şükela:  tümü | bugün
90 entry daha
  • bitmeyen cuma başlığını gördükten sonra, haftasonunu iki gün olarak değerlendiren insanlarla aynı gezegende olduğuma ve benzer beslenme alışkanlıkları geliştirdiğime bir kez daha şaşırdım. madem çok gerekli bu sik, herkes çalışsın. madem haftasonu iki güne kadar çıkabiliyor, beni de azad edin o zaman. kadın-erkek eşitliğinden bile daha önemli bence bu konu; kadınların benden çok üstün olduğunu ilkokulda anlamıştım zaten. ben, tüm kainat sistemindeki en ilkel halka gibi hissediyorum kendimi, cumartesi günleri ofiste teneke gibi bakarken. çekingen kerkenezler gibi ciyaklıyorum, kimseler duymayor. hayatımın yegane amacı, cumartesi çalışmamak oldu lan; modern hayata ve insanın binlerce yıllık serüvenine gel! parmağımı karşındakinin göğsüne bastıra bastıra siyasi görüş bile bildirsem "gençliğin şanından" diyecekler ama içimdeki isteksizlikle siyasete bir türlü atılamadım. çok da teklif gelmedi. biz tekliflerin gelmediği yeni nesiliz; her şeyi isteksiz yapmaya ve beklemeye mühürlendik. kusura bakmayın abilerim, sabahın köründe fight club izleyince aforizmalar da oradan geliyor.

    "biz kendi aforizmalarını yaratmaktan ziyade; hazırlarından nemalanan akbabalarız"

    kendi derdimizi biz değil, başkaları anlatıyor. kimliklerimizi pantolonun cebinde unutmuşuz; yıkanınca tüm bilgiler silinmiş. kime baksam ben; "aa aynı ben" insanlarıyla birlikte koca şehirde yaşıyoruz. her gün aynı şeyleri yapıp, aynı şeylere bakarak, daha güzel günlerin umuduyla bekliyoruz. rüyamda bile sözlüğe bakıyordum bu gece; bıkkın gözlerle uykumun geldiğini söyleyip bilgisayarı kapattım. windows'un kapanış sesi rüyamda duyduğum son sesti. yavaşça yatağa süzülüp, gözkapaklarımı indirdim. gözlerimi kapattığım an, hayata uyandım. hiç uyumamış gibi yorgundum, oysa en az 6 saat uyumuş olduğuma emindim. arada kalmışlığımla yatakta oturup uykusuz okudum biraz. en komik yerlerinde bile, dudaklarımda tebessüme dair bir iz olmadığına emindim. yalnız başımayken gülmüyorum sanırım, kahkaha atmak enerji kaybı gibi geliyor. yoksa, sevgili uykusuz her zamanki gibi güzel bir sayıyla çıkmış. böyle adamlar olmalı daha fazla; bankalarda-fabrikalarda-memuriyetlerde-okullarda daralan insanları kurtarmanın bir yolu olmalı. her gün milyonlarca güzel fikir çöpe dökülüyor, her gün milyonlarca insan hayal etmekten vazgeçiyor. kredi kartı reklamları bile tam bu noktadan tekmeliyor, "hayallerinizi ertelemeyin" sikkoluğundan dem vuruyorlar. bana verdiğin krediyi erteleyecek misin e be köylü kızı? ebeni köylü kızı.

    cumartesi çalışmak, başka gezegenlere açılan bozuk yıldız kapısı gibi. kurak, sıcak, anlamsız ve verimsiz bir gezegen. tek günlük cehennem gibi; cezanı çektikten sonra akşam geri dönüyorsun. şehire zımbalamak için bulunmuş olan bu yöntem, tek günlük başka şehir kaçamaklarını da namümkün hale getiriyor. haftanın 4 günü iş - 3 günü tatil ile emekli olmayı bile düşünmeyecekken; şimdi, emekli olayım, küçük pansiyonları gezip kitap yazayım diye hayaller kuruyorum. akıllarındaki kitabı yıllarca içinde taşıyıp, bir seferde yazan insanların yerine kendime koymak ne yalan söyleyeyim hoşuma gidiyor: vasconcelos'un şeker portakalı, marquez'in yüzyıllık yalnızlık'ı, muzaffer izgü'nün zıkkımın kökü gibi. tüm beceriksizliğimi uzun yıllar içinde ehlilleştirip, kitap yazmak istiyorum. bunun ne kadar önemli bir olay olduğunu bildiğimden, daha tek bir cümlesine başlamış değilim. hemen başlayacak da değilim. okumam gereken kitaplar listelerimi taşırmışken, bir kitabı zamansızlık nedeniyle çok uzun sürelerde bitirirken, kitap yazmaya çalışmak beni bu serüvenden daha ilk sayfada soğutur. oysa, hayatın ılıklığını hissetmek istiyorum artık. ne soğuk bakışlar, ne de çok sıcak gündem. termodinamiğin kanunları geçerli olsun yeter. insanın sonradan uydurduğu tüm çalışma kanunları, değer üretme sikkoluğu, iş hukuku, referanslar ve portfolyolar cehenneme gitsin.

    akşamları hiçbir şekilde okuyamıyor; kitabın arkasındaki bir noktaya sabitlenip duruyorum. çalışırken müzik dinlemek mümkünken, kitap okumak imkansız. binlerce şarkı, kulaklarımın birisinden girip diğerinden çıkıyor. 60'ların sonundan 80'lerin başına kadar olan büyülü dönemde ortaya çıkan grupların görkemine hayret ediyorum sıklıkla. tanrı iksiri katmışlar sanki tüm tatlı sulara; yaratıcılıkta sınır tanımamışlar. akımlar yaratmış, dünyayı değiştirmişler. bunları, benim şu andaki halimden daha gençken yapmış olmaları; zaman içinde dünyanın hangi eksende geliştiğinin küçük bir göstergesi olsa gerek. küçük makinelere çevirdiler bizi; kitap okumamız gereken zamanlarda çalışıyor, gezmemiz gereken zamanlarda bekliyoruz. küçük bütçeli terminatörleriz, önüne gelen her şeyi yok edip; ne uğruna yaşadığını bilmeyen. ses telleri koymamışlar, sesimizi yükseltemiyoruz. ölümümüz de gözümüzdeki ışığın aniden sönmesiyle olacak, kimse fark etmeyecek. başka birisini anında koyabilecek kadar seri üretimiz. farklı değiliz.

    yaptığım her şeyi daha iyi yapan insanlar var, 7 senede bir kendi üzerine çöken ekonomik sistemde işsizlik korkusuyla evcilleştirilen küçük bir hayvanım. aynı işi daha ucuza yapan insanların cumhuriyetinde, gitmezsem sorunların çıkacağı bir cumartesi çalışanıyım.
1138 entry daha