şükela:  tümü | bugün
112 entry daha
  • aykut ile ilgili birçok şey yazılmış. yaşım dolayısıyla aykut ile tanışmam fenerbahçe'deki son 3 yılına dayanıyor. insanın küçükken yaşadıkları hafızasında daha iyi yer ettiğinden aykut'un oynadığı ve benim izlemiş olduğum maçları çok iyi hatırlarım.

    aykut fenerbahçe'den ayrıldıktan sonra yerine sayısız futbolcu koydum. boliç'ten, okocha'ya, baliç'ten, revivo'ya... şimdi daha iyi anlıyorum ki, aykut benim için en özel 1-2 futbolcudan biridir.

    öncelikle baştan yazayım, aykut'un solculuğu, sağcılığı beni ilgilendirmez. zaten futbolculuğu yıllarında, trabzon maçına kadar kimse onun solcu veya sağcı olduğunu irdelememişti.

    aynı şekilde aykut'un çocukken beşiktaşlı olması da beni ilgilendirmez. hastalık derecesinde takım tutmayan bir insanın hangi takımı tuttuğu beni ilgilendirmez. ha hala aykut beşiktaşlı değildi, kafanızdan uydurmayın diyenlere, barış tut'un kocaman bir adam adlı kitabını okumalarını öneririm. aykut'un babası beşiktaşlı ve aykut'un da küçükken beşiktaşlı olduğunu açıkça anlatmış. hatta aykut babasıyla gittiği bir beşiktaş maçında, vedat okyar penaltı atarken eliyle hareketler yaparak golün olmasına yardım etmiş kendince ve gol olunca "oh be dünya varmış" demiş. babası bunu yıllar sonra aykut'a hatırlatmış, aykut "pek hatırlamıyorum" demiş.

    bunların dışında, son zamanlarda ertuğrul sağlam için kullanılan "adam gibi adam" kavramı, hep aykut için de kullanıldı. normalde öyle olabilir, zaten konuşmalarından da, röportajlarından da öyle olduğu belli oluyor. ama objektif konuşmak gerekirse, aykut saha içinde, en azından benim izleyebildiğim 1993/94'ten itibaren bir futbolcu ne kadar centilmense, efendiyse o kadar efendiydi. üstüne basarak söylüyorum, saha içinden bahsediyorum. yani ben çok hatırlarım aykut'un beni sinirlendiren şeyler yaptığını. tabi bir tanju, bir rıdvan kadar "yırtık" bir isim değildi ama en nihayetinde golcüydü. kısaca bu konuda aykut'un efsaneleştirilmeye çalışıldığını düşünüyorum. bir diğer adam gibi adam ertuğrul'un da saha içinde yaptığı hareketler daha dün gibi gözümün önündedir. bunları kabul etmemek nedendir anlamıyorum...

    futbolculuğuna yorum yapmak bana düşmez, kariyeri, attığı goller sonuçta ortada aykut'un. büyük maçları da hiç boş geçmezdi. zaten aykut'un sevilmesi gerektiği yönü de budur. ne solculuğu, ne karakteri. tabi bunlar da etkenlerdir ama bu yönlerini baskın göstermek futbolculuğuna hakarettir. en büyük talihsizliği hakan şükür, tanju çolak, hami mandıralı gibi isimlerle aynı dönemde futbol oynamasıdır. en azından euro 96'da kesinlikle oynamasa bile kadroda olması gerektiğini düşünüyordum. saffet sancaklı'nın olduğu kadroda aykut'un olmaması resmen hakarettir.

    teknik direktörlük hayatına ziya doğan'ın istifasıyla antrenör-oyuncu olarak başladı. bu türkiye'de de bir ilkti. o dönemde 200 gol sınırında bulunuyordu ve bir trabzon maçında 2. yarı oyuna girdi. daha doğrusu kendini oyuna soktu diyebiliriz. hatta yine bir röportajından okuduğum kadarıyla oyun ayağı çok ağrıyormuş fakat maç çok önemli olduğundan ve 1-0 mağlup olduklarından girmek zorunda kalmış. önce 2-1 öne geçerler. aykut da 78, 86 ve 90. dakikada attığı gollerle maçı 5-1'e getirir. hem 200. golünü atmış olur hem de kısa bir sürede hat-trick yapar. o sene averajla ligde kalırlar, son hafta galatasaray'dan puan alıp, altay düşer.

    teknik adamlığı ile genel görüşümü ise büyük bir takımda en az 1 yıl çalışmadan belirtmek istemiyorum. çünkü aykut'un oyun felsefesi pas üzerine kurulu, türkiye'deki 4 büyük takım dışında bunu uygulatmak, günümüz şartları itibari ile çok zor.

    özetleyecek olursam, ben bugün futbolu bu kadar çok seviyorsam, en önemli faktörlerden biri de aykut'tur. ali şen aykut'u fenerbahçe'den göndermeseydi, aykut şu an daha farklı bir noktada olabilirdi. kalbimde yeri ayrı olan insanlardandır. kişisel olarak tanımadığım halde en sevdiğim 2-3 insandan biridir. yazıyı nasıl tamamlayacağımı bilemedim:( nasıl koydu aykut kocaman diyerek bitireyim en iyisi:)
12491 entry daha