şükela:  tümü | bugün
23 entry daha
  • bu aslinda ev arkasindan ziyade, universite yillarinda olusan komunite arkadaslarinin hikayesi fakat artik kim kimin evinde, kim kimin ev arkadasi karistigi icin bu basliga yazmakta sakinca gormuyorum.

    sene sanirim 95, eskisehir yunuskent'teyiz. cenk*, ufuk*, cem ve ben ayni evdeyiz. mehmet* ve kiz arkadasi bir baska cift ile baska bir evde yasiyorlar. biz cumhuriyet bulvarinin bir tarafinda, tam yunuskent'in karsisindaki apartmanlarin birinde 5. katta oturuyoruz, mehmet'ler ise yunuskent'te bir binada ve giris katinda oturuyorlar.

    bir gece evde otururken dellenip, hadi disari cikalim diye domuzlaniyoruz, ama nereye gidecegimiz belli degil. cenk "bizim sinifta bir kiz var, onlarin eve gidelim.. muhabbet olsun" diyor, iyi diyoruz ve dort amele seklinde kizlarin evine gidiyoruz, kizlari aramizda taniyan bir tek cenk. velhasil, gecenin bir yarisi kapilarina dayandigimiz kizlar bizim kadar okuz cikmadigindan bizi buyur ediyor, cay ikram edip hemen akabinde "siz caylarinizi icerken biz yatsi namazini kilalim sonra hasbihal ederiz" diyorlar. eki kuku diye kalakaliyoruz. bu noktada herkes cenk'e pis pis bakiyor tabii. kimsenin gece gece inanc dunyasi seyretme istegi yok dogal olarak. neyse, fazla bir muhabbet olmuyor, musaade isteyip eve donmek uzere disari cikiyoruz fakat harcayamadigimiz, cok pis bir eglence potansiyelimiz var.

    tam binadan cikarken cem binanin girisindeki yangin sondurucuyu gosterip "lan sunu alalim mi?" diyor, zaten ne yapacagini sasirmis halde oldugumuzdan dunyanin en guzel fikri olduguna kanaat getiriyoruz, cenk duvardan aleti sokuyor, sanki arkamizdan federaller kovaliyormus gibi panik icinde kacisiyoruz. ilk bes on dakika acik havada yangin sondurucu birbirimize sikmakla geciyor lakin bu alet sık sık bitmiyor. ne yapsak ne yapsak diye deliriyoruz. birden birinin aklina bir fikir geliyor "lan burak'a gidelim ona sıkalim diyoruz (nedense)", burak da yunuskent'te oturan bir arkadasimiz ama son anda aklimiza burak'in yari deli ve fena halde kendisini bruce lee sanan ev arkadasi volkan geliyor, gece gece kimse volkan'a maruz kalmak istediginden (bkz: #31847736) aklimiza diger kurban, gariban mehmet geliyor.

    mehmet'in ev zaten giris kati oldugu icin isimiz kolay, adamin arka bahceye bakan penceresinin karsisindaki çam fidanlarinin arkasina saklaniyoruz, cenk elinde yangin sondurucu sanki lav silahi varmiscasina havaya girmis, mehmet'in odasinin penceresinin altina gidiyor ve tik tik cami tiklatiyor. bu tip manyakliklarimiza daha once defalarca maruz kaldigindan, bizim oldugumuzu anladigini daha sonra bize anlatan mehmet cama cikip etrafa bakiyor, kimseyi goremiyor. goremeyince de hayatinin hatasini yapip cami aciyor. bunu yaptigi an cenk alttan adamin suratina dogru "hafaaaaaaazanallaaaah" diye yangin sondurucunun yarisini bosaltiyor, mehmet surati bembeyaz bir sekilde iceri kacarken arkadan kiz arkadasinin canhira$ feryadini duyuyoruz ve kahkahalarla anirarak ortamdan topukluyoruz. [evet bunu yapan adamlar universitede]

    daha sonra anlattigindan bildigimiz kadariyla, dunyanin en igrenc malzemesi olan kuru yangin sondurucu [inanilmaz derecede hafif ve ince, bembeyaz bir toz] o basinc ile mehmet'in odasindan tum eve ama iki oda bir salon olan evin tum noktalarina nufus edip, yerde bir tabaka halinde birikiyor. o kadar lanet bir sey ki, supurge ile supurmeye calistiginizda daha supurge degmeden havalanan toz tekrar geriye konarak tum cabalarinizi bosa cikariyor, oyle igrenc bir sey. zaten fena sekilde gicik bir insan olan ev arkadasi [disi olan] mehmet'in beyninin irzina gecip "bu ne rezalet " filan diye bagirirken ayni esnada biz ortamdan uzaklasiyoruz. [olayin uzerinden 5 dk filan gecmisken] icimizden biri "lan adama ayip mi oldu?" diyor, herkes onayliyor ve "lan gidip ozur dileyelim" diyoruz. pasa pasa geri donuyoruz ve bu sefer kapiyi caliyoruz. mehmet kapiyi aciyor ve bizi gorur gormez daha hic bir sey soylemeden yedigi fircalarin da etkisi ile olacak "ulan napiyorsunuz, sictiniz lan evin icine hayvan herifler" diye bagirmaya basliyor. aslinda biz mehmet'in gulmesini, bizimle beraber eglenmesini bekliyoruz tabii [birbirimizin hayvanliklarina default yaklasimimiz bu zira, ilk kez olan bir sey degil ki bu?].. ama mehmet firca cekiyor... hayvan mehmet , yapilir mi bu mehmet? ah mehmet? basina gelecekleri bilsen, agzini acar miydin mehmet? mehmet gozunu karartmis bagirip, cagirirken cenk daha fazla dayanamayip zaten elinde hala lav silahi gibi tuttugu yangin sondurucuyu bu sefer 30 cm uzakliktan mehmet'in suratina tutup bir posta daha pompaliyor, biz bunun uzerine az oncekinden daha da ayica bir sekilde anirarak kendimizi binadan disari atmaya koyuluyoruz, kahkahalar icerisindeyiz.. hic beklemedigimiz bir sey zira. bu sirada kacisirken, mehmet'in yan komsusunun apartmanin icine park ettigi motorsiklete carpip, deviriyor gecenin bir yarisi deli gibi gurultu yapiyoruz. kacarak eve gidiyoruz.

    daha sonra ogrendigimize gore, apartmandaki seslere uyanan komsular mehmet'i o halde ve bembeyaz halde gorunce "oglum ne oldu?" filan diye sorgulayinca, mehmet arkadaslarim diyemiyor ve "tanimadigim birileri bana saldirdi" diyor, ortalik iyice ayaga kalkiyor.

    bu sirada biz eve gelmisiz, hala anirarak guluyoruz ama biliyoruz ki az sonra mehmet bize gelecek, zaten 2 dk lik yol. caddenin diger tarafi. biz 5. kattan ve boydan boya cam olan cenk'in odasindan caddeyi seyrediyoruz, sabahin ikisi mi ucu mu artik neyse. cadde bombos, sokak lambasi caddenin bir kosesini aydinlatiyor, neden sonra mehmet diger taraftan o los isigin altindan gorunuyor, bize dogru geliyor. bunun uzerine herkes pismis, kimsede ses yok.

    birazdan kapi caliyor, cenk gidip kapiyi aciyor. kimsede ses yok.. mehmet'de de ..oylece susup bize bakiyor. hepimiz bir cekyata yanyana oturmusuz, mehmet bir sandalye alip tam karsimiza gecip oturuyor ve bacak bacak ustune atip bize bakiyor. tek kelime etmeden. sadece susuyor. biz "abi ozur dileriz", "ya valla ozur dileriz" filan diyor, bi yandan hala dayanamayip guluyoruz. mehmet biyik altindan hafifce gulumsese de, giki cikmiyor. ufuk birden "abi istersen sen de bizim eve sık" diyor, yangin sondurucuyu uzatiyor, cenk "lan benim odama sıkmasin, senin odana sıksın" diye ufuk'a cikisiyor, ufuk "lan ben mi sıktım adamin suratina... senin odana sıksın" diye cenk'le didisiyor, adamin hala giki cikmadan bize bakiyor...

    sonra cenk ve ufuk aralarinda anlasip, mehmet'in hic de umurunda olmayan bir sekilde gidip banyoya bir miktar yangin sondurucu sıkıyorlar [o yangin sondurucunun izleri 3 ay cikmadi sonra evden] .. mehmet bir sure daha bize giki cikmadan bakip bakip, sonra donup gidiyor.

    ayni ekibin diger maceralari icin (bkz: top sakallar)
3 entry daha