13 entry daha
  • hikaye anlatiminda genre blindness denen bir sey var, en bariz ornegini korku filmlerinde gordugumuz. sisman ve gozluklu bob, zemini gicirdayan ahsap, eski, karanlik evde, aralik kalan dis kapiya bakip omuz silker, hic bir seyden suphelenmez bile ve kapiyi kaptamaya giderken isiklari dahi yakmaz... biz de o sirada nefesimizi tutmus, bir yandan ofkeyle "lan hic mi korku filmi izlemedin?!" diye kafayi yeriz. aslinda hikayedeki sisman karakter, icinde bulundugu genre'ya (korku filmi) karsi kor olmustur.

    zaten bekledigimiz de budur. nihayetinde sahne ile izleyici arasindaki meshur dorduncu duvar taaa antik yunandan beri mevcut. o kisilerin "kendi evreninde" oldugunu kabul ediyoruz. bunu bazen sahne bize kor gozune parmak yapiyor, bazen de ince, estetik bir sekilde. mesela the walking dead'deki zombie'lere hicbir karakterin dizi boyunca "zombie" demiyor olusu, aslinda karakterlerin bir genre blindness gecirdiginin gostergesi. eger onlara walkers demek yerine zombie deselerdi, kendileri bir zombie evreninde olduklarini kabul etmeye daha yakin olacaklardi. biz, izleyici zaten onlarin zombie evreninde olduklarini biliyoruz da, oyuncular da bilince aramizdaki dorduncu duvar iyice inceliyor. (bkz: https://the-take.com/…-say-walker-instead-of-zombie)

    bazen film yapimcilari, genre blindness benzeri dorduncu duvari insa etmeye yardimci olan etmenleri, veya bazen kendi hikayelerindeki "farkinda olduklari aciklari" yara bandiyla ortebilmek icin, bunu gozumuze sokarlar. mesela sisman elemanimiz karanlik evdeki kapiya giderken "oh! welcome mr. jack the ripper" diye kendi kendine espiri yapsaydi, hem klise bir sahne yaptigini kabul etmis olacakti yapimci, belki biraz genre blindness'i yikmis olacakti, hem de izleyiciyi off-guard yakaladigi icin salonda bir iki kikirdama duyulacakti. bu tip durumlarda genelde yazarlar "yaw biliyoz klise sahne de, iste bi idare edin ki ilerlesin film, bak bu kismi gecince hepsi size cok hos gelecek" demek istiyor. buna lampshading adi veriliyor. aslinda lampshading sadece bununla sinirli degildir. mesela yazar metni yazarken bir yerde tikanmistir ve bir tesadufe ihtiyac duyar, o tesaduf oldugunda hikaye akabilecektir ama izleyiciye pek olasi gelmeyebilir. yazar karakterlerden birine "annen seni piyango kuyrugunda mi dogurdu dostum ha?!" dedirtir, yani izleyiciye "farkindayiz boyle tesaduf olmaz da, idare ediverin" demis olur aslinda. ya da duygusal bir sahne insa etmemiz gerekir, ama cok da uzatmak istemeyiz cunku "klise" gelir yapimci olarak bize, seyirciye "klise oldugunun farkindayim" demek icin o duygusal sahnenin bi tarafina salak bi espiri, awkward bir durum, bir anda errrkek olduklarini hatirlayip kalin sesle konusmaya baslamalari falan gibi sahneler gelir. bathos ozel adini alan bu lampshading aslinda her marvel filminde gordugunuz icin artik basli basina kliselesmis diyebiliriz.

    isin ilginc tarafi, bu kliseleri yikmak icin yapilmis "yaw farkindayiz" lampshading'lerin bir de farkli kullanimi olabiliyor. ornegin karakterlerinizden birisinin soyledigi irkci bir soylemin, irkci oldugunun farkinda oldugunuzu ifade etmek icin baska bir karakterinize buna uygun metin yazabilirsiniz. barney stinson'in kadinlari esya gibi gormesi, bunu lillypad'in igrenc buldugunu soylemesi, yazarin aslinda "hey, farkindayiz igrenc bu, ama hikaye bunun uzerine insa edilecek" mesajini dorduncu duvarin arkasindaki size citlatmasidir. yani "barney igrenc diye beni vurmayin, bakin farkindayim igrenc oldugunun" demek istiyor. bunun bariz ornegini the big bang theory ozelinde inceleyen bir video icin bkz:
    https://youtu.be/x3-hoigoxhs

    ama bu yontemle o "igrenc" mesaj yine de iletiliyor? yine de soylemis oluyoruz. hatta bazen salonu ikiye bolmus oluyoruz, barney'e gulenler, barney'e gicik olanlar, ve (bonus) barney'e lilly elestiri yapinca gicik olanlar...

    bu tarz araclari ustalikla kullanmak, metin yazarlarinin, film yapimcilarinin ne kadar usta oldugunun gostergesi olabilir. seyircinin kabul ettigi bir takim gercekler var belirli bir medium'u tuketirken, ornegin star wars izlerken isin kilicinin fizigi hakkinda kafayi yormazsiniz, isin kilici size havali bir kilic olarak tanitilmistir ve buna ikna olursunuz. ama eger kahramanlarimiz bir yerde acliktan olmek uzereyken bir anda isin kiliclarini cubuk kraker gibi yemeye baslasalardi "bu ne sacmalik!" derdiniz. halbuki digerinden cok da az sacma degil mevzu? meshur willing suspension of disbelief'in izleyicide yikilmasina sebep olan hareketler bunlar. yani seyirci isin kilici denen seyin var olduguna inanmiyor (disbelief), ama bu inanmama olayini filmi tuketebilmek icin askiya aliyor (suspension) ve ustelik bunu gonullu yapiyor (willingly). sonra sen karakterlerine bunu cubuk kraker gibi kitir kitir yediriyorsun, cunku berbat bi yazarsin, ve seyirciye de bunu lampshade ediyorsun ("luke says: aaa bunca zaman bunlarin tadinin bu kadar iyi oldugunu nasil fark edemedik").

    butun bu araclarin ustalikla kullanildigi bir ornek: community'de abed gibi bir karakter yaratmak. dorduncu duvara tiklatabilecek zemini olusturmussun, ve goz gore gore tiklasan bile hala rahatsiz etmiyor (bottle episode mevzusu: https://youtu.be/cjp38hb-wbw)
    the matrix'in ozellikle ilk filminde bu araclar ya kullanilmaya gerek duyulmamis, ya da ustalikla kullanilmis oldugundan, ama son filminde (matrix 4) bunlar kor goze parmak kullanildigindan insanlar "iyice marvel oldu bu" dediler. aslinda matrix'in guzelligi, tipki abed karakteri gibi, kendi icinde dorduncu duvar olusturup ona tiklatabilecegi bir zemine dogal olarak sahip olmasiydi.

    keza barbie de oyle. tabii ki barbieland ile real world arasindaki etkilesim bize matrix'i hatirlatiyor. oyle ki, filmin pek cok noktasinda bunu "gozumuze sokuyorlar". zaten filmin benim icin olayi tamamen "gozumuze sokmak". barbieland ile real world arasindaki iliskinin "the matrix" benzeri oldugunu soylemeye bile gerek yoktu, ama terlik vs. ayakkabi secimi cheesy bir lampshading ile "farkindayiz, hatta siz de farkinda degilseniz buyrun burada" demek icin oradaydi. yoksa secimin kendisinin matrix'teki gibi bir onemi, altinin cizildigi nokta yoktu, hatta secim bile yoktu. o sahne olmadan da hikaye akardi.

    tipki barbie'nin once zihinsel olarak (ölümü dusunmek) daha sonra fiziksel olarak (duz ayaklara sahip olmak) bulundugu evrende baskalasim gecirmesi gibi. aslinda bir seylerin yolunda gitmedigine isaret ediyordu, cok da guzel etti. e peki o zaman sunu sorarim size: hem zihnen, hem de fiziksel olarak degisimi sembollerle anlattiysak, yazarlar neden bir de barbie'ye selulit problemi verdi? gerek var miydi yani? basit bir espiri altina gizlenmis bir goze sokma miydi? ayaklarin duzlesmesinden sonra hikayede buna ihtiyac bile kalmadi, ama mesaji "anlamayanlara" anlatabilmek icin ihtiyac duyuyordu, gozumuze sokuyordu.

    o yuzden film tekrara dusuyor (ve bunu bilerek yapiyor). (azicik barbie spoiler geliyor bundan sonrasinda) anne rolundeki america ferrera'nin barbie aglarken ona cektigi feminist nutuk, anlasilabilecek bir sekilde ilerlerken cok uzuyor, bir tirada donusuyor ve film bu noktadan sonra didaktiklesecek kadar goze sokuyor. dogrudan anlatilabilecek veya zaten anlatilmis pek cok seyi "gozumuze soka soka" anlatiyor, ve bunun icin sinemanin kliselerini de kullaniyor.

    ornegin sinemada bence en dikkatli kullanilmasi gereken sekanslardan birisi the unfolding plan montage. barbie'nin beyni yikanmis barbie'leri geri kazanmak icin "bir soygun planiymiscasina" yapilan montaj sahnesi aslinda. bu, yonetmenin cok seyi "gerceklesirken" ayni zamanda bir narrator ile (genelde lider) anlatmasi, boylece zamandan kazanmasini sagliyor. ama yonetmenler bu aracla aslinda yogun bilgiyi zipleyip, estetikten uzak, sembolsuz, dumduz bir anlatim gerceklestirmek zorunda kaliyor. buna basvurmak icin ya tembel bir yonetmen olmaniz, ya gercekten bir heist movie cekiyor olmaniz, ya da inanilmaz kompleks bir konuyu hizlica aktarmaniz gerekmeli ki seyirciyi filmin geri kalanina hazirlayin. (inception'da boyle bir sahne var mesela, cunku olmasaydi film corba icinde corba olurdu, simdi sadece corba)

    baska bir ornek: ken'in barbieland'de "kimliksiz" oldugunu daha once soyle anlatmisti zaten bize:
    "wow, butun barbie'lerin evi mi var? peki ken'lerin evi nerede?" barbie bu sorunun cevabini hic dusunmedigini fark ediyor, ama ilgilenmiyordu bile. ken'in kimlik bunalimini daha sonra bize hatirlatmak, gozumuze sokmak icin ken'e sarki bile soylettiler. sonra da agziyla "barbie'siz ken bir hic" dedirttiler.

    greta bu cheesy sahneleri cekerken bir yandan cheesy olduklarini lampshading'lerle gozumuze sokarak "evet cheesy olduklarini biliyoruz, ve midenizi bulandirana kadar gozunuze sokacaz" demeye devam etti, hatta barbie aglarken dorduncu duvardan kafamiza vurup margot robbie'nin adini telafuz edecek kadar. plaj gitaristleriyle midemizi bulandirana kadar. ya da feminizmi gozumuze sokup, bir yandan ken'in gercek dunyada is bulamamasina, ya da zaten "obje" olan barbie'nin insaat iscileri tarafindan esyalastirilmasina, ya da kadin board member bulundurmadigi asikar mattell yoneticilerinin bu konuda gevelemeye devam etmesine... zaten filmin basinda "sembollerimiz cok ama biz bunlari sizin gozunuze pembe pembe sokacaz" diye bas bas bagiriyor kubrick gondermesiyle. o "sembolizm kokan" acilis bile bir klise, bir goze sokma (ve bence harika).

    sonunda salon iyice karpuzlu big bubble kokmaya basladi. yanimdaki ergen oglanlar, barbie'nin kendini elestiren her lampshading espirine "evet bence de barbie evreni cok lame haha" alt metniyle guluyordu ama ryan gosling'in six pack'lerine surekli "üüff vaooov" cekiyordu. resmen pespembe bir salonun golgesinde kimlik bunalimi yasayan ergenler gibiydi herkes. salonu barney stinson'in kadini esyalastirmasiyla degil de, esyalasmis bi barbie'nin insanlasma cabasiyla ikiye bolebilmek de ne bileyim...

    yani o ergenler hep oyleydi de, ben bence degildim heralde? bunu dediginde yanindaki ergenlere "tuketici" veya "you are the product" diyorsun ama, yonetmenin sana yutturdugu, senin de "anladigini hissettirdigi" onca taktik * icerisinde sen de acaba proust barbie gibi bir urune mi donusuyorsun sevgili hooker?

    margot robbie'nin adini telafuz eden narrator'in sesini (sanirim) sadece barbieland'de duyuyoruz. sadece bu etki bile izleyiciyi filmin icindeki duvarda bir tarafa (real world) oturtuyor. bu yuzden barbie'nin selulit mevzusu basit bir goze sokma degil, barbie'nin barbieland'den cikip real world'e "dokunabilmesini" icsellestirmek icin ayaklarinin duzlesmesi anlasilabilir, ama bu arada salondaki insanlara ulasabilmesi, dokunabilmesi icin, hepsinin daha tanidik buldugu bir problemi goze sokmasi gerekiyor: hicbir kadinin ayaklari havada degildir ama selulit cok cok anlasilabilir bir problem. ozdeslestirilebilir. artik sadece real world'deki insanlari degil, salondaki bizleri product ile empati kurabilecek, barbieland-realworld-kizilirmak arasindaki duvarlari esnetip sonunda da bize product oldugumuzu hissettirebilecek bir yapim cikarmak cok kolay bir is degil.

    simdi diyeceksiniz ki, "uyduruk bi barbie filmi hakkinda ama atip tuttun, hem de barbenheimer basliginda, e hani neresinde bunun oppenheimer?". pek coklarimiz gibi gidemedim ki? ilker canikligil oppenheimer'in 70mm'ye cekilmesi konusunda "medium is the message" olabilir diyor ya. tam da oyle, benim cillian murphy'nin sivilcelerini gormeme gerek yok, ama neden imax'te yer ariyorum? hicbir fikrim yok, ve bunu beklerken "ulan sinemaya gidesim geldi, bari barbie'ye gidelim" diyorum. nolan'in 70mm mesajiyla -ozellikle warner bros.'un tenet mevzulari sonrasi- "cinema is back baby" hareketi resmen ustume siniyor ve kendimi yapis yapis bir barbie filminde buluyorum, ve filmden son derece keyif aliyorum. cunku beni product gibi hissettirmeyi bal gibi basariyor. eger korku filmine giderken korkmayi, komedi filmine giderken gulmeyi bekliyorsaniz, barbie filmine giderken esya gibi hissetmeniz lazim. ve bunu yaparken 35mm film ile, kisacasi mass production ile yapiyor. resmen nolan'a greta hanim "medium is the message" diyor.

    sonucta hic barbie ile isi olmayan ben, tom cruise'dan nefret eden, hayatinda bir tane bile mission impossible izlememis ben, gidiyorum bi haftasonunda bu iki cheesy seyi izleyip gayet keyif aliyorum. hatta uzak kaldigim sozluge bile geveletiyor... oppenheimer? hala izleyemedim, ama nolan'in 70mm'lik bu hareketi beni sinemaya geri kazandiriyor. gercekten medium is the message'mis yani, nolan allem etti kallem etti beni yine de sinemaya goturebildi, usta yapimci valla.
6 entry daha
hesabın var mı? giriş yap