfere karışmasından muzdarip oldu. bu dalgalanma; ayrılan clichy, robinho, elia gibi elemanların yerlerine boli bolingoli-mbombo, nacer chadli, rafael silva, giuliano gibi avrupa piyasasında düşen isimleri, yerelde ise hasan ali kaldırım ile deniz türüç'ü getirdi.

    o.buruk'un hanesine eksi yazan bu transfer sezonunu sembolize etmek gerekirse; oluşan kadro, küçük bir örnek olarak mesela fb'yi yıllarca şampiyonlar ligi'ne götüremeyen oyuncular, başakşehir'de direkt şl gruplarına çıkacaktı: görsel bu zaten biraz da, başakşehir'in ve dolayısıyla o.buruk'un şampiyonlar ligi'ndeki akıbetinin habercisi gibiydi. grup kuraları da hayvan gibi şeyapınca (psg-leipzig-manu) öngörü pekişti.

    yine de serde cesur futbol isteği var ya, o.buruk orada kaybetti o sezonu aslında. nitekim ligde ilk iki maç olan hatayspor (bkz: #113016385) ve galatasaray mağlubiyetleri (bkz: #113269122), kadro kalitesinin üstünde işler isteyen o.buruk'un ligde kötü sinyaller vereceğinin habercisi oldu. çünkü başakşehir öyle akhisar veya rize gibi baskı altında olmayan toleranslı bir kulüp değil, bu noktada kadro kalitesinin hedeflere uygun olmaması demek, istediğiniz kadar cesur oynatın/motive edin, kendi yerel ligini domine etmek isteyen bir kulüpseniz karşılık bulamaz. bulamadı da. tıpkı 18-19 fb'si, 19-20 bjk'si, 21-22 gs'si gibi.

    bu durum şl'nin ilk maçına, rafael silva'nın 4-3-3 sağ iç'inde başladığı, daha kalabalık hücum etmek istenen ancak leipzig'in makineleşmiş düzenine karşı konamayan 2-0 yenilgi olarak yansımış, sonraki iki maç olan psg ve manu'ya karşı ise o.buruk kompakt ve disiplinli savunma, az ama öz çıkışlar yaparak optimum fırsatları bulmak üzerine 4-1-4-1 oynattı. bu da, hücumda daha nitelikli koşular gerektirdi. psg maçında -her ne kadar psg rölantiye alsa da- başakşehir 2-0 yenildi ancak önemli bir görüntü sergilemişti: (bkz: #114901932). benzer şekilde çıktıkları manu maçında ise bu oyun anlayışı ilk yarıda gelen gollerle 2-1'lik galibiyeti getirmişti; üstelik bu sefer önliberoda m.topal'ın yerine berkay özcan gibi 10 kökenli biri oynamış, orta göbek berkay-irfan-aleksic gibi kağıt üstünde ofansif bir üçlüden oluşmuştu.

    belki de bu galibiyet o.buruk'a "hücum orijinli oyunculara savunma yaptırmak" konusunda cesaret verdi ve sonraki maçta manu deplasmanına da önliberosu olmayan 11'le çıktı; ancak ters tepti ve ilk yarım saatte 3-0 geriye düşülen maç 4-1'lik mağlubiyetle bitti. kağıt üstünde cesur görünen ancak oyuncu kalitesi sebebiyle isteneni veremeyen bu oyun, 4-3 mağlubiyetle biten leipzig maçında daha ofansif bir tercihle 4-4-2'ye dönüştü; merkezde berkay-irfan, ilerde gulbrandsen-demba ba... öyle ki 37'de boli sakatlanınca giren kişi hasan ali değil chadli oldu, deniz türüç sol kanattan sol beke geçti. leipzig her yerde, her an başakşehir'den fazlaydı, ki bu olay zaten koşu mesafelerine de yansımış, leipzig başakşehir'den sanki 1 kişi fazla oynamışçasına bir fark çıkmıştı ortaya. ne zaman ki berkay'ın yerine mahmut tekdemir girdi (ikinci devreye başlarken), başakşehir o zaman maça biraz daha direnç koyup skoru yakalamayı başarmıştı.

    özetle; o.buruk'un o transfer sezonunu doğru geçirmemesinin sonucu, başakşehir'in hızlı oyunda üretebilecek yeterli eleman sayısına sahip olmayışı oldu (en azından bir tane daha topla gidebilen hızlı bir oyuncu alınabilirdi). dolayısıyla geride kalabalık bekleyip ileriye az adamla çıkılan kontratak futbolunda, bütün takım topu alıp hücuma geçerken topu ayağından çabuk ve isabetli çıkaran irfan can kahveci'nin, geniş alanda yapılan hücumlarda ise topla hızlı gidebilen, pozisyonu en kötü asistlik pas / şutla bitiren edin vişça'nın ayağına bakmıştı.

    yine de eğer daha kolay bir grupta olsalardı belki en kötü 3. olup avrupa ligi'ne devam edebilir, bu disiplinle de üst turları zorlayabilirlerdi.

    tüm bunların özeti; o.buruk'un farklı oyun düzenlerini beklentiler dahilinde uygulatmışlığı (uygulatamadığı konular hakkında ise ders çıkarmışlığı) var:

    - akhisarspor'la pres + hızlı çıkış oyunu
    - rizespor'la topa sahip olan atak oyun
    - başakşehir'le ilk sezon rakip yarı sahada baskın oyun
    - başakşehir'le ikinci sezon şl'de kompakt savunma + hızı çıkış oyunu

    iki sene önce galatasaray'la ismi geçtiğinde, f.terim'in ekstra bir başarısızlığı olmazsa o.buruk'un epey bekleyeceğini, bu yüzden gs'yi beklemek yerine kariyerine tam gaz devam etmesi gerektiğini düşünmüştüm (bkz: #108733954). ancak f.terim'in başarısızlığı & taze başkan b.elmas'ın ibra edilmemesi ve d.özbek'in seçilmesi gibi olaylar kısa süre içinde gs'yi bambaşka bir duruma getirdi ve şartlar o.buruk'a hazır hale gelmiş oldu. yani şu an galatasaray'a gelirse, geçen sezonki çöküş sonrası artık ne tepesinde f.terim'in gölgesi olacak (troller hariç), ne de yeni bir hoca kıyaslaması. çünkü şu an için gs adına o.buruk'tan başka hazır, son yıllarda kendini ispatlamış, hem lig hem avrupa karnesi bu kadar şişik bir yerli hoca yok.

    peki galatasaray'a gelirse nasıl oynatır?

    öncelikle eğer d.torrent kalsaydı, onun istekleri doğrultusunda kadro epey değişmek zorunda kalacaktı (bkz: #136736871) çünkü fundamentali düşük oyuncuların çoğunluk olduğu bu kadro, d.torrent'in metodlarıyla temel atılacak bir kadro değildi. ama o.buruk bu noktada en azından ilk 11'in çehresini değiştirecek kadar, yani 4-5 tartışmasız-nokta atışı transferle ilk etapta derli toplu bir yola sokabilir bence.

    o.buruk kariyeri boyunca birbirine benzemeyen kadrolar yönettiği için oyuncu bazında illa şu mevkiide şu stilde oyuncu ister diyemeyiz, ama tüm düzenlerindeki ortak noktaları filtrelersek:

    - herkesin kendi bölgesinde agresif olduğu
    - savunma güdüsü olmasa bile o bilinci edinecek
    - hızlı hücum edebilecek
    - çift forvetli düzeni de mümkün kılan

    bir kadro yapılanması isteyeceğini düşünüyorum. bu minvalde gs'nin kadrosu en azından bazı oyuncular üzerinden (özellikle avrupa ligi performansı sayesinde) savunma bilincini yansıtmaya, bazı oyuncular üzerinden ise hızlı oynamaya yatkın sayılır. ancak geçen sezon bunu bir kumara dönüştüren düşük kadro kalitesini bir iki tık arttırıp ligde daha baskın oynamaya talip bir hale getirmek için bazı bölgeler çok doğru şekilde doldurulmak zorunda bence:

    - stoperde marcao'nun satılacağı konuşuluyor; nelsson'un ise durumu belirsiz. ikisi de giderse, i.palut'un ligin en tempolu savunmasını yaptırttığı konyaspor'unda oyun kurucu stoper rolünde geçen sezon ortalama üstü bir sınav veren abdülkerim bardakcı ile, yine ismi geçen diğer isim jason denayer totalde bir "şampiyonluk adayı stoper ikilisi" oluşturabilir mi bence muallak. en azından bir tane lider veya oyun kalitesi/tecrübesi tartışmasız iyi bir transfer gerekecektir.

    - beklerde boey-aanholt ikilisini bozmak isteyeceğini düşünmüyorum, biri topsuz diğeri de toplu oyunda bence o.buruk'un istediklerini ilk etapta vermeye yatkın oyuncular. yedeklerde eğer ayrılmazlarsa zaten omar ve o.buruk'un eski öğrencisi ömer bayram var. ayrılırlarsa da, olsa olsa rotasyon transferleri yapılır / altyapıdan monteler olur gibi.

    - merkez orta sahada taylan-berkan ikilisi avrupadaki defansif oyun anlayışıyla direnseler de, ligde dominant değil. sürekli gidip-gelecek, aynı zamanda topu her ayaklarına alışlarında doğru kullanma güveni verecek oyuncular değiller. o.buruk bu noktada en az iki tane sağlam merkez oyuncusu isteyecektir. bunları bir dirençli + bir tempolu diye kombinleyebilir de, ama ortak nokta agresiflik olacaktır.

    - ofansif merkez babında ise cicaldau ve geri dönen e.akbaba'yı yetersiz bulacak olursa ya net bir transfer ister, ya da direkt olarak halil dervişoğlu'nu (bonservisi alınırsa) buranın oyuncusu yapabilir.

    - kanatlarda, kiradan dönen yunus akgün'ü yeni transfer gibi düşünürsek ve eğer kerem de kalırsa, e.kılınç ve barış seçeneklerini yeterli bulup bulmamasına bağlı olarak buraya olabilecek transfer isteğini rotasyon seviyesinde tutabilir (ki halil akbunar iddiaları dönüyor).

    - santfora sırtı dönük oynayabilen, topsuz oyunuyla orta sahaya katılabilen fizikli + akıllı bir oyuncu isteyecektir. artem dzyuba gibi stili buna uygun ancak artık tempo açısından şüpheye düşüren birinin ismi geçiyor, ki kadroda zaten gomis gibi bu işleri yine fiziken yapamayan biri var. diagne ve mohamed ise teknik olarak yapamıyor ve dolayısıyla o.buruk'un isteklerini tam anlamıyla karşılayamayacaklardır. çift forvet isteğini de düşünürsek, santrfor tipinde birinin yanı sıra topla ilişkisi yüksek 10/forvet karışımı ayrıca bir transfer de isteyebilir (halil gibi).

    elbette tüm bunlar bambaşka şekilde de gelişebilir zira o.buruk'un olduklarından iyi görünmelerini sağladığı / sürpriz performans aldığı oyuncular var. akhisar'daki sezonunun sonunda ömer bayram ile muğdat çelik galatasaray'a, soner aydoğdu başakşehir'e giderken, o sezonun ocak ayında karabük'ten alıp getirdiği ve yarım sezon çalıştığı yevgen seleznyov ise iyi kötü bir malaga yaptı. rizespor'daki sezonunun sonunda fenerbahçe'yle galatasaray vedat muriqi için transfer yarışına girdi. aynı yarış, başakşehir'deyken özellikle şl grubunda aldığı verimin ardından irfan can kahveci için de yapıldı.

    o yüzden, gs'ye gelirse tahminlerin dışında birkaç futbolcu için ben ondan verim alırım diyip tutabilir/as parça haline getirebilir.

    aynı şekilde kadroda düşünmediği ve gönderdiği -o zamana kadar çoğunlukla as oyuncu statüsünde olan- oyuncular hakkında da pek yanılmadı; akhisar'da ayıkladığı özer hurmacı, alper uludağ, vaz te, mervan çelik gibi, rizespor'dan ilk transfer döneminde gönderdiği robin yalçın, gladkyi gibi, başakşehir'de de gerek yaş sebebiyle-gerekse de hazırlık döneminde şans verip beğenmediği mevlüt, chedjou, attamah, napoleoni, mossoro gibi oyuncuların hiçbiri daha sonra bak şu hocanın elinde nasıl da verimli oldu dedirtmedi.

    yani galatasaray'da da yönetimin ona sunacağı imkanlar doğrultusunda bence mantıklı/doğru ekleme-çıkarmalar yapacaktır.

    bu olası birlikteliğin düşündürücü tarafı ise o.buruk'un başakşehir hariç hiçbir takımda iki sene üst üste çalışmaması, ikinci seneyi gördüğü tek yer olan başakşehir'de ise grafiği bozması. yani kısa vadede pratik çözümler + motivasyon becerisi yüksek, ama uzun vadeli atılımlar için hala gözleme muhtaç. ki galatasaray'ın mevcut durumu bu gözlem süresine anca o.buruk gibi biri için katlanabilir, dolayısıyla ortam iki taraf için de müsait gibi. bakalım gelirse neler olacak.

    edit: fikrinizi merak ettiğim soru: link
1457 entry daha
hesabın var mı? giriş yap