aynı isimde "bohemian rhapsody (film)" başlığı da var
şükela:  tümü | bugün soru sor
119 entry daha
  • bu yaşadıklarım gerçek mi, yoksa yatağa mahkum olduğum çok yaşlı dönemlerin geçmişe dair anıları mı?

    bir insan anılarında bile işe gitmemek ister mi? sabahtan beri bilgisayarın karşısında işe gitmek için sebep arar mı? üstümü giyip çıkmam gerekirken, akşama kadar queen dinlemek ve bugünü evimde tamamlamak istiyorum. gidersem neler olacağını, sakin başladığım günün sonunda sinirleneceğimi, kimsenin yerinde durmayıp sürekli yüksek sesle bir şey anlatacağını, stadın köşesinden kırmızı bir ikarusun döneceğini, emlakçıdaki teyzenin bilgisayarda iskambil falı açarak; yüzlerce gündür hiçbir şeyin değişmediği hayatında artık neyin değişebileceğini sorgulamayacağını, hürriyet'in güzeller galerisini ikinci evi yapmış seyahat acentesindeki adamı ve ayaklarını yerlere sürüyerek giden yansımamı yapı marketin camından bilmem kaçıncı kere göreceğimi biliyorum. 9.15 civarı börekçinin oradan geçersem, audi a5'inin içinde mutsuz bir hayat sürüp, sürekli bıkkın nefes veren gençten bayanı bile görebilirim. her şey aynı geçiyor lan? aynı güne uyanıyorum. aynı günü bitiriyorum, aynı sırada yaparken işlerimi ara sıra sırayı değiştiriyorum. sırasını değiştirmeyi bile defalarca yaptığımdan, farklı gelmiyor.

    basketbol şortu ile oturup bilmem kaçıncı kez bohemian rhapsody dinliyorum. haftanın ortasını bile bu akşam getirecekken, geri kalan günlerde ne yapabileceğime dair hiçbir fikrim yok. haftayı bitirsem bile sıcak bir temmuzun ısınan asfaltlarında yürümek hoş bir deneyim olmayacak. gitmenin düşlerini görüp her gün gerçeğe uyanacağım aylar birbiri ardına gelirken, envai çeşit başlıkta aynı şeyi irdeleyeceğim. aslında irdelediğim de yok, yazmak oyalıyor sadece. yazmak bahanem oluyor.

    iki saattir bilgisayardayım ve çok eskiden tuttuğum günlüklerin bir kısmına tesadüfen ulaştım. okuldaki oto galeri projemin sancılı tasarım süreci ve hayata karşı duyulan komik tepkiler. fiziksel çevreden bağımsız bir isteksizliğim ve nefretim var sanırım. büyük bir kısmı yok olmuş mozaik zeminler gibiyim. ne olduğumu gösteren yerler çok az, diğer yerler parçalanmış. geçmişte yazdığım birkaç paragraf yazıdan başka, ne yaptığıma ve "aslında ne olduğuma" dair hiçbir veri yok. fotoğraflar fazla anlatmaz, kafaların içinde dolanan tilkileri söylemez.

    beş sene önceki yazılarımdan birkaç doku kopyalamak gerekirse:

    "internete çok kısa bir zaman sonra bağlanacağım. seksen milyonluk bir parça almam gerekiyormuş wireless için. en geç hafta sonu almam gerekiyor. ne kadar çok beklersem o kadar zarar ama dinlediğim bütün şarkılar hakkında yorumlar, pink floyd'un bulunamayan şarkısı square room'u aramak ve studio max indirmek harika olacak. inanılmaz bir arşiv yapacağım. ekşi sözlük sürekli yanımda olacak. geçmişe dair yaşadığım önemli pişmanlıklardan birisi de iki kere ekşi sözlük yazarlığını kaybetmiş olmam. neden çok kutuplarda dolaştıysam. ne bok yemeye..."

    sabah sabah büyük tebessüm oldu lan, utanmasam her tarafa smiley koyacağım. 2004'te antalya'da bir ofiste staj yaparken yazmışım bunu. ofiste wireless varmış ama ibneler bana adaptör bile almamışlar. ben de kendi cebimden adaptör alıp tüm gün sözlük okumak istiyormuşum he mi? erken biten yazarlık kariyerimin ardından ağıtlar var, studio max'e duyulan garip bir heyecan, dinlenen şarkılar hakkında yorumları delicesine merak etmek, inanılmaz arşiv?!

    yapraklı takvimler ve guguklu saatler şahidim olsun ki, geçmişteki ben kadar beni güldüren ve "ne bu salaklık" dedirten başka bir şey yok. kendimi sevdiğimden değil de, yıllardır aynı olur mu lan bir insan? daha 2. sınıfta mimarlıktan bıkmalar, bir tafralar falan. tavrın kime aslanım? şimdi gidip okuldaki projelerinden çok daha iğrenç işlerin peşinde akşamı ediyorsun. bebek mağazasının kusturucu konseptiyle geçiyor ömrün, hatır için yarrak gibi adamlara katlanıyorsun, cumartesileri bile işe gidiyorsun. her cumartesi gidip aynı başlığa ağlarken bile elinden bir şey gelmiyor, en azından "sikerim okulu" dediğin zamanlar gitmeme gibi bir lüksün oluyordu. şimdi geç de gitsen, kobra dansı yaparak da girsen; git mek zo run da sın! heceliyorum ki kolayca anla. sike sike miescik.

    son bir kez daha dinleyeyim öyle hareketleneyim bari, bıkkınlığımı renkli elbiselerle kaplayayım da patroniçe anlamasın.

    freddie bitirsin bakalım entryi; ben de bu sırada üstümü giyineyim:

    "goodbye, ev'rybody, i've got to go,
    gotta leave you all behind and face the truth
    mama, ooh, i don't want to die,
    i sometimes wish i'd never been born at all"
547 entry daha