şükela:  tümü | bugün
9 entry daha
  • melek olmak çok zor...özellikle kanatlarını kaybettiysen daha da zor...

    hani düşen melekler vardır ya çizer durursunuz kısa ömrünüz boyunca; çok hüzünlüdürler. kanatları kırılmış, yarı çıplak bedenlerini kaldıramayacak kadar aciz... dizlerini göğüslerine çekmiş olmayan şeylere bakan, gelmeyen şeyleri bekleyen... bilmiyorum kim uydurdu bunu ama her kimse olayı biraz fazla duygusal "aktarmış".

    birçok sebep var düşmek için ama ben yalnızca benimkini anlatabilirim size;

    görevlerimiz çoktur. vücudunuz için vitamin neyse evren için biz de oyuz. düzenleyiciyiz kısaca. birşeyler oluyorsa bilin ki arkasında o "beyaz kanatlı, haleli" tiplerden vardır.
    öyle kitaplarda anlatıldığı gibi iradesiz, şekilsiz, süper iyi arkadaşlar değiliz. her okuduğunuza inanmayın! çok büyük çeviri hatalarına kurban gidiyorsunuz birçoğunuz... yine de tutan bazı kısımlar da yok değil...

    ben bir nevi valeydim galiba. ya da rehber, artık hangisi daha çok hoşunuza giderse...

    gelene gidene geldikleri ve gidecekleri yeri göstermekle yükümlüydüm. güzel bir işti. kısa, sıkıcı olmaya bile fırsat bulamayan muhabbetlerden öteye gitmezdi sosyal ilişkiklerim sizlerle.

    - ne oldu?
    + öldün.
    - ama durduk yere şim-
    + bekleme yapma arkadaşım hadi ışığı kapatıyorsun, tüneli tıkıyorsun. ilerleyelim orda herşeyi anlatacaklar. hadi güzelim, hadi aslanım, kaplanım...

    sizleri sevmesem de incelemek hoş oluyordu. özellikle son dakikalarınız gerçekten eşsiz; çoğunuz farketmiyor bile 5 kalp atışlık ömrünün kaldığını. farkedenlerin %99'unda hep korku hüküm sürerdi. kaçınılmaz olan birşeyden bu kadar korkmanızı hiç anlamazdım... bu korkanlar genelde patronla karıştırırlardı beni. sanki bütün işi o yapıyormuş gibi? evet belki sayınız azken yetişebilirdi ama maşşallah hiç durmadınız. eh sektör büyüyünce, talep fazla olunca mecburen... neyse işte tek başına çalışmıyor artık. hatta izinlerini biriktirmesine bile gerek yok bizim gibi. kafasına eserse gidip gelebiliyor...

    geriye kalan %1 ise en ilginçlerinizdi...

    nedenleriniz var elbette bunun için ama yinede... ben yapmazdım en azından. yani neden iyi kötü devam eden birşeyi bitireyim ki? zaten bitecek bir yerde sonuçta? neden sonuna kadar bekleyip olacakları görmek istemiyorsunuz ki? bu zayıflığınız ve aptallığınız sadece sizin suçunuz... böyle düşünürdüm işte siz son kez gözlerinizi kapatmadan önce...

    çok kişiyle birlikte yükseklerden süzüldüm... çok kişinin son zehirlerini damarlarına sıkmalarını izledim. kendi kanınızın içinde boğulmanıza şahit oldum defalarca. ve hiç üzülmedim.
    o'na kadar...

    geç kalmayı hiç sevmediğimden erkenden gelmiştim yanına. zaten günün son işiydi benim için. yolu gösterip arkasından kapıyı kilitleyecektim ve sonra kafamı dinlemek için birazcık vaktim olacaktı sonunda. zaten zor bir gün olmuştu...

    başta öyle çok özel biri gibi durmuyordu. orta boylu, hoş görünümlü, genç biriydi. üzgün ve yorgun olduğu her halinden belliydi. ağır hareket ediyordu...

    yine kendi kendime söyleniyordum; "aptalsın işte. bok var keseceksin bileklerini? bu senin suçun! dayanabilirsin hala ama vazgeçmek kolay geliyor... hem ne yaşadın ki daha ya?". "ne yaşadın ki daha?" işte bu soru bunları yazmamın nedeni aslında...

    hani dersiniz "ya insanın başına ne gelirse ya meraktan ya ...". bu bizim için de geçerliymiş ki öğrendiğime pek pişman değilim.

    basit bir anlaşmadır aslında; o bayıldığınız kanatlarımızdaki bir tüy karşılığında bir hatıranızı alabiliriz sizden. pek kullanılmaz bu anlaşma. formalite gibi birşeydir. hani olur da birşekilde kendimiz zor bir duruma sokarsak toparlamak için bize verilen bir şans gibidir. bir nevi de ceza tabi. malum tüyler gidiyor... da ne kadarını kaybedebilir ki bir melek sonuçta değil mi?..

    her kötü alışkanlık gibi bu da öyle başladı. "bir seferden birşey olmaz"... gerçi alışacak kadar vakit tanımadım kendime. ilk kullanışım aynı zamanda altın vuruşum oldu...

    yaklaştım usulca. bağırsam da değişmezdi birşey ama o ana uyum gösterdim herhalde. yakınlaştıkça gözleri daha belirginleşti. ıslaktı kirpikleri ve o ana kadar gördüğüm herşeyden daha masum görünüyorlardı. birden o sıradan güzellik büyüleyici bir hal aldı. içimden "erkeklerinizin ağlayan kadınlara neden dayanamadığını" anladığım düşüncesi kaydı geçti. sonunda elim yaşlı yanaklarına değdi...

    size bir öneri; formalite de olsa bir anlaşma imzalıyorsanız mutlaka okuyun önceden. satırlaralarını bile hatmedin mümkünse. ben sadece göreceğimi düşünüyordum ama meğerse o hatıraları hissediyormuşum da! açık söyleyeyim pek hoş bir deneyim olmamıştı benim için ilk anlarda...

    "ne yaşadın ki daha?"

    bunu çok alaycı söylemiştim ama onun yaşadıklarından sadece bir an çaldığımda bile göğsümün derinlerinde çok sinsi bir sızı oluştu. bu nasıl başına gelebilirdi ki masum kirpiklerin sahibi? neden sen yaşadın ki bunu? neyin cezasıydı bu?
    bunları sorarken bir tüy sırtımdan aşağı süzülüyordu farkettirmeden...

    devam ettim. 1 tanecik daha öğrenirsem belki anlarım nedenini diye kandırdım kendimi. 2. hatırayla birlikte o sinsi sızı artık sinsilikten vazgeçmiş alenen saldırıyordu ruhuma. sonra bir tane daha çaldım! bir tane daha! komşunun bahçesindeki erik ağacına tırmanmış arsız bir çocuk gibiydim. fakat farklı olarak benim yediğim erikler pek lezzetli değildi... yine de duramadım.

    bir şekilde temizlemeliydim o kızın ruhunu! o haketmemişti bunları! hakedemezdi! o tertemizdi, çok güzeldi... çok masumdu ve benimdi... benim miydi? belki? benim olmasa bile bu neyi değiştirirdi ki? o mutlu olmalı! bütün yükü gitmeli! hepsi akıp gitmeli karanlığa! bu benim kutsal görevim...

    kanatlarım sandığınız kadar tüylü değildi. yine de onu temizleyebilecek kadar dayandılar...

    uykuya yatırdım onu... sonra da uzaktan izledim... uyandığında gülümsemesi yanaklarından süzülen yaşlar kadar masum ve lekesizdi...

    bir hafta kadar oldu ben düşeli. bir haftadır etrafında dolanıp duruyorum. biliyorum beni asla görmeyecek, bilmeyecek kanatlarımı onun uğruna feda ettiğimi ama olsun... arada gülümsüyor ya. o bile iyi olmama yetiyor... ilk günlerdeki "beni veya onu götürecekler" odaklı kuruntularım da sona erdi. galiba bir melek veya insanla uğraşamayacak kadar meşguller...

    işte böyle düştüm... böyle başladı onunla hikayem... belki yazılacak daha birçok şey olur belki de bundan sonrası sessiz kalmakla yükümlüdür bilemiyorum. şu anda herşey çok flu. yine de çok heyecanlı. kim bilebilirdi ki birkaç tüyün iki şeyin hayatını böylesine aniden değiştirebileceğini??
603 entry daha