şükela:  tümü | bugün
9 entry daha
  • bir insanı etkisiz, yorgun, bezgin ve çaresiz bırakmanın tek yolu; onu halıyla kaplı, gürültülü, kalabalık, yanyana yüzlerce standın boğucu ritmine hapsetmek ve eline binlerce broşür tutuşturmaktır. öğrencilik yıllarında içmek ve haytalık için gittiğim yapı fuarı, bu sene teknik ekiple gittiğimden dolayı gerçek bir zulüme dönüştü. hurdacı gibi eline geçen her broşürü, her malzemeyi, her siki alıp çantasına atan tekniker aşırı yüklemeden yalpalamaya başlayınca, yardım dileyen gözlerle bana baktı. o çaresizliğinin fotoğrafını çektim. çünkü yamyam gibi saldıran birinci sınıf öğrencisi gibi davranmanın alemi yoktu, kontrolü kaybettin mi 40 kilo broşürü iteklemeye çalışırken bulursun kendini yapı fuarında. her sene 10 öğrenci, 7 tekniker, 4 mimar telef olur yine de kimse akıllanmaz. oralı olmadan sadece fotoğraf çekerek, bakmam gerekenlerin broşürünü almayıp yetkilisinden izahat alarak, gözlemler yaparak hafiften ilerlerken, adamımız iyice çığrından çıktı. lamine parke parçalarından oluşan dev poşetle çıktı geldi karşıma. her tarafından bir şey sarkıyor ve cevat kelle'ye benziyordu. "bunların hepsi önemli, senede bir kere oluyor bu" diyerek yükün yarısını bana itekledi.

    zaten stand stand dolaşmaktan bacaklarıma ağrı girmişti, geçtiğimiz senelere oranla yemek-içmek de yerlerde sürünüyordu. bardaklardaki doluluk oranı yarıya düşmüştü. seneye kuraklık olur yapı fuarında. tüm insanlığın en nefret ettiği kuruyemiş olan sarı leblebi binlerce tabakta sona kalmıştı. içeceksiz tüketildiği vakit boğazda kalarak ölümlere sebebiyet veren kitle imha silahı kuru pastalar da her taraftaydı. kuru pasta ve leblebi istilası.

    baba firmaların ikramı dışında, diğer standlar yerlerde sürünüyordu. yapı fuarında dekolteli fişek gibi ablaların ne işi olduğunu hep merak etmişimdir, bugün de bu merakımı üst noktalara taşıyan 4 tane güzel gördüm. böyle güzel insanlar varken, kapı ne bina ne yalıtım ne? biz erkekler ne yapıyoruz elimizde proje, matkap ve t cetveli?

    seranit'in standı tasarım açısından en güzeliydi. kompozit malzemeden, belli bir düzende kesilip cepheye monte edilmiş dalga formu fuarlarda gördüğüm en orjinal düşünceydi. kaşar, domates ve turşulu zeytin aperatiflerini vişne ve limonata ile servis ettikten sonra, harikulade küçük köfteler ve tavuklarla son yılların mideye en fazla hitap eden sunumunu gerçekleştirdiler. sakalım alacalı bulacalı çıksın, mehmet yaşin gibi gezip lezzet turları yapmak ya da haşmet gibi aşk insanı olmak istiyorum. ama önce alacalı bulacalı sakal. onsuz kimse ciddiye almaz.

    zaten takım elbiseli adamların arasında yıllardır bir türlü vazgeçemediğim uzun kollu penye üstüne baskılı t-shirt'le, yolunu kaybetmiş gezgin gibi gözüküyordum fuarın halı kaplı zemininde. yanlış lens seçimi nedeniyle fotoğrafik açıdan oldukça kötü bir gün oldu. 300mm telephoto lensle, mimardan çok röntgenci gibi gözüktüğüme eminim. insanlar sapık olduğumu düşünmesin, sadece deli olduğumu zannetsinler diye üstümü başımı çıkarıp elimde broşür ve boynumda makineyle çıplak dolaştım. kalabalıktan eser kalmadı, kafa dinledim. uğultudan kafam sikilmişti zaten.

    o kadar fazla ürün, seçenek ve yapı teknolojisindeki inanılmaz gelişmelere rağmen neden hala iğrenç binaların yapıldığına hayret ettim. sektör şahlanmış, sonsuz seçenek var. 20 farklı yöntemle ev yapar, hayal ettiğini gerçekleştirirsin. vizyonu genişlettim biraz, faideli bilgiler öğrendim. ama ağır vücudumun ağırlığını taşayan kolonlarım burkulma eğilimi gösterince fuara da standa da sağlamından küfrettim. tekniker de çakmak çakmak gözlerime bakıp, dışarı çıkmayı kabul etti.

    aklıma gelmişken ekleyeyim; 120 metrekare prefabrike evi 40 bin liraya mal etmek mümkün. en kral malzemeden de yapsan metrekaresi 1000 lirayı geçmeyen yapı sektöründe, 80 metrekare evi "alternatif ve elit yaşam" martavalıyla yüz binlerce liraya satan, yalan söyleyen ve insana sonradan kimlik kazandırmaya çalışan tüm ibnelere de selam olsun. elit yaşam can can, öpsün seni mies amcan.
13 entry daha