şükela:  tümü | bugün
70 entry daha
  • eğer gerçekten kendisini tanıyor olsaydım, tek bir soru sorardım. "bay clint eastwood, oynadığınız bütün filmlerde size verilen rolleri siz mi yoğurdunuz?" müthiş karizma, müthiş ağır abi klasmanında kendisi. benim için asla yeri doldurulamayacak bir aktör olarak kalacak; ancak gerçekten merak ediyorum, kendisi gelen tekliflere karşı ya çok seçmeci ya da fazlasıyla karışmacı, fakat hangisi? eğer birinci durum söz konusuysa saygı duyarım, ikinci durum söz konusuysa daha çok saygı duyarım; neredeyse tüm kariyeri (bir hayli filmde görünmüştür: http://sharebus.com/…ow.php?castname=clint eastwood) boyunca falso vermeden hep aynı adamı (belki idealini belki gerçekten kendisini) oynarken seyirciye konusu veya tarzı ne olursa olsun aynı hissi yakınlığı aktarabilen fazla aktör olduğunu sanmıyorum.

    bir renk cümbüşü ya da tatlar skalasından söz edemeyiz onun için, o bildiğimiz dirty harry'dir. pis işlerin kendisine neden verildiğininin gizemini aslında dirty harry'de de bulamazsınız; il buono, il brutto, il cattivo veya per un pugno di dollari veya per qualche dollaro in più'dan taşmanız gerekir anlayabilmek için. onun adı hiç önemli değildir; o sadece the outlaw josey wales'da ya da pale rider'da dirty'liğe mecbur kalmış bir mahkum gibidir. din adamı olsa da öyledir, olmasa da. "adalet yerini bulsun; herkes birbirine karşı adil olsun" diye silahı almaz; sadece geçerken uğrayan, gelmişken de yere düşene elini uzatan, onu yerden kaldıran sonra da defolup giden pisliği oynar. felaket bir yurtsuzluk bilinci hakimdir onda. in the line of fire'da devlet görevinden azledilince sıyıran john malkovich'in karakterinin arada söylediği gibi belki görev adamı ya da kalıcı adaletin babacan modeli de olabilir bay başkanının sadık koruması kalabilecek kadar; ancak bir an gelir kendi yaşamını düşünerek görevini ihmal eder, kurşuna göğsünü siper etmez. clint eastwood'un neredeyse her karakteri tek bir karaktere çıkar benim gözümde. ve yukarıda bir parantez içinde dediğim gibi, onun canlandırdığı karakterler hem bir yönüyle onun ideali hem de bir yönüyle onun kendisi olmalıdır. yoksa rol yapmıyormuş'un rolünü yapmaya tenezzül bile etmeden bu kadar çok sinema hayatımı kaplamış olmasının başka bir açıklamasını bulamıyorum. moda deyimle, ondaki "ıssızlığı"n yol açtığı en büyük travmanın etkisi onun sıkı takipçilerinde; zira onun gibi sigara içmek, onun gibi klark çekmek, onun gibi yürümek (hatta onun gibi koşmamak, koşuyor görünmek), onun gibi hatunun beline sarılmak, onun gibi "outlaw" olmak, onun gibi kirlenmek, onun gibi intikam almak, onun gibi an'ın adaletini sağlamak, onun gibi uzaya çıkmak, onun gibi alcatraz'dan kaçmak, onun gibi boks antrenörü olmak ya da elde küçük bir kitapla gölgede kalmak... daha da uzatabilirsiniz bunları; en nihayetinde dirty harry'e ya da adı olmayan adam'a güdümlü metamorfozunuzda derin bir yurtsuzluk ancak samimiyetle anlaşılmayı bekleyen, hak eden samimiyetsiz bir deri değişimi olarak görülecektir.

    ideali ile kendi'sini "oynayabilmek" herkesin başarabileceği bir şey olmasa gerek. ondaki olağan'daki olağan-dışılık gibi bir şey.
275 entry daha