şükela:  tümü | bugün
231 entry daha
  • "...rex, cum praesidet ipse in consilio caveat ne sententiam suam citius quam par est declaret; hoc si fecerit, consiliarii se ad nutum ejus applicabunt; et loco consilii liberi canticum ei occinent: ‘placebo.’"
    *
    "kral, danışma kuruluna başkanlık ederken yandaş olduğu tarafı açıkça belli etmekten kaçınmalıdır; bunu yapmazsa, danışmanlar onun fikirlerine ayak uyduracağından en sonunda öğüt verecekleri yerde, hep birlikte kendilerini “placebo” nağmesi okurken bulurlar."
    francis bacon, sermones fideles sive interiora rerum, xx. de consilio

    nedir bu placebo? yukarıdaki metinden anlaşıldığı kadarıyla "işe yaramayan" bir şey olmalı. artık yeteri kadar entiriyle de aktarmaya çalıştığım gibi, bacon için işe yaramazlık dehşet ürkütücülük demektir. içeriğe göre konuşalım; bir kral, niçin etrafında danışma kurulu toplar? cevap: öğüt çıkarabilmek için. peki, kral bu danışma kurulunda tartışmaya açılan konuda tarafını belli ederse ne olur? cevap: diğer danışmanlar da kralın eğildiği yöne kayar; bu durumda "danışma"nın özerkliği, işe yararlılığı ortadan kalkmış olur. o halde bacon'ın ironisini iyi anlamaya çalışalım; durum öyle bir noktaya gelir ki, artık danışmanlar "placebo" nağmesi okumuş gibi olurlar.

    sözlüğe baktığımızda placebo için kabaca iki mana görüyoruz: 1. ilaç niyetine verilen, aslında hiçbir fonksiyonu olmayan madde. 2. cenaze için yapılan akşam duasının açılış bölümü. rahatlıkla anlaşılabileceği gibi, fonksiyonsuzluk ortak payda; ölen için okunan hymn, okunduğuna göre mutlaka anlamlıdır ancak en nihayetinde ölen için okunmaktadır. o halde "placebo" dendiğinde ilk akla gelmesi gereken "fonksiyonsuzluk" olmalıdır.

    araştırmamızı biraz derinleştirdiğimizde "placebo" kelimesinin 18. yy.'da sahte ilaçlar için kullanıldığını görüyoruz [max velmans, the science of consciousness: psychological, neuropsychological, and clinical reviews, (p. d. wall, "the placebo effect"), p.162, routledge, 1996]. kelime latincedeki placeo, -ere fiiline (placeo, cui ve citus, citum) dayanıyor: "memnun etmek", "hoşnut kılmak", "tatmin etmek" manalarına sahip. placebo, bu fiilin gelecek zaman (futurum simplex), birinci tekil kişisi oluyor; manası da haliyle "memnun edeceğim", "tatmin edeceğim" oluyor. hal böyle olunca p. d. wall'ın aynı yerde bildirdiği gibi "placebo" değil de "placebit" olarak kullanılması gerekir gibi görünüyor, yani "(ilaç) memnun edecek" (gelecek zaman, üçüncü tekil kişi) gibi. yine aynı yazarın dediği gibi ifade vetus testamentum, liber psalmorum 116.9'u andırıyor: "ambulabo coram domino in regione vivorum" ("yaşayanların diyarında, rab'bin huzurunda yürüyeceğim."). diyeceksiniz ki, "placebo" bunun neresinde, nasıl bir andırma var burada? ifadede geçen "ambulabo" "yürüyeceğim" manasındadır; bazı vetus testamentum'larda bu fiil "placebo" şeklinde geçiyor. aynı yazarın aynı yerde bildirdiğine göre, ölüler için okunan akşam dualarının giriş kısmı oluyor placebo, yukarıda da dediğim gibi. bir nevi "hocus pokus" gibi (ki bu da latincedeki "hoc est corpus" yapısından gelir; manası da şudur: "bu [isa'ya ait olan] bedendir").

    geoffrey chaucer'de geçtiğine göre ("flatterers are the devil's chatterlaines for ever singing placebo...") placebo, şeytanın şarlatanlarının şakıdığı şey oluyor (a.g.e., 1996).

    ekşi'de writer'ın verdiği bkz. dikkat çekici: #9792967. tıpta placebo effect diye bir nane var; kısaca aktarmam gerekirse, üç unsurdan oluşuyor: 1. müşterinin (hastanın) inancı; 2. klinikçinin inancı; 3. hasta-klinikçi ilişkisi [edward g. conture, richard frederick curlee, stuttering and related disorders of fluency, p.282, thieme, 2007]. biraz yorumlayayım; doğru olsun veya olmasın, umduğunu alarak mutlu olma sanatı: placebo!

    placebo'lar şeker hapları, tuzlu solüsyonlar ya da nişastalı haplar olabilirmiş [robert todd carroll, the skeptic's dictionary: a collection of strange beliefs, amusing deceptions, and dangerous delusions, p.291, john wiley and sons, 2003]. "bende mutlaka bir şey var" diyorsunuz ve size, örneğin, draje veriyorlar, iyileştiğinizi hissediyorsunuz. bu aslında sizin başından beri evvela hastalanmak daha sonra da iyileşmek istediğinizi gösteriyor. bir nevi hastalık hastalarının sine qua non başlangıçları ve sonları gibi.

    hatta psikolog irving kirsch'e göre prozac ve benzeri haplar bile aslında placebo'nun insanlar üzerindeki yanıltıcı etkisiyle "iyileştirici" niteliktedir [r. t. carroll, a.g.e., p291]. yani, örneğin kendinizi iyi hissetmediğiniz an aldığınız prozac'ı, başından beri almak istiyordunuz zaten. prozac sizi iyi etti, çünkü siz böyle olmasını istediniz.

    placebo etkisine dair türlü testler yapılmış; kimi hastalara etkisi gerçek olan haplar kimilerine de placebo'lar verilmiş, ancak hastalar hangisinin gerçek hangisinin placebo olduğunu bilmiyormuş. bu teste "blind test" denmiş; daha fenası, bu testi yapan doktorlar da hangi hastalara gerçek hangi hastalara placebo verdiklerini bilmiyormuş; bu sefer testin en büyük kümede adı: "double blind test" oluvermiş [fritz spiegl, fritz spiegl's sick notes: an alphabetical browsing-book of medical derivations, abbreviations, mnemonics, and slang for the amusement and edification of medics, nurses, patients, and hypochondriacs, p.123, taylor & francis, 1996]. peki niye böyle bir şey yapmışlar? yukarıda söylediğim üç unsuru anımsayın. placebo sadece hastaların değil hastaya bakan doktorların da kapsama alanında gezinir; hatta bu da yetmez, doktor-hasta ilişkisinin kendisi de bu lanet placebo'nun can damarını teşkil eder.

    bunun hayatımızın her anına sirayet etmiş olduğunu da eklemek isterim. kapıdan çıkar çıkmaz, "sabahtan beri bir dal içemedim..." deyip hasmını görmüş de birden silahına sarılmış gibi sigara pakedine sarılan insan evladı da aynı şekilde placebo'nun etkisi altındadır. düşünce gücü nanesine fazlasıyla kendini kaptıranlar bayılacak bu söylediklerime biliyorum ama; temelde şunu görmemiz gerekiyor; aksi olmazdı. hayvanları düşünün; prozac diye bir şeyden habersiz oldukları için başları ağrısa da ağrımasa da, önlerine iki koli prozac koyun, dönüp bakmazlar. çünkü istemenin farkında değiller. prozacsız bir yaşama programlanmışlar. evet mesele programlanma meselesi; insan da düşünsün diye var; hayvanlaşmaya yaklaştıkça placebo da hocus pocus da yalan oluyor.

    okunuşu da "plakebo" şeklinde olacak, onu da belirteyim gider-ayak.
211 entry daha