şükela:  tümü | bugün
154 entry daha
  • eee yeter hadi amma bayık yaptın dediniz belki de çoktan. neyse, geldin di mi berlin'e ey yolcu. nereye gidelim, ne yiyelim içelim, ne vardır ki burda, nerde neyi görürüz, ya da gitmesek de görmesek de berlin bizim köyümüz kenarında köşesinde ne var bilelim diyorsun. hadi sana dev kıyak. mega ultra kupon yok. pegasus air ucuz uçuşa başladı, yarın atla gel, gelirken gördüğün entariyi de bas. pişman olmazsın.

    berlin'i bölge bölge incelemek lazım esasında ama, bu safhaya geçmeden önce günübirlik gelen yorgun yolcuya tipik turistik rotayı aktarmak lazım gelir. berlin'e geldin dostum, ama zamanın kısıtlı mı. napıyorsun, çıkıyorsun yola öğleye doğru. sabahtan demiyorum, geceyi berlin'de geçirdiysen mutlaka akşamdan kalmasındır yahut kaldığın yere dönüşün 5'i 6'yı bulmuştur. walking tour denen bir müessese var, beleşe katılıyor, en son bahşişini veriyorsun gidiyorsun, onları deneyebilirsin aslında, ama yok dedin ben kendim takılırım, walking tour'da olmayan, sözlükteki has adamımın tavsiyelerini dinlerim diyorsun.

    öncelikle bir uyarayım. bir sürü bina göreceksin ve bunların turistik olanları çok eski, güzel ve estetik görünebiliyorlar. ama bazısında da gerçekten hiçbir numara yok, ismi olsa da. ama dostum, asla unutma ki,bu binaların en yaşlısı genelde 50 yaşında, harpte yıkıldıktan sonra orijinaline sadık biçimde yeniden yapma yani. yok ama şimdi çok da hakkını yemeyelim, hepsi öyle değil, aralarında harpte kısmen tarumar olduktan sonra kapsamlı restorasyona uğramışları da var. şehir ikinci dünya savaşı'nda bilmem kaç yüz sorti müttefik hava kuvvetlerince ağır bombardımana uğradı. esas yıkım bombardıman sonucu yaşanırken(savaşta şehrin merkezinin takriben yüzde 70'inin yıkıldığı söylenir), bir de üzerinden karadan gelen sovyetler geçti. sonra da yetmedi ikiye kestiler, arasından da duvar geçirdiler.

    bunun yanısıra, berlin klasik bağlamda bakıldığında "turistik" anlamda diğer büyük başkentlere kıyasla çok fazla değere sahip olan bir şehir değil. neyin turistik olduğu turistine göre çok değişir ama genel olarak algılandığı manada turizmi biraz yorularak bir günde icra(gıda/alışveriş/gece yaşamı/farklı değişik noktaları görme gibi spesifik alanları dışarıda bırakarak) edebilirsiniz.

    klasik tur

    iniyorsun alexanderplatz'da trenden. alex de derler. bana neresi diye sorarsan ayıp edersin. adını rus çarı alexander'dan almış olan bu meydan(niye almış diye sorma hemen bi dur, tamam işte zamanında ziyaret etmiş çar efendi burayı, onuruna da meydana adını vermişler), bütün yolların çıktığı bir roma'dır berlin'de adeta. üzerinden 3 yeraltı metrosu, 4 yerüstü metrosu,3 tramvay ve bir o kadar da otobüsün geçtiği bu meydana ulaşamayan gidip acilen iq testi yaptırmalıdır. neyse dur şimdi, indin değil mi. orada bir dönerci var istasyonda, güzel tavuk döner yapar, onu ye sonra tekrar kaldığın yere dön... yok tabi ki bu değil, döneri yemesen de olur, dönercinin olduğu çıkıştan çık. hemen solunda dünya saati'ni göreceksin. bir özelliği yok, tribi var, dünyanın hangi şehrinde saat kaç onu görüyorsun, hesap o hesap.

    alışveriş mi istedi canın? ordan yürüyüp doğu yönüne doğru caddenin karşısına geçersen, berlin'in en büyük alışveriş merkezi alexa var. şimdi meydana doğru dönelim. orda daha önceden de şehrin çeşitli yerlerinden görmüş olduğun böyle beyaz temelli, kırmızı antenli 300 küsür metrelik devasa bir kule var. bu fernsehturm, yani televizyon kulesi. 80'lerde doğu almanya'nın inşaata koyulduğu bir tesis olmakla beraber, berlin'in sembolüdür. çirkin falan derler de, fena görünmez hani, şehrin dört bir yanından farkedersin, doğudaki bulvarlarda arabayla batı yönüne giderken hele iyidir görüntü. bir de oryantasyon için fena halde faydalıdır, şehir pusulası gibidir yani. tepesine çıkabilirsin 10 euro kadar bir ücret karşılığı. ama sonbahar ve kış aylarında sakın aklından bile geçirme. bu mevsimlerde şehir gri bir sis ve pus dalgası içinde olduğu için muntazaman, bu hareketin hiçbir anlamı olmaz. evet, şehrin en önemli meydanındasınız. ben de ilk başta buraya inmiştim. havaalanından gelen otobüsten indiğimde görüntü tam bir hayal kırıklığıydı benim için. beklentilerim büyüktü biraz herhalde. neyse, anısal saçmalamaları geçmek lazım, yeterince verdik. fernsehturm'un yanından ilerliyorsun batı yönüne doğru. hemen önünde kırmızı bir bina var. orası berliner rathaus, yani berlin belediye binasıdır. ordan dümdüz devam edersen orada nikolaiviertel'e varırsın. çifte damlı kilise nikolaikirche ve bilimum turistik dükkan ve lokanta/birahane burda bulunur, şirin bir alandır. arka tarafında bugün şehir müzesi olarak kullanılan kubbeli yapı ephraimpalais'i göreceksin. neyse, nikolaiviertel'e gittin döndün veya o yola sapmadın, kule ile belediye arasında orda biraz genişçe bir alan göreceksin. haftasonu akşamları berlin'in "çok çılgın(!)" rok-punk-gotik gençliği burda toplanıp hasbihal ederler.arada sular akar aşağıya doğru kenarındaki havuzdan. esas havuz o değil ama. az ileride neptunbrunnen adlı, başta deniz tanrısı neptün olmak üzere çeşitli roma mitoloji figürleriyle süslü bir havuz göreceksin, meşhur olan havuz budur. ordaki çıplak heykelin üzerine oturup fotoğraf çektir. her turist yapar, senin ne eksiğin var ki. havuzun yanında bir kilise vardır, o da marienkirche'dir. içi de her tipik alman kilisesi gibi gotik stilde yapılmıştır. havuzun hizasından düz yürümeye devam ettiğinizde marx-engels forum olarak adlandırılan ve karl marxve friedrich engels dayıların yanyana büyük bir heykelini barındıran parkı göreceksiniz.burdan sonra artık anayol olan karl liebknecht caddesine çıkabilirsin ey yolcu. çıktın ya, hemen sola döndün ve hemen orda bir nehir. o da nesi, spree...bu şehrin dört bir yanında dolanan yegane nehirdir. üzerinde bot turları yapılır. hemen o an bulunduğun yerin ordan kalkar bu tur botları. nehrin üzerinde çeşitli eski görünümlü köprüler görmen muhtemeldir. karşında schlossplatz olarak adlandırılan boş bir inşaat alanı göreceksin. niye boş? belediye başkanı ordaki tarihi eseri özel izinle yıktırmış oraya şimdi apartman alışveriş merkezi kompleksi tipinde gökdelen dikiyorlar. şaka lan şaka, haha inandın bir an değil mi? burası eski alman kraliyet sarayının yeridir. savaşta ağır zarar gördükten sonra doğu almanya tarafından onarılmak yerine yıkılması tercih edilmiştir ve buraya palast der republik, yani cumhuriyet sarayı olarak adlandırılan, doğu alman parlamentosu ve bunun yanısıra büyük bir kültür ve gösteri merkezi olarak işlev görmüş ve devrin doğu almanya halkında güzel hatıralar bırakmış bir bina yapılmıştır. neyse efendim, almanya birleştikten sonra malumunuz, komünist sembolleri yok etme prosedürü dahilinde bundestag'daki arkadaşlar bu binanın yıkılması ve eski kraliyet sarayının tekrar inşası yönünde bir karar aldılar ve bahane olarak da eski binanın dibinde asbest bulunmasını kullanarak bu işi gerçekleştirdiler. binanın tam yıkımı bu sene bitti ve de sarayın inşaatı halen sürüyor.bu arada, eksik kalmasın, merak uyanmasın, boş alanın yanındaki eski görünümlü bina ise bölge kütüphanesidir.

    o noktada tam yolun karşısına geçersen, doğu alman müzesi olan ddr museum var, oralarda bilimum komünizm dönemi ürünü şapka, rozet vs. satılır. hemen sol tarafında da gördüğün görkemli katedral de, şehrin en büyüğü olan berliner dom'dur, hoş katedraldir vesselam. 3 euro karşılığı içini gezebilirsin. o nehrin kenarındaki yolu dümdüz takip edersen sağlı sollu barlardan birine oturabilirsin, veya oturmadan direkt olarak hackescher markt'a gidebilirsin. yine orada dom aquaree diye meşhur bir akvaryum da bulunur, 20 euro para bayılırsanız görürsünüz. hackescher markt ise gece gündüz renkli olan bir bölgedir. ama senin klasik turda o kadar uzağa gitmene gerek olmamakla birlikte, bu bölgenin spesifik özelliklerine sonra değineceğiz. o karşıya geçişi gerçekleştirdikten sonra(unutmayalım karl-liebknecht caddesi'nden karşıya geçmiştin) gördüğün ilk köprüden sola nehrin karşı tarafına geçersen, museuminsel olarak adlandırılan, spree'nin iki kolu arasında bir ada olan müze adasına varacaksın. bir heykel müzesi ve güzel bir kubbeli bina olan bodemuseum, içinde antik mısır vb. arkeolojik eserleri barındıran altes museum, şu ara halen restore edilen neues museum ve alte nationalgallerie(resimlerin bulunduğu eski ulusal galeri) ve pergamonmuseum(bergama müzesi)'ni göreceksin. bunların arasında kesinlikle ziyarete değer olan en önemlisi bergama müzesi'dir. ishtar kapısı'nı, zeus tapınağı'nı ve türkiye'den çalıntı binbir eseri içinde barındırır. bu arada perşembe günleri 6-10 arası halk günüdür. tüm devlet müzelerine beleş girilir. müze adasının tam yanındaki bir apartmanda da günün her saati bir grup polisi göreceksiniz. orası pek muhterem alaman şansölyesi hazreti angela merkel hanımefendinin yaşadığı yerdir. kocası üniversitede profesördür ve de kendisi de şansölyelik evine taşınmayıp burda oturmaya devam etmektedir. antik yunan binası görünümlü altes museum'un önünde ise yeşillik, insanların yayıldığı, havuzlu falan lustgarten(şevk bahçesi gibi kompleks bir isimle çevrilebilir) adlı bir bahçe görürsünüz. şimdi bitirdin ya müze adasını, orda hemen tabelasını gördüğün hinter dem giesshaus adlı sokaktan girip unter den linden(ihlamurlar altında, evet ne romantik) adı verilen şehrin 1 numaralı merkez caddesine çıkacaksın. çıkmaya yakın solundaki beyaz bina maxim gorki tiyatrosu'dur.caddeye çıktın şimdi, hemen solundaki pembe binada alman tarih müzesi bulunur. sağında ise neue wache denilen, eski alman kraliyet muhafızlarının mekanı olan bina bulunur. günümüzde içinde meçhul asker tarzı bir heykel bulunur, tavanı açıktır, güya kar yağınca,yapraklar uçuşunca oraya düşer. sağa sapıp unter den linden boyunca devam etmek lazım gelir. hemen orada humboldt üniversitat zu berlin ana binası çıkar karşınıza. h şeklinde bir bina olmakla beraber içine giriş çıkış serbesttir, ve girer girmez orda karl marx'tan alıntı bir sözü duvarda görürsünüz. bu binanın yan tarafında ise büyükçe bir devlet kütüphanesi bulunur. hemen karşısında bebelplatz bulunur. o noktada karşıya geçeceksin. yolun ortasında durup unter den linden'e ve ıhlamurlara bir göz atacaksın. bir de friedrich der grösse, büyük friedrich'in heykeli bulunur. bebelplatz denen komplekse geldiğinde sağda humboldt'ün hukuk fakültesini, solda devlet opera binasını, sol üst çaprazda ise şehrin ilk katolik kilisesi olan st.hedwig kilisesini görürsün. meydanın ortasında ise en vurucu ironi örneklerinden birisi vardır. turistlerin toplanıp grup halinde yere bakmalarından anlayacaksın. cam bir bölmenin altında, yerin altında bir grup boş raf bulunur. 1933'te naziler'ce bu meydanda hemen yandaki fakülte binasından alınan yahudi veya sosyalist yazarlara ait 20.000 kitap yakılmıştır. bu boş raflar ise tam 20.000 kitabı alacak şekilde dizayn edilmiştir...

    bebelplatz'ı da bitirdin, meydanın en ucundan sağdan markgrafen caddesinden girip düz gittiğinde berlin'in en eski bölgelerinden olan gendarmenmarkt'a çıkarsın.burda benzer görünümlü, biri alman, biri fransız kilisesi olan karşılıklı iki kilise mevcuttur. fransız kilisesi esas olarak fransa'dan dini nedenlerle kaçıp berlin'de kabul edilen ve şehre de katkısı olmuş olan zanaatkar huguenotlar tarafından inşa edilmiştir. ortalarında ise büyük bir tiyatro binası bulunur. fransız kilisenin yanından franzözische strasse'yi takip edince friedrichstrasse olarak bilinen berlin'i göbekten kesen dev caddeye çıkarsın. bu bölgede bir dolu alışveriş alanı, pahalı restoranı, markası bilmemnesi bulunur. burdan sola dönüp dümdüz gidildiğinde soğuk savaş devrinde şehrin merkezinde bulunan ve doğu-batı arası tek geçiş kapısı olan checkpoint charlie'ye gidilebilir, sağa dönüldüğünde ise unter den linden'e geri çıkarsın. unter den linden'e çıkacak olursan yapacağın caddenin sonunda bulunan brandenburger tor, yani brandenburg kapısına yürümektir. berlin'in 1 numaralı sembolüdür bu da. yol üstünde sağlı sollu ingiliz, amerikan, rus, fransız büyükelçiliklerini ve bunun yanısıra meşhurların oteli olarak anılan, michael jackson'un bebeğini balkondan gösterdiği meşhur adlon oteli'ni ve sanat akademisi'ni bulacaksınız. brandenburg kapısı'na geldiniz. burası bir zafer takı edasında görünse de aslında zamanında şehrin 14 giriş kapısından biri olarak inşa edilmiştir ve zamanla(hayır savaş nedeniyle değil) diğer kapılar ortadan kalkarken bir tek bu kalmıştır. tepesinde alman arması aromalı mahşerin dört atlısı, kolonlarının arasında da çeşitli kabartmalar durur. buraya geldiğinizde hemen sağa dönüldüğünde bundestag veya eski adıyla reichstag olan alman parlamentosu bulunmaktadır. orijinal yeri burasıdır. hitler döneminde yakılmakla beraber, bina her ne kadar eski görünse de henüz 10 sene kadar önce inşa edilmiştir. tepesindeki kubbeye çıkılabilir. üzerinde "dem deutschen völke", yani "alman halkları'na" yazar. iyidir hoştur. çevrede büyükçe gördüğünüz gri modern binalar ise parlamento ek binaları ve şansölyelik binalarıdır. brandenburg kapısının ordan dümdüz bakıldığında burası tiergarten adı verilen şehrin göbeğindeki devasa parktır. 50'lerde batı berlin'in izolasyona mahkum edildiği dönemde insanlar yakıtsızlıktan buradaki ağaçları kesip yakıyorlardı ve 50'lerin sonunda burada tek bir ağaç kalmamıştı. neyse bu bölgeye sonra tekrar değineceğiz.

    unter den linden yönünden gelip brandenburg kapısı'ndan geçip sola dönüp dümdüz yürüdüğünüzde holocaust anıtı yer alır. burası bir dolu koyu gri mezar taşı görünümlü taş yapının sıralı durduğu bir anıttır. içinden geçerken tümsekler yokuşlar ve inişler bulunur(hani dışarıdan çok hissedilmiyor ama esas içine girince dışarısını göremeyecek, yitip gidecek kadar kötü bir durum sözkonusu demenin bir başka yolu). turistler genelde burda depresif tarz pozlar verip sonra internet ortamında profil resimleri olarak kullanırlar, ya da taşların tepesine otururlar. neyse efendim, mimarına sormuşlar bunlar mezar taşlarını mı temsil ediyor diye(görünüm olarak öyle), adam da diyor ki, neyi düşünmek istiyorsanız odur. bu cevap karşısında ben kitlendim, çok düşündüm. soda içtim, gene geçmedi, artık pek düşünmüyorum. anıtın içinde yokuşlar ve meyiller olmasından yola çıkarak atılan bir iddia da dışarıdan bakıldığında çok trajik görünmeyen bu olayın esasen içeri girildiğinde nasıl da içinden çıkılamadığının betimlendiğidir. bu arada, anıtın hemen güneybatı yönüne doğru bir grup kısa apartman bloku göreceksiniz. bunlar zamanında doğu alman elitlerinin oturduğu bloklar olmakla beraber hitler'in bunkerları burda bulunmaktadır. bunkerların bir girişi yoktur, çoktan birbirine katılmıştır da patlatılıp ve sadece bir tabela vardır bunkerların yerini işaret eden, başka da birşey yoktur.
    anıttan dümdüz devam ettiğinizde potsdamer platz'a varırsınız. buraya da ileride değineceğim.

    ama dostum, eğer bunları yaptıysan tipik sade kısa berlin turunu bitirmişsindir. geri kalan gezilmeye değecek yerler senin ilgi alanlarına göre değişir ve teferruattır. şimdi bölge bölge berlin'i irdelemeye başlayalım. neşteri ver evladım giriyorum ben.

    potsdamer platz havzası

    potsdamer platz olarak adlandırılan mekan eski berlin'in en hareketli yeridir. 20. yüzyılın başlarında ve hatta 1920'lerde burada çılgın bir parlak dönem yaşanmış ve berlin weimar cumhuriyeti'nin parlayan yıldızı olarak bu meydanda şovunu dünyaya yapmıştır. oteller, kafeler, alışveriş dükkanları, zevk-ü sefa vs..gel gör ki, bombardımanlar, sonra bir de kızılordu, üstüne bir de duvar bu meydanın üzerinden ve hatta ortasından geçmiş ve 1950'lerle beraber bu meydan insansız bir alana(bkz: no man's land) ve de kuzu otlağına dönüşmüştür. velhasıl birleşmeyle beraber büyük bir inşa çalışması başlamıştır ve berlin de gökdelenlerin baş döndürücü dünyasına deutsche bahn gökdeleni, bilimum otel ve 30 kat üstü bina ve meydanda modern dizaynıyla,kafeleriyle, sinemasıyla, müzeleriyle bir sosyal yaşam alanı haline gelen sony center il 21. yüzyılın başında girmiştir. meydanın ortasında kenarlarına milyon tane sakız yapıştırılmış beş duvar parçası vardır. turistler fotoğraf çektirir. bir de onun önünde 100 tane dili konuşan ve doğu alman vizesi dağıtan adam bulunur.

    bu havzanın yakınlarında 300 metre kadar ötede sırt sırta dayanmış olan alman senatosu( bundesrat), eyalet parlamentosu da bulunur. üzerinde kaplamalı logolarla sahip kahverengi estetik sergi binası martin gropius bau ve de bunun hemen yanında 'topographie des terrors adlı, yanında gerçek duvar parçaları bulunan(sanki dondurma satıyoruz ya) nazi dönemindeki halini yansıtan alan bulunur. bunun hemen karşısında wilhelmstrasse üzerinde alman finans bakanlığı vardır. dev bir binadır ve şehirde geniş avlulu, devasa hatlara sahip nazi mimarisini yansıtan nadir eserlerdendir. bura luftwaffe bakanlığı olarak kurulmakla beraber sonrasında doğu alman bakanlıklar binası olmuş ve en son bugünkü halini almıştır. binanın yan tarafında doğu alman döneminde yapılmış ve sosyalist hayatın güzelliklerini sergileyen bir resim bulunmaktadır. bu resmin önüne aynı boyutlarda büyütülmüş, 1950'lerde bir protestodan alınmış mutsuz doğu alman insanlarını gösteren bir resim yere cam altına konulmuştur, ki alman ironi anlayışını başarıyla yansıtır. ha eğer bir de balon turu isterseniz die welt dergisinin balonu da oradadır.

    hemen yürüyüş mesafesinde, friedrichstrasse'nin sonlarına doğru, yukarıda checkpoint charlie dediğinin ismi de burayı terk eden son amerikan askerinin isminin charlie olmasından ileri geliyor. haha, yine yediniz değil mi, hayır tabi ki, nato kodlamasında c harfi charlie olarak geçtiğinden mütevellit adı budur(berlin'in genelinde birkaç tane kapı vardı ve merkezdeki de bu 3. sırada charlie koduna sahip kapıydı), ama gidildiğinde beyaz bir kulübeyle beraber kapıyı terkeden son askerlerin resimlerini görürsünüz. görüntüde birşey yok ama biliyorsun dostum, burası hikayeler şehri..bir de etrafındaki duvarlarda soğuk savaş devrinin hikayesini anlatan posterler vardır. son olarak da ingilizce/amerikanca-fransızca-rusça ve almanca dillerinde "şimdi amerikan bölgesini terk ediyorsunuz" mealinde otantik bir fonta sahip bir yazı vardır. metal plakasını falan alıp bir kenarda bulundurmak gerekir.

    bunun yanında bir de demin bahsetmiş olduğumuz, müze adasının yanındaki hackescher markt bölgesinden bahsetmek farzdır. akşama doğru kırmızı ışıklarını yakan bir dolu kafe tarihi görünümlü metro istasyonunun yanında endam eder. ek olarak meydanında sürekli birileri çok çeşitli enstrümalarla canlı müzik yapar. etrafında kafeler kulüpler dükkanlar bulunur ve hemen kenarından oranienburger strasse denen gece yaşamının hızlı noktasına çıkar. bu caddenin klasiği olan fahişeler daha hackescher markt'tan sokakta dizilmeye başlarlar. gece yaşamından bahsederken bu noktaya tekrar değineceğiz. hackescher markt'ta çok hoş bir kafe olan cafe cinema bulunur. akşamları ise metro istasyonunun nehre doğru uzanan kesminde bulunan bir grup bardan biri olan "verkehrs beruhigte ostzone" adı verilen ve sadece doğu almanya'ya ve komünist döneme ait olan materyalleri, eşyaları, sokak tabelaları, gazete küpürleri ve bilimum aleti içinde bulunduran bara girip berlin'e özel şuruplu bir bira olan berliner weisse içmek şarttır. bunun yanında meydanda die hackeschen höfen olarak adlandırılan pasajımsı bir yapı vardır. içinde variete adlı şovları gerçekleştiren tiyatromsu organizasyonlar bulunur. bir dolu da dükkan ve yazları açık hava servis yapan kafeler vardır. çok tatlı bir hissiyat veren bu pasaja girmek farzdır.

    mitte denen merkez bölgesi genel olarak bundan ibarettir. arkası yarın, takipçimiz olunuz.
913 entry daha