46 entry daha
  • antoloji (seçki) türünde korku dizileri çok fazla rast gelmediğimiz bir şey. bu türde çok fazla film olmasına rağmen ne yazık ki diziler bir elin parmağını geçmeyecek sayıda. özellikle korku türüne katkıda bulunmuş yönetmenlerin görece kısa sürelerde neler ortaya koyabileceklerini izlemek aslında çok heyecan verici bir deneyim. fakat gelin görün ki çok sayıda yönetmeni ortak bir projede bir araya getirmek anladığım kadarıyla kolay olmuyor. ya böyle bir işin arkasında guillermo del toro gibi dev bir isim olacak ya da netflix gibi bu işe büyük bütçeler ayırabilecek bir şirket olacak. bu iki ismin bir araya gelmesi sonucunda uzun bir aradan sonra nihayet bir korku antolojisi dizisi izleyebildik. yanlış hatırlamıyorsam en son "masters of horror" projesiyle böyle bir işe soyunulmuştu ve ortaya inanılmaz filmler çıkmıştı. örneğin john carpenter's cigarette burns filmi tek başına bir korku şaheseri olabilmeyi başarmıştı.

    guillermo del toro'nun sunumuyla izlediğimiz "cabinet of curiosities" ise en baştan söylemek gerekirse ne yazık ki "masters of horror" dizisinin gerisinde kalmış. yine de "masters of horror"ın iki sezon olduğunu göz önüne alırsak "cabinet of curiosities" dizisinin şansı hala devam ediyor. bu demek değil ki "cabinet of curiosities" kötü bir dizi. birbirinden yetenekli yönetmenlerin çektiği sekiz filmden oluşan dizide haliyle hem çok kötü hem de çok iyi işler mevcut.

    lot 36 (yön. guillermo navarro) 6,5/10
    listedeki filmler arasında uzun metraj filmi olmayan tek isim guillermo navarro. kendisi hep televizyon projelerinde bölüm yönetmenliği yapmış bir isim. asıl işi ise görüntü yönetmenliği. bu anlamda özgeçmişi baya iyi. desperado, from dusk till dawn, the devil's backbone, pan's labyrinth ve pacific rim gibi pek çok önemli filmde görüntü yönetmenliği yapmış. del toro'nun hemen hemen her filminde de bulunmuş. projede del toro'ya ait olan iki kısa hikayeden biri de bu. yabancı düşmanı ve bir savaş gazisi olan nick, açık artırmayla aldığı terk edilmiş bir depodan çıkacak malzemeleri satarak borcunu kapatabilmenin hayalini kurmaktadır. borcunu kapatamaması halinde başının büyük bir belaya gireceğinin de farkındadır. bu yüzden depoda bulduğu birkaç eski kitabı ve eşyayı para etmesi umuduyla bir antikacıya götürür. bulduğu üç kitap tahmin ettiğinden de çok para getirecek gibidir. ancak dördüncü kitabı da bulup getirmesi halinde bir servet kazanacağını öğrenir. bu yüzden depoya geri döner ve heyecanla dördüncü kitabı aramaya koyulur. "lot 36", hak ettiği yerde olduğunu düşünmediğim usta oyuncu tim blake nelson'ın harika oyunculuğu ve merak uyandırıcı konusuyla ortalamanın bir tık üstünde bence kaliteli bir bölümdü.

    graveyard rats (yön. vincenzo natali) 7/10
    90'lı yılların unutulmaz gerilim filmlerinden biri olan cube (1997) filminin yönetmeni tarafından çekilen "graveyard rats", kesinlikle dizinin en eğlenceli bölümüydü. masson, borçlarını kapatabilmek için mezar hırsızlığı yapmaktadır. cesetlerin üzerinde para edecek ne var ne yoksa almakta, hatta altın kaplama dişleri varsa onları da söküp çalmaktadır. ancak masson'un bir sorunu vardır. kazdığı mezarlarda cesetleri yiyen fareler ölülerden geriye hiçbir şey bırakmamaktadır. ve masson ile fareler arasında amansız bir mücadele baş gösterir. fare fobiniz varsa bu bölümden uzak durmanızı tavsiye ederim.

    the autopsy (yön. david prior) 8,5/10
    dizinin en iyi bölümü ise "the murmuring" ile birlikte buydu. 2020 yılının en iyi korku filmlerinden biri olan the empty man filmini yöneten david prior, bu bölümle birlikte tek kurşunluk bir yönetmen olmadığını ve gelecek için de umut vaat ettiğini göstermiş oldu. amerikalı ünlü yazar michael shea'nın kısa öyküsünden uyarlanan "the autopsy", hem merak uyandırıcı hikayesi hem de gerilim dolu otopsi sahneleriyle kesinlikle ilk sezonun en iyi bölümü olmayı başardı. şerif nate crave'in görev yaptığı kasaba, birbirinden korkunç cinayetlerle çalkalanmaktadır. kurbanların her geçen gün arttığı bu kasabada katili yakalamak hiç kolay olmayacaktır.

    the outside (yön. ana lily amirpour) 5,5/10
    a girl walks home alone at night (2014) isimli korku filmiyle muhteşem bir ilk filme (debut) imza atan ana lily amirpour, bu seçkide filmini en çok merak ettiğim yönetmenlerden biriydi. belki de beklentilerimin de yüksek olması sebebiyle amirpour'un filminin beni hayal kırıklığına uğrattığını söylemeliyim. stacey, kendini çalışma arkadaşı kadınlara kıyasla oldukça çirkin bulan evli bir kadındır. bir gün o süslü püslü kadınlar gibi olabilmek adına, daha sonra kendisinde hem alerjiye hem de psikolojik sorunlara yol açacak olan bir güzellik kremi kullanmaya karar verir. ancak kremi her sürdüğünde güzelleşmek bir yana daha da çamura batacaktır. "the outside", kadınlar hakkındaki önyargıların ilginç bir şekilde bir kadın yönetmen tarafından hunharca sömürüldüğü bir film. keşke amirpour, filmin başlarında gördüğümüz baltayı daha bir yerinde kullanıp şöyle kaliteli bir slasher filmi çekseymiş.

    pickman's model (yön. keith thomas) 6,5/10
    the vigil (2019) korku filmiyle ortalama denebilecek bir ilk filme imza atan keith thomas, dizide h. p. lovecraft'ın kısa hikayesini filme almış. aslında muazzam bir potansiyelle başlayan film, anlamsız ve belirsiz bir zaman atlaması sonrası baya bir güç kaybediyor. sanat öğrencisi will thurber, çizdiği birbirinden korkunç resimlerle hem hocalarını hem de öğrencileri rahatsız eden richard pickman isimli gizemli bir ressamla arkadaş olur. açıklayamadığı bir hayranlık da duyduğu bu adamın çizdiği resimlerin canlılığı bir süre sonra thurber'ı da korkutacak ve kendisini içinden çıkılmaz bir dehşetin ortasında bulmasına yol açacaktır. filmin cesaret dolu sonunu takdir etmekle birlikte dediğim gibi elindeki potansiyeli bence yeteri kadar iyi kullanamamış bir film var karşımızda.

    dreams in the witch house (yön. catherine hardwicke) 4/10
    twilight (2008) filmiyle tanınan catherine hardwicke ne yazık ki dizinin en kötü bölümüne imza atmış. walter gilman, ikiz kız kardeşi epperley'nin ruhunun kayıp ruhlar ormanına çekildiğine küçük yaşta trajik bir şekilde şahit olur. bu andan itibaren aklında onu kurcalayan tek bir soru olacaktır. kız kardeşini bir kez daha olsun ölmeden önce görebilecek ya da onunla iletişim kurabilecek midir? yine h. p. lovecraft'ın kısa hikayesinden uyarlanan bu bölüm, hem rupert grint'in abartılı kötü oyunculuğu hem de karman çorman hikayesi yüzünden rezil bir iş olmayı başarmış! biraz cadı, biraz hayalet biraz da exorcism olsun derken film bulamaç gibi olmuş.

    the viewing (yön. panos cosmatos) 6,5/10
    mandy (2018) isimli korku filmiyle bir auteur yönetmen olacağının sinyallerini veren panos cosmatos, kendisine de yakışır şekilde dizinin en ilginç bölümlerinden birini çekmiş. kendini toplumdan soyutlamış şekilde hayatına devam eden oldukça zengin lionel lassiter, özel bir görüşme için evine müzisyen, fizikçi, yazar ve medyum olmak üzere dört kişiyi (bir kadın üç erkek) davet eder. bir masa etrafında ot çekmek suretiyle başlayan sohbet, ilerleyen dakikalarda lassiter'ın misafirlerine meteor olduğunu iddia ettiği bir taş parçasını göstermesiyle birlikte sarpa sarar. tüm film ekibinin kafaları çok iyiyken çekilmiş gibi duran film, deneysel işleri sevenler için bulunmaz bir nimet. ancak filmin bu tarz işlere alışık olmayanlar için de bir eziyet olacağı aşikar.

    the murmuring (yön. jennifer kent) 8/10
    the babadook (2014) filmiyle son zamanların en iyi korku filmlerinden birini bizlere armağan eden jennifer kent, yine filminin baş rolüne kırılgan bir kadını koymayı ihmal etmemiş. del toro'nun kısa bir hikayesinden uyarlanan film, aslında oldukça klişe bir hayalet hikayesi anlatıyor olmasına rağmen bu tarz klasik korku hikayelerini izlemeyi sevdiğim için benim çok hoşuma gitti. nancy ve edgar bradley çifti hayatlarını kuşlara adamış birer bilim insanlarıdır (kuş bilimciler). yaptıkları çalışmalar akademik çevrede de büyük ses getirmektedir. bir sonraki çalışmaları için gözlerden uzak bir yerde büyük bir ev kiralarlar. ancak kaldıkları evin bir önceki sakinleri, özellikle de nancy'e kuşlar aracılığıyla pek rahat vermeye niyetli değil gibidir. filmin imdb puanı çok düşük. bunun sebebini de anlayabiliyorum; çünkü bu tarzda çok fazla film çekildi. fakat filmin yine de kendisine has bir güzelliğinin olduğunu düşünenlerdenim. özellikle de kuşların filme dahil edilme şekli anlatımı zenginleştirebilmiş.

    yazımın ilk hali
33 entry daha
hesabın var mı? giriş yap