şükela:  tümü | bugün
  • solstafir'in 21 ocak 2009'da çıkarmış olduğu son albümü.

    bu izlandalı arkadaşlara internette rastlamam ancak bu albüm sayesinde oldu. daha önce last.fm’de dikkatimi çekmişlerdi, bir ara dinlerim diyip geçmiştim, bu zamana kısmetmiş. bu kadar geç dinlemekle bir hata yapmışım kesinlikle, çünkü artık elimde geceleri “ambiyans” yaratmak üzere dinleyebileceğim yeni bir albümüm oldu. öncelikle bu albümün kesinlikle bir black metal albümü olmadığını belirtelim, kendileri alternative/experimental metal diye tanımlamışlar myspace’te, bence de en uygunu deneysel ve atmosferik olarak nitelendirmek.

    grubun üçüncü full-length albümü olan “köld”, cayır cayır gitarlarla giren “78 days in the desert” ile başlıyor. bu 8:34 lük parçayı uzun bir intro gibi düşünebiliriz, tamamen enstrümental, ve sanki god is an astronaut albümlerinden fırlamış bir şarkı… sadece daha metal, daha sert bir versiyonu, soundtrack olarak kullanılsa sırıtmaz. ikinci şarkı ise albüme de ismini veren “köld”. hızlı bir şekilde girdikten sonra ritim yavaşlıyor, ve ardından ilk defa vokali duyuyoruz. acı çekermiş gibi söylüyor vokalist adalbjörn tryggvason (bu dildeki harflere de hastayım, tyr’da da karşıma çıkıyordu) , ben başarılı buldum özellikle bu şarkıdaki performansını. şarkının ortasına kadar ritim bir yavaşlayıp bir hızlanıyor, 4.dakika civarında ise klavye hariç her şey susuyor ve yaklaşık 3 dakikalığına sadece vokal ve klavye eşliğinde transa giriyorsunuz. daha sonra bir kez daha tempo hızlanarak şarkı sonlanıyor. “pale rider” nispeten daha tempolu bir şarkı, davul ataklarıyla sürüp gidiyor. şarkının bütünü ise çaresizlik, umursamazlık ve kaosu birlikte hissettiriyor. (şarkı sözlerinin de etkisiyle) “she destroys again” yavaş geçen ilk bir buçuk dakikasından sonra öyle bir gazlanıyor ki 7 dakikalık şarkı bitene kadar durmuyor. albümdeki en hızlı ve kaotik şarkı diyebilirim.

    albümün ikinci yarısı “necrologue” ile başlıyor, ki kendisi albümde öne çıkan parçalardan. 2:35 de giren bölüme dikkat edilmeli. çok da güzel bir solo içeriyor bu şarkı. vokaller bana kurt cobain’i çağrıştırdı desem saçmalar mıyım bilmiyorum ama hakkaten öyle. ilginç, hayattan bezmişlik ve umutsuzluk dolu bir vokal. “have you ever been alone? felt like you never had a home?” gibi bunalım sözler içeriyor zaten. sonlara doğru giren güzel gitar solosundan sonra ise müzik yavaşlayıp sustuğunda “maybe this is not the end, maybe i will see you soon again” gibi bir umut kırıntısıyla şarkı son buluyor. “world void of souls” ise 11:51 lik süresiyle albümdeki en uzun ikinci şarkı, ve sanırım en deneysel olanı. başlarda sadece konuşma içeren bu şarkı, deneysel/ambient olmuş, hani notalardan çok sesler önemli, atmosfer yaratmak için, öyle bişi. bu şarkıyı sıkıcı bulup geçenler olabilir, ya da içine kapılabilirsiniz, size bağlı. sonraki şarkı “love is the devil (and i am in love)” albümdeki açık ara farkla en kısa şarkı, sadece 4 dakika 43 saniye. (sadece) albüm çıkmadan myspace’e koydukları şarkıydı, gavur tabiriyle en “straightforward” şarkı… yani, düz, direk sonuca giden diye çevirebiliriz herhalde, başarılı bir şarkı bence. geldik son şarkı olan “goddess of the ages”e. albümün en uzun şarkısı (12:41) ve yine öne çıkan parçalardan, güzel bir outro niteliğinde albüme. akılda kalıcı bir davul ritmi şarkının çok uzun bir kısmında devam ediyor, bu da sıkmak yerine daha çok hipnotize edici ve etkileyici bir atmosfer oluşturuyor. 70:33’lük süreye sahip bu albüme de bu şarkıyla güzel bir kapanış yapmışlar.

    sanırım bu albümü açıklayan en iyi ve tek kelimeyi seç deseler, cevabım düşünmeden “atmosfer” olurdu. gece dinlendiği zaman etkisi artan albümlerden. atmosferik müzikten, deneysel çalışmalardan, uzun şarkılardan ve post rock’tan haz edenlere kesinlikle tavsiyedir. bu izlandalıları gözden kaçırmayalım.

    şarkı listesi:

    01. 78 days in the desert
    02. köld
    03. pale rider
    04. she destroys again
    05. necrologue
    06. world void of souls
    07. love is the devil (and i am in love)
    08. goddess of the ages