şükela:  tümü | bugün
7 entry daha
  • bir süre daha yarım kalacak..

    1.

    uçuşan eteklerini görmezden gelen mavi, kendisini bekleyen basın ordusunun arasına karıştı. günlerdir bütün medya, haber ya da magazin ayrımı yapmadan mavi'nin peşine en cevval muhabirlerini takmışlardı. tek istedikleri, iki satır açıklamaydı. mavi, günler boyunca peşinde dolananları atlattı, ağzından tek kelam çıkmadı. sonunda kendisi çağırdı hepsini. "gelin, anlatacam anacım" dedi.

    mevzu şuydu:

    mavi, bir süredir koyugrigiller familyasından griüstüsiyahçizgili ile (elbette ki) seviyeli bir birliktelik yaşıyordu. griüstüsiyahçizgili alışıktı bu tür birlikteliklere. hatta, kırmızıpuanlı ile yaşadığı seviyelere gelesi aşk, uzun süre memleket gündemini meşgul etmişti. ancak mavi farklı bir renkti. bir kere hakikaten çok güzeldi, iki: ünlüydü, üç: eski sevgilisi sarımsıbeyaz hakkında ilginç şeyler biliyordu. ve bu ilginç şeyler (tamamını öğrenebililirse şayet) çok işine yarayacaktı. böylece en güçlü, en kayda değer rakibini piyasalardan iki tık ile silebilecekti. mavi ile arasını çok iyi tutması ve ona güven vermesi gerekiyordu. hatta gerekiyorsa, evlenecekti.

    mavi'nin ise umurunda değildi güven duymak, ya da duymamak. kendine güvenmeyi tercih ederdi her daim. sağlam basamaklar arardı mavi, üstelerine basıp yükselmek için, biraz daha, biraz daha. her adımda, her solukta. sevgilileri hakkında bilgi edinmeye çalışırdı, sırlarına ortak olmak için bütün marifetlerini sakınmadan, çekinmeden dökerdi ilişkisinin arka odalarına. vitrinde ise her zaman, sadece aşk olurdu. cebinde, küçük bir ilaç kutusunda taşırdı aşk'ı. hap ve hap olarak. gerektiğinde yuttururdu tek tek, ama asla kendisi yutmazdı.

    mikrofonlar, kameralar, kablolar, sıcak! mavi, daha konuşmaya başlamadan bunalmıştı. eliyle yardımcısı açıkyeşil'e, 'şak diye düşüp bayılacam ciciş, uzak tut şunları benden' işareti yaptı. açıkyeşil, mesajı gayet net almıştı, fakat yapabileceği hiçbir şey yoktu. mavi'yi bekleyen güruh kontrolden çıkmıştı. gözleriyle mavi'ye 'annem bunlar kudurmuş ayol, anlat bi'şiler kısa kesersin' mazereti yolladı.

    mavi, birbirinin üzerinden atlayacakmış gibi duran haddinden fazla kalabalık basın mensuplarına baktı, ve kafasının içinde küçük bir çan mız mız çalmaya başladı. dikkat diyordu küçük çan, dikkat dikkat dik-kat-dik-kat-dik-kat! gittikçe yükselen kafa sesini susturmaya çalıştı mavi, şimdi hiç sırası değildi. ama çan susmadı. dikaaatdikkatdikkatdikkatdikkatt! zincirlerinden boşalmış gibi çalıyordu, hem sesini artık sadece mavi değil, açıkyeşil de duymaya başlamıştı.

    'nooluyo kız?' diye kaş göz yaptı açıkyeşil. 'ayy ne bu bee? valla bilmiyorum ki' diye saçıyla oynadı mavi.

    olan şuydu:

    basın buluşmasının yapılacağı otelin şık ve gözlerden uzak bir dairesinde, sabahtan beri kapalı kalmışlardı. kimseyle görüşmemişlerdi, konuşmamışlardı. birkaç saat için de olsa, kendilerini her şeyden koparmışlardı. ne telefon, ne televizyon, ne radyo, ne şu, ne bu. tam bir inziva haliydi şu birkaç saat. ve, en sevdikleri saatlerdi aslında. dedikodu, strateji, sırlar, saklanması gereken haberler, yayılması gereken haberler, griüstüsiyahçizgili hakkında son bilgiler, eski sevgililer, vs. vs. dolayısıyla sabahın erken saatlerinde ofisinde boğazında bir bıçakla bulunan sarımsıbeyaz'dan haberleri yoktu.

    mavi'nin kafasında kendini paralayan küçük çanın anlatmaya çalıştığı da buydu işte. dikkat diyordu, dikkat! neden bu kadar kalabalık geldiler? neden birbirlerini eziyorlar? dikkat et! bir şey olmuş, bu halleri normal değil! sana ne soracakları belli değil! dikkat mavi, dikkat!

    ...
604 entry daha