şükela:  tümü | bugün
106 entry daha
  • çalışma ve sosyal güvenlik bakanlığı ile mimarlar odası istanbul şubesi, hakkımda "bu adamı cumartesileri boş bırakmayın, sırtından kırbacı eksik etmeyin" diye genelge yayınladığından beri her cumartesi işe geliyorum. ağza alınmayacak küfürler ederken ağzımı açmıyor, akla hayale sığmayan intikam planları yaparken çaktırmıyorum.

    cuma gecelerimin katili, tek günlük haftasonlarımın müptezel babası oldu lan bu. tek pazar günü yetmiye, miladi takvimin vagonları arasında sıkışıyor nefes alamıyorum. bir gün daha fazla yaşamak için yalvaracak yaşlılığım gözlerimin önüne geldikçe, koşmak istiyorum dışarılarda. "keşkeler galaksisi"ne bir kara delik değil, "iyi ki'ler evreni"ne parlak bir yıldız olmak istiyorum ulan, daha ne kadar metaforlarla yardırayım?

    emekliliği öne alsınlar, 25-35 arası olsun. sonra ölene kadar çalışıyormuş taklidi yaparım, sorun değil. çıkıp gezebilecekken, yamaç aşağı yuvarlanıp krater göllerinin kenarında kamp kuracakken, kablosuz bungee jumping yapıp ölüme meydan okuyacakken, ben güvenlikli bir sitenin daha da güvenlikli bir ofisinde, en ufak bir tehlike duymadan akşamları ediyorum. hayatın tropikal tadını unutalı uzun zaman oluyor, fabrikasyon lezzetleri bıkkın darbelerle parçalıyorum. sıkılıyorum, sıkıldığıma sıkılıyorum. elimden bir şey gelmediği için ellerimi sevmiyorum, çirkin geliyor on parmağımın hepsi. işaret parmağım bana dönük, beni suçluyor. yeterince cesur olmadığımı anlatmaya çalışıyor; hayalini kurduğum hayatları yaşayan insanlardan dem vuruyor. şu anda, olimpos sahilinde beyaz taşların üzerinde uzanıp denize sevinçle bakan insanların siluetleri geçiyor gözlerimin önünden. her zaman çıktığım ortaçağ kalesinin taş penceresinden aşağı ayaklarını sarkıtıp, engin maviliklere kendilerini veren insanların dingin ruhları, sarsıyor ruhumu. kıskanıyorum. hayata dair istediklerim çok fazla değilken, minimumları bile karşılayamamak, elime veriyor bu cumartesi sabahında.

    forever young dinleyerek, her zaman genç kalacağım sanrısının tadını çıkarıyorum. belki de hayatımın zirvesi tam olarak şu an; bundan sonra aşağı inişler başlayacak. teker teker çıktığım basamaklardan, ikişer ikişer ineceğim. cumartesi çalışmalara bile hasret kalacağım, isimsiz bir hastanenin beyaz çarşafları üzerinde tüm vücudumu hareket ettiremeyip, gençlik günlerini özlemle anarken.

    uzun zamandır bahsetmek istediğim konuya bu başlıkta gireceğimi tahmin etmiyordum ama: belki de şu an, yatalak halimin gördüğü rüyayım. dudaklarının kenarında minik bir tebessümle 50 sene öncesini, 2009'un yaz aylarını hayal ediyorum. sıkıntılarım ve her cumartesi bitmek bilmez bir ısrarla bu başlığa yazmam bile güzel geldiği için, tekrar genç olduğum günleri düşünüyorum.

    kendi kendimin dedesiyim ve vefalı bir torun olarak, başucu hikayeleri anlatıyorum yaşlı halime. sadece beni duyduğunu bildiğim için, dijital göstergelerdeki hayat izleri hiç sönmüyor. gençliğimde buluyorum hayatı, gençliğime bakıyorum. her şeyden şikayet eden, memnuniyetsiz, ne istediğinden emin olmayan, parasız pulsuz, bir türlü doğrulamayan çocuk, komik geliyor. kafasına taktığı şeylere kahkahalarla gülmek ve hafiften dalga geçmek istiyorum. yatağımdan doğrulup, bu hergele ile deniz kenarında rakı içmek ve nefret ettiğini bildiğim halde fasıl yapmak istiyorum.

    bu genç adamı bir tek ben anlıyorum, neden cumartesileri çalışmaktan bu kadar nefret ettiğini, neden sürekli yazdığını, neden içtiğini ve neden yalnızlığı çok sevdiğini benden başkası bilmiyor. ben o'yum. o, benim ölmek üzere olan beynimin gördüğü düş. hayata tutunacak belki de tek dalım.

    cumartesi çalışmak, en azından yazmak isteyip de uygun zamanı beklediğim entrylerime yuva oluyor. ağlama duvarım, günlüğüm, hayal kurma kontrol panelim, zaman makinem ve hayat enerjisi veren enerji içeceğim oluyor. ama yine de eklemeden geçmeyeyim, adet yerini bulsun.

    sikerim cumartesi günleri çalışmayı lan. bıktım.
1122 entry daha