şükela:  tümü | bugün
76 entry daha
  • --- spoiler ---

    “amerika nasıl amerika oldu?” sorusunu hem kapitalizm hem de din yönünden, bir sinema filmi için başarılı bir şekilde cevaplayan, aynı zamanda girişteki 10-15 dakikasıyla stanley kubrick'in 2001 a space odyssey'inin the dawn of man adlı giriş bölümüne derinlemesine bir gönderme yapan, yapmasıyla bizleri sevindiren ve izleme isteğimizi daha en baştan 3'e 5'e katlayan film. ilk başta yazdığım soru cümlesi hakkındaki gerekli yorumlar zaten diğer yazarlar tarafından güzelce yapılmış olduğundan dolayı ben de yazımın ilk bölümünü “2001’e gönderme” teması ekseninde yazarak bu konuya detaylıca değinmek, konu hakkındaki kişisel çıkarımlarımı paylaşmak, bunu da zaman zaman yukarıdaki soruyla birleştirerek yapmak isterim.

    ilk olarak her iki film de panoramik bir dağ-bayır manzarası ve de gergin bir tını ile başlıyor. kubrick, panoramik görüntüleri daha uzun tutarken anderson birkaç saniyeyle geçiştirmiş olsa da, her iki filmin girizgahındaki sinematografi, müzik kullanımı ve de mekanların arasındaki benzerliğin had safhada olması kesinlikle su götürmez bir gerçek. ayrıca, ana karakter daniel plainview'un henüz petrolcü değilken merdivenden düştüğü ve akabinde bir adet gemstone bulduğu anlarda sarf ettiği "nooo, nooo. there she is, there she is." gibi azıcık bir konuşmayı saymazsak, her iki filmin giriş sekanslarında hiçbir şekilde konuşma duymayız. onun yerine hırıltılar, bağırışlar veya doğadan gelen başka sesleri işitiriz.

    kubrick, the dawn of man'deki maymun insanlarıyla (yanılmıyorsam homo habilis veya homo erectus türlerinden birine ait olmalılar) insanoğlunun ilk zamanlarındaki, insan/hayvan doğasının temelinde yatan survival güdüsünü anlatmaya çalışırken, yaşam için elzem olan su kaynaklarının kontrolünü ele geçirmeye çalışan iki klan arasındaki çatışmayı, yani rekabeti resmetmiştir. there will be blood ise 19. yüzyılın ortalarında amerikan ekonomise girmiş (amerika birleşik devletleri sınırları içerisinde petrol ilk kez 1859 yılında sondajlanmıştır), ve yine 19. yüzyılın dördüncü çeyreğinden itibaren kapitalizm için en az “insanlar için suyun önemi” kadar önem kazanmış olan petrolün, bir grup insan tarafından 20. yüzyılın başlarında bulunması ve çıkarılması üzerinden, rekabetçi ve tam bir kurtlar sofrası olan amerikan kapitalizminin gerçek anlamda doğduğu ve hızlıca palazlandığı dönemi (hatta bu döneme de "the dawn of american capitalism" diyelim) anlatmaktadır. hatta tarihi bilgi açısından şundan da bahsetmek gerekir ki, filmde bahsi geçmekte ve gerçek dünyada da varolmuş diğer iki petrol şirketi olan; ilki, sayesinde "the richest man of all time" ünvanına sahip olan john d. rockefeller tarafından 1870'de kurulan standard oil company ve ikincisi de ondan tam 20 yıl sonra, yani 1890'da kurulan union oil company veya unocal da, amerikan ekonomisinin suyu olan petrolü ellerinde tutmaları sayesinde, amerikan kapitalizminin şahlandığı, boost edildiği sürecin en önemli etkenlerinden, katalizörlerinden ikisidir.

    işte tam bu noktada, 2001’deki bir maymun insanın, ölü bir canlının iskeletinden çıkardığı bir kemiği, silah olarak kullanmayı keşfedip kendini içgüdüsel olarak superior, ve hatta ulvi hissettiği o anın there will be blood’daki karşılığı da, daniel plainview'un kuyunun dibinde, petrole bulanmış olan kazığın iple yukarı çekildikten sonra elini kazığa sürüp de bulaşan petrolü diğerlerine gösterip keyiflendiği andır.

    bu durumda gerek alegorik açıdan, gerek insan-nesne ilişkisi bakımından 2001: a space odyssey'deki monolith'in karşılığı, there will be blood'ın girişinde oil derrick'e denk gelmeli. simgesel bir benzerlik arandığında monolith, insanoğlunun varoluşunun özünü temsil etmekteyken, there will be blood’daki oil derrick ise amerikayı amerika yapan petrolün çıkarıldığı araç olmasıyla kapitalizmin özünü simgelemektedir. nesnel ilişkiye bakıldığında ise her iki obje de çevresindeki insanların o objeleri kullanarak gerçekleştirdikleri ritüellerinin, ve aynı zamanda da birbiriyle olan etkileşimlerinin fiziksel açıdan merkezi olmalarıdır. 2001’in maymun insanları monolith’in çevresinde toplanıp hep beraber ona tapınırlarken, there will be blood’ın girişimci insanları ise oil derrick’in çevresinde, altında toplanıp iş bölümü yaparak hep beraber petrol çıkarmaktadırlar.

    stanley kubrick’in başyapıtı olan 2001 a space odyssey’in ve paul thomas anderson’ın başyapıtı olan there will be blood’ın giriş sahneleri arasındaki benzerliklerin anlatıldığı yazının birinci bölümünü burada kapatıp, ikinci bölüme geçelim.

    ana karakteri olan daniel plainview'da resmen kendimi bulduğum filmdir there will be blood. burada bahsettiğim şey özenme durumundan çok daha değişik; özdeşleşme gibi birşey. misal, kişiliğimle pek de örtüşmeyen don corleone karakterine delicesine hayran olup, benliğimde ona özenme arzusu hissediyorken, daniel plainview'daki durum böyle değil. onun yerine daniel plainview'a baktığımda sanki aynaya bakıyormuşum gibi hissediyorum, o karakterde kendimi görüyorum. eğer 1900'lerin başında texas'ta yaşıyor ve şu an olduğumdan daha girişimci bir yapıya sahip olsaydım kesinlikle daniel plainview ben olurdum.

    belki dış dünyamdaki ya da bilincimdeki görüşlerim, tutumlarım, bilinçli olarak eyleme döktüğüm tavır ve davranışlarım, her zaman için plainview çizgisinde yürümüyor, genellikle çok daha insancıl bir gidişat sergiliyor olabilir ama, iç dünyamdaki, alt benliğimdeki veya da bilinçaltımdaki t-rex tanımımın, bugüne kadar "okuduğum" film karakterleri arasındaki en muazzam, belki de tek karşılığıdır daniel plainview.

    ve eğer 40 yıllık huyum olan, birşeylere sinirlendikten sonra susup da sinirimi kendi kendime geçirmeye çalışıyorken içimden oraya buraya küfür etme alışkanlığımı, bu filmi izledikten sonra bırakıp da onun yerine içimden avazım çıktığı kadar "i am the third revelation! i am the third revelation!" diye bağırma alışkanlığını kazandıysam, there will be blood kesinlikle yedinci sanatı sanat yapan az sayıda filmden biridir benim nazarımda.

    i'm finished.

    --- spoiler ---
258 entry daha

hesabın var mı? giriş yap