şükela:  tümü | bugün
1 entry daha
  • f. g. downing, "cosmic eschatology in the first century: “pagan”, jewish and christian" başlıklı makalesinde (ac 64, 1995, 99-109) ekpyrosis teorisini açıklarken diyor ki, yahudi-hıristiyan terminolojisindeki evrenin sonuna ilişkin ifadeler bu tek-tanrıcı geleneğin dışındaki paganlara yabancı değildi. nitekim onlara göre de evren yaşlanır, ölür veya ateşle son bulurdu; bu düşünce, büyük ihtimalle i.s. 1.yy.'da yaygın olarak -farklı inanca gönül bağlamış- kitleleri etkilemiş olmalı.

    ilkin özellikle de presokratiklerden itibaren evrenin fizikî yapısından ötürü, tıpkı kendisindeki canlılar gibi, bir gün yaşlanıp çürüyerek öleceği düşüncesi ortaya atılmıştı. "başlayan her şey biter" diye düşünülerek, "en etkin element olan ateş madem ki evrenin başlangıcına sebep oldu (buna bazı metinlerde tuhaf bir şekilde "patlama" - explode da diyorlar: krş. big bang), o hâlde ölümü de ondan gelmelidir" şeklinde bir destek ünitesi oluşturulmuştu. bu açıklama tümüyle fizikî iken, zaman içinde evrenin "yok olacağı" düşüncesi evrenin "yok edileceği" düşüncesine dönüşerek ahlâkî bir niteliğe bürünmüştür. bu nitelik baskın kosmoteoristlerin ya da bu konuyla ilgilenen ekollerin materyalist düşünceden, maneviyatçı-etik düşünceye kaydığını gösteriyor. sonuç mu?

    seneca - paulus mektuplaşmalarının da gösterdiği gibi pagan aleminden tek-tanrıcı aleme yatay geçiş; bir nevi çift-anadal. zaten halklar i.ö. 1. ile i.s. 1. yy.'lar arasında doğu etkili bir "kahraman beklentisi" içindeydi. isa - insanlığın tamamı için kefaret ödeyen kahraman tipinin yatay geçişi gibi, kıyamet fikri de yatay geçmiş görünüyor. bu şekilde kaynak bulmalar neticesinde, zeitgiest the movie'ye gerek kalmaz. zaten onun başlığında söylemeye çalıştığım da buydu; batı külliyatı, afedersiniz ama, hıristiyanlığın ne "mal" olduğunu iyi bilirken, bir filmle "tam aydınlanma" gerçekleşmiş olmaz. bilenin bildiği mevzuuyu, bilmeyenler yeni öğrendiklerinde coşkuya kapılabiliyor. oysa zaten bilinenin bilinmesi, bilmeyenin aydınlanması anlamına gelmiyor; çünkü aydınlanan zamanında aydınlanmış, parsayı toplamıştı. demeye çalıştığım buydu, yeri gelmişken tekrar edeyim dedim.

    tekrar ekpyrosis'e döneyim. mevzuu tam kavrayamamış olanlar için, onu şu şekilde hikâyeleştiriyorum: bir gün biri size eskiden dere, şimdi sie balçık olan bir zemin üstüne yaptığınız evin bugün değilse de yakın bir tarihte çökeceğini söylüyor. siz de, bunu bildiğiniz halde maddî yokluktan ötürü (insanın doğa karşısındaki kırılganlığı/mağlubiyeti) başka bir yere taşınamayacağınızı söylüyorsunuz. gel zaman git zaman, bir an geliyor ve başka biri size, yaşamınızın önceki bölümünde yapmış olduğunuz hatalardan/günahlardan ötürü tanrı'nın size büyük bir yıkım getireceğini söylüyor. siz de, hatalarınızı/günahlarınızı bildiğiniz için, bunun doğru olduğuna inanıyorsunuz. ilk su baskınında ya da depremde eviniz çöküyor ve siz bunu tanrı'nın gazabı olduğunu düşünüyorsunuz. haksız mısınız? hayır. gerçekten de geçmişte hatalarınız, günahlarınız olmuştu; olan biteni, seneca gibi, kendinizdeki ahlâkî çöküntüye bağlayabilirsiniz. ancak bunun fizikî bir açıklaması da var.

    şimdi benim burada cevaplamayacağım sadece iki bkz. verip geçiştireceğim krıtik soru geliyor; peki, o hâlde yaşamınızın önceki bölümünde hiç günahınız,hatanız olmasaydı da yine yokluktan o "ölüm riskini barındıran" evde yaşamak zorunda kalsaydınız, yıkımınızın nedeni ne olacaktı? tanrısal gazap mı, yoksa fizikî gerekçeler mi?

    (bkz: kötülük dünyanın güzelliği için zorunludur)
    (bkz: tanrı varsa niye bu kadar acı var söylemi/@jimi the kewl)
2 entry daha