şükela:  tümü | bugün
20 entry daha
  • hani 20. yüzyılın dinsel kültürü içerisindeki neredeyse en temel vurgu "din-bilim çatışmasının gerçek olmadığını" ispatlama girişimi üzerinedir ya, işte francis bacon'un nova atlantis'i de bu ekol için tam bir ütopya gibidir. denizde zor şartlar altındayken yepyeni ve avrupalılarca bilinmeyen bir yere ayak basan denizciler kısa süren görüşmeler sonucunda misafir edilirler. narrator kişimizin bu yeni yer hakkında en fazla dikkatini çeken şey de buradaki halkın "dindar hristiyanlar" oluşudur. merkezinde bilim olduğu söylenen bu yerde yönetici vasfı olan bir kişiye denizcilerimizin yönelttikleri ilk soru da "nasıl hristiyan oldunuz?" şeklindedir. gelen cevap da ilginç: "siz ilk kez bu soruyu sormakla gönlümü kendinize bağladınız. çünkü bu sizin ilk önce ahireti düşündüğünüzü gösteriyor". bacon'ın kurgusuna göre nova atlantis'dekiler uzun zaman önce yüce bir ışık görmüşler ve bartholomew'in çabaları sonucunda da hristiyanlığı bulmuşlar. yani 16.yy-17.yy'da içeriğine dinin derinlemesine işlemediği bir eserin pek bulunamaması durumuna bir istisna değil nova atlantis. ayrıca francis bacon'un savunduğu monarşinin ağırlıklı nitelikleri, nova atlantis'teki aile yapısında bile görülebiliyor; aileler arası anlaşmazlıkları düzelten ve büyük bir otorite sahibi olan (ritüel gibi yaşayış içinde, otururken karşısındaki herkesin ayakta durması gibi adetlerle beraber) tirsanlar bu bağlamda dikkate değer. yarım mil uzunluğunda kulelerin bulunduğu bu ülkedeki bilimsel çalışmaların yapıldığı yerlerin adı ise "solomon's house". ülkede yapılan harikulade aktiviteler solomon's house başkanı tarafından teker teker anlatılarak sıralanırken birden eserin (bacon'ın ölümüyle zorunlu olarak) son bulması, bacon'ın idealinin anlaşılmasını güçleştirse de şu haliyle kendi dönemindeki iktidar anlayışından uzak bir yere düşmüş de değil francis abimiz, clone wars'u daha o dönemde başlatmış sayılabilir.
17 entry daha