şükela:  tümü | bugün
570 entry daha
  • o eşsiz bir kahramandı. kahramanımdı...

    yıllardan beri acımasızca eleştirildi, alay edildi, tıbbi olarak kanıtlanmış ciddi bir vitiligo hastalığı olmasına rağmen cildini kendi isteğiyle beyazlattığı söylendi, halbuki doktoru çok kez açıklamıştı bir african-american tenin ilaç, krem, cilt soyma gibi yöntemlerle böylesine beyaz bir hale gelmesinin imkansızlığını; vitiligoya bağlı bölgesel renk açılmaları yaşadığını... cildindeki yaygın lekelenmeleri makyajla kapattı, ancak derisi o kadar hassastı ki, hastalığı kolayca cilt kanserine dönüştü.

    diğer yandan çok fazla estetik ameliyat geçirmesi battı insanlara... doktoru bile terketti onu, artık ben bile eskiye döndüremem diyerek. ancak bu değişme, düzelme, bu mükemmele ulaşma isteğinin ardında, bilinçaltında yatan, yaşanamamış, ezilerek, dövülerek, köle gibi çalıştırılarak geçmiş bir çocukluk vardı. kendisini bebekliğinden beri dayakla terbiye etmeye çalışan, 5 yaşından itibaren yorgun ve uykusuz olduğu günlerde bile sahneye çıkmaya zorlayan ve tüm parasını alarak kendisini ve kardeşlerini sürekli döven babasına olan nefretini, ona mümkün olduğunca benzememeye çalışarak gidermek istiyordu belki de.

    kendisi anlatmıştı yaşadığı zor yılları, bir çocuğun, anaokulu yaşındaki bir çocuğun böylesine yorgunluğu kaldıramayacağını, bazen keşke yeteneğim hiç keşfedilmeseydi diye sessizce ağladığını... abileriyle çıktığı sahnede en küçük ama en yetenekli olan oydu, öyle dikkat çekiyor, öyle güzel teklifler alıyordu ki, daha çok çalışması için babası tarafından en çok zorlanan o olmuştu.

    hayatı boyunca hiç normal bir aşk yaşayamamıştı, gerçek dostları olduğundan emin değildi, istediği gibi olmamıştı hiçbirşey, 8 yaşındayken çok ünlüydü, 10 yaşındayken dünyaca ünlü bir yıldızdı, sokakta yürüyemiyordu, nasıl normal bir hayatı olabilirdi ki, güvenebileceğim tek kişi hayranlarım demişti bir röportajında. ne acı.

    hep çocuksu kalmıştı, peter pan en büyük kahramanıydı, çocukça oyunlardan, çocukça esprilerden hoşlanıyordu, en yakın arkadaşlarını da çocuklardan seçiyordu, bir yetişkinle oturup sohbet etmekten hiçbir keyif almıyordu, çocuklarla lunaparka gitmek, salıncağa binmek, top oynamaktı onu mutlu eden. o yaşayamadığı çocukluğunu yaşamaya çalışırken, fesat bakışlar üzerinde toplanmaya başlamıştı bile, bir yetişkin neden çocuklarla oynasındı ki? onun çocuk tacizcisi olduğu yönünde dedikodular o kadar yayıldı ki, sonunda evinin aranması ve mahkemeye çıkartılmasıyla sonuçlandı, tabi ki iddialar yalandı ve serbest kaldı. ama bir yanı daha kırılmıştı artık...

    çocukluğundan beri normal olamayan, istese de herhangi bir insan gibi yaşayamayan bir kişinin psikolojisi nasıl olur tahlil etmeye çalışın, kendisi de diyordu ya "beni yargılamadan önce benim makosenlerimle benim geçtiğim yoldan bir kez yürümeyi deneyin" diye. "insanlar çok acımasız" diyordu michael, öyledirler gerçekten. incitirler, incittiklerini farkedince daha da ezerler, bundan hastalıklı bir keyif alır çoğu insan. michael da çok incindi, çok kırıldı, gittikçe daha izole, daha asosyal hale geldi.

    şarkılar yazdı, gerçek duygularını hep şarkı sözleriyle anlattı. "before you judge me, try hard to love me, have you seen my childhood?" dedi ağlayarak.

    ve sonunda bugün öldü, kalbi kırık, yalnız, mutsuz ve hala tek güvenebileceği olan hayranlarından uzakken birden düşüverdi yere. little susie şarkısını getirerek akıllara, "susie fought so hard to live" .

    umarım gittiği yerde çok mutlu olur.

    seni çok seviyoruz michael.
2005 entry daha