şükela:  tümü | bugün
100 entry daha
  • 1955 yılında ben 9 yaşındaydım. 6-7 eylül gecesi ailemle birlikte izmir-istanbul seferi yapan "adana" vapurundaydım. sabah istanbul'a indiğimizde etrafta bir telaş ve karaköy'deki bazı dükkanların önünde atılmış çeşitli eşyalar gördük. henüz gazete falan almamıştık.

    levent'teki evimize gitmek üzere taksiye bindik. ilk olarak taksicinin babama olayları kendine göre anlattığını hatırlıyorum.

    levent'e o zaman direkt olarak şimdiki metro girişinin olduğu çarşı caddesinden giriliyordu. o caddenin o sabahki halini dün gibi hatırlıyorum. şimdi yeni eczane'nin bulunduğu dükkanın yanında istanbullu bir rumun sahibi olduğu "tadal" pastanesi bulunuyordu. geceki güruh, pastanede cam çerçeve bırakmamış, pastalar, tatlılar vs. sokak ortasına saçılmıştı. pastacı, zaten geçilen yazda bizim de akranımız olan oğlu niko'yu hatırladığıma göre tetanoz'dan kaybetmişti. onun üzerine bir de bu felaketle karşılaşmış oluyordu.

    neyse, evimize vardık. benim mahallede en iyi arkadaşım, karşımızdaki evde oturan benden bir yaş büyük stefo idi. babası beyoğlu'nda gömlekçilik yapıyordu. babam hemen onlara hallerini sormaya uğradı. tabii adamın dükkanı da paramparça edilip yağmalanmıştı.

    olayların o gece de devam edeceği endişesi herkeste vardı. bir tedbir olarak stefo ve ablası artula geceyi bizde geçirecekti. abla yukarıda kızkardeşimle yatarken biz de bodrum katta stefo ile yer yatağında yattık.

    sonradan babamın anlattığına göre, ellerinde isim listeleri ve el fenerleri ile bir grup geceleyin evleri teker teker dolaşarak gayrımüslim aramayı sürdürmüşler, hatta babam karşımızdaki evde türklerin oturduğunu, o anda seyahatte olduklarını söyleyip grubu uzaklaştırmış.

    ertesi gün, teyzemle birlikte taksim'e gittik ve galatasaray'a kadar, o yerlere saçılmış eşyaların arasından yürümeye çalıştık. 2 gün geçmesine rağmen hala ortalık mezbele gibiydi. güz sancısı filmindeki sahneler abartı değil.

    bu olaylardan sonra, en azından benim tanıdığım rumlar, yavaş yavaş hazırlıklarını yaparak, en önce çocuklarını yunanistan'a gönderdiler, sonra da evlerini eşyalarını haraç mezat satarak yurtlarından ayrıldılar. kalanlar da, 1964 kıbrıs olaylarından sonra gittiler maalesef.

    bu olaylar bende derin bir iz bıraktı. o zamanlar tramvay'da otobüste rumca konuşanlara o çocuk halimizle gaza gelip "vatandaş türkçe konuş" sloganı attığımızı düşününce utancımdan yerin dibine geçiyorum. (ermeni ve yahudiler kendi dillerinde pek konuşmazlardı)

    1950-60'ların o çok kültürlü, kozmopolit istanbul'undan işte bu günlere geldik.

    olayları kimin düzenlediğine gelince, o sırada sivil polis olan dayımın kendilerine hiçbir şekilde güruha müdahale edilmemesi emrinin verildiğini söylediğini hatırlatayım.

    6-7 eylül olaylarının belli bir bölümünü bizzat yaşamış birinden anılar böyle.

    edit : entri'yi ilk girdiğimde başkasının ağzından yazmıştım. şimdi düzeltiyorum çünkü olayları bizzat kendim yaşadım.
660 entry daha