şükela:  tümü | bugün
90 entry daha
  • fil, gestation'ı yani gebeliği en uzun süren memeliymiş. evvelden bunu bilmiyordum; nam-ı değer yaşlı plinius'un (i.s. 1.yy) naturalis historia'sının praefatio'sunu okurken plinius'un stoa, akademia ve epikuros okulundan başlayarak gramercilerden adeta doğum sancıları çekmekte olan eserine eleştiri getirmelerini beklerken geçen yıllara bakıp "filler bile daha kısa sürede / daha hızlı doğururdu" (naturalis historia, praefatio 29: "...cum celerius etiam elephanti pariant") dediğini gördüm.

    yapmış olduğum bazı ilmi araştırmalar (google şeyi) sonunda fil gebeliğine dair şu bilgilere ulaştım, snobshot ifadelerle sunuyorum:

    - dişi filler 9-12 yaşlarındayken üreme olgunluğuna ulaşıyor ve 13 yaş civarındayken de gebe kalıyor.
    - 5 sene arayla doğum yapıyorlar.
    - erkek filler 10 yaş civarında üreme olgunluğuna ulaşıyorsa da dişi fil için diğer erkek fillerle rekabete girebilecek gücü ve olgunluğu kendisinde bulabildiği 30 yaş civarındayken üreme faaliyetine atılıyor.
    - dişi fillerin gebelik süresi bazen 22 ay (630-660 gün kadar) bazen de 18 ay sürüyor. bu da yukarıda dediğim gibi, memeliler içinde en uzun süren gebeliktir.
    - gebeliğin ilk belirtileri: kuyruğun altında şişlik, genel bir huzursuzluk ve kasılma. ayrıca gebe kalmış dişi filin progesteron hormonu ilk günlere oranla 3-4 gün içinde düşmeye başlıyor.
    - sancılar 5 dakika ile 60 saat arasında değişir. ortalama sancı süresi ise 11 saattir.
    - doğum sırasında yavruların ağırlığı 200-250 pound kadardır. gün başına 2-2.5 pound daha ağırlaşırlar.

    http://www.youtube.com/watch?v=f4mzcpx3viy
    http://www.upali.ch/birth_en.html
    http://www.toledozoo.org/…a_ele_breedingbasics.html
    http://www.buzzfeed.com/…station-period-only-8zj-p5

    fillerin doğalarındaki kontrasta da dikkat çekmek gerekiyor sanırım; büyük romalı zihni cicero, de natura deorum, i.97'de "elephanto beluarum nulla prudentior; ad figuram quae vastior?" diye sormuştur yani "vahşi hayvanlar içinde filden daha zekisi yoktur, ancak ondan daha iri olan var mıdır?" yine entiriye girerken adını zikrettiğim yaşlı plinius da filin zeka bakımından insana en yakın hayvan olduğunu söylüyor ve ekliyor, çoğu kere bir insanda bile bulunmayan dürüstlük, iyi görü, doğruluk ve yıldızlara, güneşe, aya riayet görülür filde (naturalis historia viii.1). oysa fars komedisinin sembol isimlerinden plautus'un dilinde fil, bir insana edilen hakaretlerden biridir: "kalın kafalı aptal" (thickheaded, stupid): plaut. mil. 2, 2, 80.

    yine aktarılan bir mitosa göre fil dinsel itkiyi de insanlarla paylaşmaktadır (http://www.socyberty.com/…ology-and-folklore.246321). yine plinius'un yazdığına filler mauritania tepelerinden aşağıya salt alimo nehrinde yıkanmak ve aya dinsel hürmetlerini göstermek için inerlermiş (boria sax, the mythical zoo: an encyclopedia of animals in world myth, legend, and literature, p.105, abc-clio, 2001). boria sax'ın aktardığına göre, fillerde dinsel hürmet bulunduğuna dair inanç, hıristiyan avrupa'sında da sürmüş; bu yüzden onlara karşı bir övgü ve saygı gelişmiştir. öyle ki 18. yy.'da fransa kralının ormancılarından marcel leroy "many authors say this animal is lacking in nothing but the worship of god, while others accord it that virtue as well" demiştir (a.g.e., p.105). yirminci yüzyılda bazı araştırmacılara göre filler ölülerini toprağa gömer ya da en azından bitkilerle üstlerini örter (a.g.e., p.105). hiçbir hayvan fil gibi kişileştirilmemiştir deniyor bir yerde de. filin gözleri vücudunun iriliğiyle orantısız bir biçimde küçük ve kafasının tam ters kenarlarındadır; fakat gözlerinin etrafındaki katlar ona derin bir anlam katmaktadır (http://www.socyberty.com/…ology-and-folklore.246321).

    budizm geleneğinde de fillere önem verildiğini görüyoruz; hatta egemenliğin sembolü olarak görüldüğü de biliniyor, bu yüzden filler krallardan özel bir saygı da görmüştür (k. krishna murthy, p.40, glimpses of art, architecture, and buddhist literature in ancient india, abhinav publications, 1987). "fil devleti" imajı antik hint kraliyetlerinin vazgeçilmezi olmuş haliyle. yine hindu geleneğinde halkı da ilgilendiren fil imajlarından biri de bereket / rahmet yağmuru olmasıdır. bir sri-lakşmi / gaja-lakşmi hikayesinde zenginlik tanrıçasını hortumuna aldığı suyla yıkar, kutsiyeti bu yüzden büyüktür (david kinsley, hindu goddesses: visions of the divine feminine in the hindu religious tradition, p.22, motilal banarsidass publ., 1998).

    biraz da fil kelimesinin latince ve yunancadaki karşılığından hareketle isim yolculuğuna bakalım:

    latincede fil ve fildişi için kullanılan kelime elephantus'tur (elephantus, i; nadiren de olsa elephans [elephans, antis] diye de geçer: plin. 8, 1, 1, § 1; hor. ep. 2, 1, 196). bu kelime yunanca'daki aynı hayvanı tanımlayan "elephas" kelimesinden gelir. elephantus'un geçtiği yerlerden bazıları şunlardır: plaut. mil. 1, 1, 25; 30; id. stich. 1, 3, 14; ter. eun. 3, 1, 23; cic. n. d. 1, 35; 2, 47.

    bu yapı çağdaş dillere de geçmiştir: ing. elephant, alm. elefant, it. elefante, por. elefante, isp. elefante, fr. éléphant, esp. elefanto, est. elevant, fil. elepante, gal. elefante, hol. olifant, kat. elefant, nor. elefant, rom. elefant, ç. yun. elephantas.
    http://etimologya.blogspot.com/…/02/elephantus.html

    tamam haydi, yeter bu kadar. gidip biraz fil seveyim bahçede.
209 entry daha