şükela:  tümü | bugün
9 entry daha
  • üçlemenin ilk filmi olmasına rağmen bence en başarılı filmi. görsellik yine bildiğimiz bergman ya da sven nykvist standardında; close uplar, ışık alan yüzler, biri yakın diğeri uzak iki insan yüzünden mürekkep kompozisyonlar ve bu planlarda belli bir noktaya odaklanmış gözler... kısaca bir bergman filminden bekleyebileceğiniz her şey mevcut. yalnız işte senaryosu biraz fazlaca iyi. dört karakterin birbirleriyle ilişkileri ve belirsiz bırakılan noktalarla derin ve çetrefilli bir karakter çalışması mevcut.

    öncelikle şunu demek lazım, bergman'ın merkezinde yine kadın var. her planında odak noktası karin, zaten filmde de bir nevi diğer üç erkeğin karinle ilişkilerini izliyoruz. karin dönem dönem hepsiyle yalnız da kalıyor, erkeklerle arasında cinselliğin ön planda olduğu ilginç anlar yaşıyor; bu anlamda tek istisna kocasıyla babasının sahnesi ki bu sahne bence filmde otobiyografik etkiler taşıyan en net anları içeriyor. bir sanatçının eserleri uğruna etrafındakileri harcaması ve insani ilişkilerden ziyade sanatına 'malzeme' aramasının günah çıkartmasına temayüllü diyaloglar var bu sahnelerde, ayrıca bergman samimiyetini de sorgular gibi oluyor; kuşkudan bile kuşku duyuyor. aslında buralarda filmin meramına da paralel şeyler söyleniyor, çünkü baba burada intihar etmek istediği günden sonra nasıl değiştiğini ve içindeki boşluğu sevgiyle doldurduğundan bahsediyor * ve filmin sonuna bakarsak babaya göre tanrı sevgiden ibaret; boşluğu sevgiyle dolduran baba tanrının da sevgi olduğunu iddia ediyor. mesaj açık, aslında tanrı boşluk dolduran bir kavramdan öteye gitmiyor bergman için, o yüzden de inancı zihinsel bir hastalığa benzetiyor, metafora oynuyor. filmdeyse en çok eğlenen yine karin oluyor zira duyduğu sesleri ondan başkası duyamıyor, o sessizliğin sıkıcılığını ve bir ses duyma ihtiyacını hepimiz hissediyoruz ve karin'e özeniyoruz; bergman da inananlara özeniyor ama gel gör ki filmleri o sesten yoksun oluyor.

    çok katmanlı senaryo dedik, eşele eşele bitmiyor; bir de ensest meselesi var. bu noktada her şey çok belirsiz aslında. ancak filmi izlerken zaman zaman aklıma repulsion gelmedi değil, zira karin'le babası arasında hissettiğimiz cinsel gerilim* ve devamında yaşanan ya da yaşandığı ima edilen malum olay akla hep geçmişte yaşanması muhtemel bir olayın ihtimalini getiriyor. aslında karin'in hastalığının köklerinin buralarda yattığını iddia etmek bile olası ki repulsion olayı da bariz bir şekilde buralarda işliyor. hem filmin sonu da bu anlamda ilginç, zira çocuğun iletişemediğinden dem vurduğu baba bir anda empati yapmaya başlıyor, oğluyla diyaloğa girmeye başlıyor ve onunla ortak bir nokta yakalıyor. bunların hepsi ima olsa da filmin böyle bir okumaya açık olduğu aşikar. ancak yine de bilemiyoruz, aslında bergman da bilmemizi istemiyor, aynen o odanın içinde gerçekten birinin sesinin duyulup duyulmadığını bilemediğimiz ve hiçbir zaman da bilemeyeceğimiz gibi.
27 entry daha