şükela:  tümü | bugün
9 entry daha
  • birinci dereceden zorunlu ihtiyaç maddelerinin kontrolünü bünyesinde barındırdıkça toplumun huzura kavuşmasına büyük ölçüde engel olacak kavramdır. ticaret ve özel mülkiyet kapsamında ortak hedef ve emeğin, ortak kullanıma sunulmasından ziyade kar ve itibar malzemesi haline getirilmesi, kuşkusuz günümüz dünyasının içinden çıkılmaz bir bunalım, özenti, doyumsuzluk, sınıf ayrımı ve onun doğurduğu türlü maddi manevi sıkıntıyı insan hayatının ve kişisel gelişimin önünde sarsılması güç bir barikat haline getirdiği inkar edilemez bir gerçek halini almıştır. mülkiyetin, mülkiyet hakkının bireysellikle özdeşleştirilmesi ise bu durumun sonucu değil, kazancın birincil amaç olmasından kaynaklanmaktadır. bunu düzeltmeye yönelik girişimlerden en etkili olabileceklerden biri olan falanga, yani sosyal temele dayalı tüketim-değişim örgütlenmesi, özel mülkiyet ve sebep olduğu buhranları engellemede atılacak ilk adımlardan biridir.

    özel mülkiyet ve özel ticaretin, ezme, boyunduruk altına alma, köleleştirmenin başlıca sorumluları olduğunu görmek için sokağa çıkmamız yeterli. bir üste hesap verme gerçeği, kalite ve memnuniyetten ziyade sermayenin gelişmesi için tatminsiz ve tatmin edilmeleri hiç bir patronun, özel ticaret aracı sahibinin umrunda olmayan bireylerin hedefsiz, emeğinin karşılığını alamayışının bilinciyle zevksiz ve kalitesiz hizmet ve ürünler sunması; bunun da o taraflaşmış mevcudiyeti bile en hafif deyimle üzücü olan "tüketici kitle" tarafından beğenilmemesi fakat buna elinin mahkum oluşu ise konunun en acı tarafıdır.

    böylesi bir sınıf ayrımı, yarattığı döngü itibariyle toplum içinde güvensizliği, kaygıyı, bireyselliğin maddeyle bir tutulmasını, bir başka deyişle "paran kadar adamsın" olgusunu ebedi hale getirmekte, insanları "sen benim kim olduğumu biliyor musun", "işçi parçası / x müsveddesi" gibi söylemleri rahatlıkla kullanmaya sevketmekte (ve "olmamışlık"ları açık etmekte) ve en kötüsü zeval gelmesinden korktukları bireyselliklerinin ezme ve sözde yükselme ile korunabileceğini zannetmeleridir.

    bir insan alnının teriyle kazandığı gibi başkasının alın teriyle de mevki sahibi olabiliyor. peki bu mevki arzusu nerden kaynaklanıyor, o da beşeri bir gerçek olan korkudan. sokakta, otobüste yanında oturan kişiden korkan canlılar haline bir insan kendisi gelmediyse de bir başka insan tarafından getirilmiştir. fakat bizim memleket gibi yerlere has cinsel taciz gibi mevzuları bir kenara bırakırsak, neden sakınırız bir insanın bize dokunmasından, değmesinden, bakmasından? bizden bir çıkar elde etme ihtimalinden, bir şey çalma ihtimalinden ötürü. işte o zehirli algı, "benim eşyam", "senin malın", yüzyıllar içinde devleşen o korku yılanının başıdır. "biz" olmak manevi bireyselliğin olmamışlığına derman bir süslü örtü misali benimseniyor sadece. ben olmak ise kerameti kendinden menkul, sahip olduğun niteliklerden ziyade banka hesabı, yatlar katlar, havalı büro koltuklarından ibaret.

    (bkz: falanga/@alustriel)
    (bkz: ben olmadan biz olmak/@alustriel)
52 entry daha