şükela:  tümü | bugün
261 entry daha
  • rainer maria rilke hakkında bazı dedikodular:

    rilke’nin annesi oğlunu dünyaya getirmeden önce bir kız çocuğunu kaybetmiş. kızının yası epey uzun sürmüş, hatta öyle uzun sürmüş ki yeni doğan oğlunu kızının yerine koymuş ve ona bu sebeple kadınsı bir isim vermiş: rené maria rilke. rilke bu parçalanmış kimlikle büyümüş, bu durum okul hayatında rilke’yi çokça üzmüş.

    sanırım aşk hayatındaki çarpıklık da çocukluk travmalarından kaynaklanıyor fakat bu benim yorumum çünkü şu sıralar psikanalize takmış durumdayım. neyse burası konu dışı. aşk diyorduk, şairlerin normal ilişkiler yürüttüğü nadirattandır. rilke de anormalin içinde. dünyada o kadar kadın varken sen git lou andreas-salomé’ye aşık ol. yani nietzsche’nin salomé’sine. olacak iş değil. ama olmuş, iki adamın da entelektüel zekasına aşık olan lou, ikisini aynı anda idare etmiş. işin tuhafı iki erkeğin de bundan haberi var ve bu zamanla “kutsal üçlü” olarak tanımlanan bir aşk üçgenine dönüşmüş. fakat nietzsche kıskançlık krizlerine girmeye başlayınca lanet olsun deyip bu ilişkiye bir son vermiş.

    lou rilke ile evlendi sanıyorsanız feci halde yanılıyorsunuz, salomé filolog carl andreas ile evlenmiş. fakat bu evliliğin iki önemli şartı varmış, bu evlilikte seks ve çocuk olmayacakmış. hem lou hem de carl herhangi başka biriyle ilişki yaşama özgürlüğüne sahipmiş. nitekim olmuşlar da. lou bir süre rilke ile olan ilişkisine devam etmiş, oldukça tutkulu bir aşk yaşamışlar. bu süreçte lou rilke’ye rené ismini fazla fransız ve kadınsı bulduğunu söyleyerek daha güçlü ve alman tınılı rainer olarak değiştirmesini önermiş. rilke tabii ki kabul etmiş.

    “rainer maria rilke diye yazmıştı bir arkadaşı, sizin isminizin kendisi bir şiir.”

    bu ikisinin en büyük hayali lev tolstoy ile tanışmakmış. o sıralarda yetmişli yaşlarında olan tolstoy aksi, huysuz, pek de misafir sevmeyen bir adammış. bilhassa lou bu tanışmayı deli gibi istiyormuş ve araya nüfuzlu rus dostlarını sokarak tolstoy’un kendilerini çaya davet etmelerini sağlamış. fakat bu istedikleri gibi bir tanışma olmamış, tolstoy salomé’yi azarlamış, sonrasında tolstoy’un oğlu bunları evden kovmuş. (burada kahkaha atmıştım.) sonrasında tolstoy ile yeniden bir araya gelme fırsatı bulmuşlar. bu buluşmada şiirden konu açılmış, tolstoy şiirin kısır bir sanat biçimi olduğunu söylemiş. bilhassa rilke için hayal kırıklığı olmuş.

    sonraki yıllarda rilke de kendine başka bir hayat kurmuş. ilk etapta zekası ve yeteneğinden hoşlandığı clara westhoff ile evlenmiş fakat hiçbir zaman ona aşık olmamış. clara ile bir kız çocukları dünyaya gelmiş, rilke kızıyla ilgilenmeyen, sevgisiz bir baba olmuş. (burada rilke’den nefret ediyoruz.)

    rilke hep kendisinden 14 yaş büyük olan salomé’ye aşık kalmış. zor zamanlarında da salomé rilke’yi hiç yalnız bırakmamış. hayatının geri kalanında, yazmayı başaramadığı zamanlar veya sonsuza dek yok olacağından korkmasına sebep olan kendi içsel boşluğuna yuvarlandığı anlarda her daim lou’yu yardıma çağırmış. o da her seferinde gelmiş, sakince rilke’nin elinden tutmuş ve onu aydınlığa çıkarmış.

    tüm çarpıklığına rağmen bu ilişkinin saygı duyulası bir yanı var. rilke ve salomé’nin birbirini besleyen, birbirlerini büyüten, zihinlerini açan yanları. tabii tasvip etmiyoruz fakat şunu da iliştirerek entrye son veriyoruz. (baya da uzun oldu sanırım, bazen istiyorum ki benim bildiğimi herkesler bilsin, herkesler okusun. öyle bir şey.)

    “hâlâ yumuşağım, balmumu gibi olabilirim ellerinde. beni al, bana şekil ver ve tamamla beni.”

    rainer maria rilke.
3 entry daha
hesabın var mı? giriş yap