şükela:  tümü | bugün
76 entry daha
  • zaman makinesi olsa, eski günlere gidip kadeş antlaşması'na cumartesi çalışanların lanetleneceğine dair madde koyduracağım. hiyerogliflere kazıyacağım elceğizimle, cumartesi çalıştıran patronların ibretlik öyküsünü. böyle, cumartesi günü eli mouse'tayken donmuş; british museum'da sergileniyor. tüm insanlık; moderatör bıraktıranlar, ölmek istemeyen yaşlılar, altına sıçıp alkışlayan çılgın bebekler, şafak sayan kısa dönemler ve atının yemini çıkarmak için sabahın köründen beri çalışan tüm arabacılar şahidim olsun ki, benim başka derdim yok. allah kahretsin ki yok, hayatımdaki diğer herşeyden gayet memnunum. dışarıda hava güzelken, ben başkasının sevişeceği yatak odasının duvarına niş çizmek, döşemeyi yükseltmek, payetli elbiselerini koyacağı dolaplara karar vermek istemiyorum. mimarlık, başkasının sefasını süreceği hayatı planlarken kendi hayatını çukura gömmekse; tüm t cetvelleri, ucu tıkanan rapidolar, layerlar, jurilerdeki yaşlı osuruklar ve binlerce pafta adına konuşmam gerekirse: sikerim böyle mimarlığı.

    cumartesi çalışılan hiç bir şeyden fayda gelmez, ne bana ne insanlığa. haftaya anzak günü var ve büyük dedemin bir anlık delilikle ateşkes saatinde bir anzak gencini öldürdüğünü, nasihatinin ise her sene aileden birisinin gidip orada sabahı karşılamak olduğunu söyleyeceğim patrona. yalanlarla gerçek özgürlük satın alınabiliyor, bu teknikle özgürlüğümün çeperlerini genişletmeye çalışıyorum her seferinde. ama beni mevcut sisteme çakmak için verdikleri eğitim, sigorta, faturalarım, attığım imzalarım, barınma ihtiyacımı yaşlı bir kadının yüksek kiralı eviyle karşılayabiliyor olmam kaçıp gitmemi engelliyor. cumartesi gelmiyorum diyemiyorum. cumartesi gelecek milyonlarca adam işsiz çünkü.

    tek tip insan yaratmanın en büyük faydası da bu işte; birisi arızalanınca aynısından başka parçayı anında koyabiliyorsun. fordizm miydi neydi, böyle bir zıkkım vardı. aslında dediklerim bir çok kez tekrarlanmış, teoriye dökülmüş, kitaba yazılmış, okullarda okutulmuş fikirlerin en ham halleri. yeni bir şey söylemiyorum, ama her şeyi kendim keşfediyorum. okullarda okutulan hiç bir şey ilgimi çekmiyor; daha sosyalizm, liberalizm, sekülerizm falan nedir onları bilmiyorum. belki düşündüğüm şeyler liberalizmdir, sadece adı yok aklımda. insanlığın asırlardır süren macerasını reddedip her şeyi kendi başıma öğrenmeye ve sadece kendi hayatıma sığdırmaya çalışıyorum.

    bu bencil serüvende, beni bağlayan her şeye olan nefretimin kaynağı budur. okula, öğretmene, patrona, faturaya, ekstreye, sigortaya ve başka insanla sosyal düğümlenmeye karşıysam bunun sebebi hepsinin vaktimi çalıyor olmasıdır. anarşizm nedir fazla fikrim yok. sonu izm'le biten her şey cehennemin soğuk hava depolarında beklesin; bana izm'le başlayanlar lazım: özledim ulan seni izmir!

    kordonda içmeyi, muzaffer izgü sokağı'nda huzurlu akşamüstlerini, yer fıstığı-tuborg-tavla triosunu, sevgi yolu'nda kitaplara iştahla bakmayı, kızlarağası'nda türk kahvesi içmeyi, güzel kadınlarını, cami durağında otobüs beklemeyi özledim. ilk günahlarımın mekkesi izmir, gün olur geri dönerim.

    ama bugün ofisteyim. gergin sözlük gündeminin ortasında, tepemden geçen kurşunların gölgesinde, sinirden ağlamak üzere olan bir patronun tedirginliğinde, "intihar etmek istemiyorum, ilaçlara başlamam lazım tekrardan" diyen yemekleri yapan teyzenin muallaklığının tam merkezindeyim. kötü bir gün olacak.

    oysa bir masal ülkesinde uyandıktan sonra, kokulu silgi ağaçlarının altında kağıt helva yemek ve bulutlara bakmak isterdim.
1152 entry daha