şükela:  tümü | bugün
13 entry daha
  • adam, yıllık izinlerini sahil kasabasında geçirmek için arabanın bagajına bavullarını yerleştirirken, kadın şalına sıkı sıkı sarılmış güneşli bir bahar gününde donuk ifadeyle kocasını izliyordu. hava soğuk değildi ama kadın üşüyordu.

    tek çocukları öleli on sene olmuştu. onu kaybettiği gün yüzünde oluşan isyan ve kabullenmezlik çizgilere dönmüş, kadının suratına bir daha çıkmayacak şekilde yerleşmişti. "yaşasaydı temmuz'da 26 olacaktı" dedi içinden. aklına gelen herşey, keşkeyle başlıyor ve 3 noktayla bitiyordu. ters yöne giren bir aracın saçtığı ölüm kendilerini sağ bırakmışken, neden kimseye bir kötülüğü olmayan oğullarını almıştı? tanrıya isyan bile etmiyordu, kimseyle konuşmuyordu, sadece oğlunu görmek istiyordu. yaşasaydı nasıl olacağını tahmin etmeye çalışıyordu, acaba tüm ısrarına rağmen saçını uzatmaya devam mı ederdi? küpe takar mıydı babasının tüm surat asmalarına karşı? kız arkadaşı ile tanıştırır mıydı, yoksa "kimse yok hayatımda, evlenmeyeceğim ben" diye geçiştirir miydi? sadece on sene öncesinden sararmaya başlamış fotoğraflar kalmıştı elinde, ders kitapları, el yazısı, basketbol topu ve alınması için yerlerde süründüğü basketbol ayakkabıları. ayakkabının dilindeki basket topuna basınca şişen ayakkabı için dünyanın parasını vermişlerdi, ama evin içinde mutlulukla tavanı ellemeye çalışması gözlerinin önüne geldikçe acı bir tebessüm geriyordu yüzündeki çizgileri. kocası belli etmiyordu çok fazla ama o da özlüyordu oğlunu. onunla bir kez daha maça gitmek ve maç sonunda, şakalaşarak eve gelmek için dünyaları feda ederdi ama artık yoktu. tek bir maç izlemiyordu artık. başka şeylerle uğraşmaya çalışıyor, haftasonları balığa çıkıyordu. oğlunun yüzünü görüyordu bazen suda, bazen de çimlerde top oynayan çocuklardan birisini benzetiyordu solak oğluna. sporcu olacaktı, olimpiyatlara katılacaktı. altın madalyasını boynuna takarken, tribünde annesi ve babasını gösterecekti kameralar. ona planlarından bahsediyordu tek oğulları.

    kadın, kocasının bavulları bagaja yerleştirip arabayı otoparktan çıkarmasını bekledi. havada tek bir bulut yoktu ama içi üşüyordu. oğullarını kaybettikleri yerden geçeceklerdi yine. her sene, şaşmaz bir rotaydı. dünyanın oğullarını alıp kendilerine sonsuz hüzün verdiği yere bir isyandı. sessiz isyan, göğüs boşluğuna dolan gözyaşları. kazanın olduğu yere diktikleri ağaç bile büyümüştü ama çocukları hala 15 yaşındaydı. kadın yeniden "acaba yaşasaydı nasıl olurdu?" diye sordu kendine. bu soru, onun zaman birimiydi. saatler, günler ve yılların bir anlamı yoktu artık. kendisini öldürmek, kocasını daha da çaresiz bırakacağından aklına yatmamıştı. sadece zamanının bitmesini bekliyor, oğlunu tekrar bulmak istiyordu. içindeki özlem külleneceğine daha da büyüyordu her gün. boğazında kalmıştı yarım kalmış sevgi, ne nefes alıyordu, ne de yemek yiyebiliyordu.

    yola çıktılar, yolun kesik çizgileri tek bir çizgi haline geline kadar hızlandı adam. sessizlik sis gibi çökmüştü arabanın içine, birbirlerini görmüyorlardı. ikisinin de tek isteği ters yöne giren bir aracın altında kalmak ve şehire geri dönmemekti. birbirlerine söylemeseler de, ölmek ve oğullarının ağacının yanında başka bir ağaç olmak istiyorlardı. soğuk ve yağmurlu günlerde üşümezdi böylece sporcu olacak çocuk, eski günlerdeki gibi bir arada olurlardı.

    saatlerce güneye doğru ilerlediler, kaza yerine varmaya az kalmıştı. arabanın göstergesi sonuna dayanmıştı, şehire geri dönmeyeceklerdi. sessiz bir anlaşmaydı bu; o ağacın ilerisine de geçmeyeceklerdi. toprağın altına girmek için artık bekleyecek güçleri kalmamıştı. 10 senedir yaşamıyorlardı zaten. ama ölü de değillerdi. arada kalmışlardı, arada sıkışmışlardı. yolun 20 metre içerisindeki ağacı kilometrelerce öteden gördüklerinde, kadının yanaklarından yaşlar süzülmeye başladı. bu genç ağaç ovadaki tek ağaçtı neredeyse. oğulları onları bekliyordu, belli ki özlemişti.

    sonunda ağaca vardılar, adam bagajdan çıkardığı ağaç fidelerini oğullarının yanına götürdü. kadın da, elleriyle kazdı toprağı. uzun seneler sonra ilk defa bir şey için çaba gösteriyorlardı. fideleri diktiler, bulutların arasından çıkan güneş kadının gözündeki yaşları kuruttu. adam, karısına sarıldı. ölmeleri gerekiyordu ama nasıl ölecekleri hakkında bir fikirleri yoktu. badem ağacına dönüşen oğullarının altında otururken, beyaz çiçeklerin arasında kuşların sesi geldi kulaklarına. kuş yuvası bile vardı bir tane küçüğünden, oğulları başkasına hayat verirken, hayatta olanların kendisi için hayattan vazgeçmesini istemiyordu belli ki. ağacı izlediler saatlerce, kuşlar geliyordu, etrafında kelebekler uçuşuyordu. oğulları, koca ovanın tek ağacı olarak, tüm kuşlara kucak açıyordu. beyaz çiçekler madalya gibi boynunu süslerken, yıllar öncesinden bahsettiği şey gerçekleşmişti. annesi babası uzaktan ona gururla bakıyorken hayata tekrardan tutunmaya da başlamışlardı. uzun süre baktılar güzel oğullarına, tüm hayvanların sevgilisi olmuştu güzel yüzlü çocuk. hayatın kaynağı olmuş; annesine ve babasına bile hayat vermişti.
83 entry daha