şükela:  tümü | bugün
  • bir bakıma sistem/hayat tarafından ihanet edilenlerin hikayesini anlatır bresson. ancak bunu yaparken duygu sömürüsüne başvurmaz. aksine gerçekten de oyunculuk adına çok az şey vardır film süresince. özellikle ana karakterimiz repliklerini söylemese, onun yerine bir narrator bize onun başından geçenleri anlatsa sonuçta pek bir şey değişmeyecek gibidir. belki de bu sayede benzer konulu filmleri izlerken girdiğimiz şekillere girmeyiz. empati yapıp kendimizi sırayla karakterlerin yerine koymaktansa olaylara dışarıdan daha soğukkanlı bir biçimde bakabilir ve filmde işlenen aç gözlülüğün, yolsuzluğun, çaresizliğin anatomisini daha rahat çıkarabiliriz. bunda bresson'un olayları hiçbir abartı, görkem olmadan minimalist bir şekilde göstermesinin de payı var elbette. mesela hapishaneden kaçışın sadece kapının altından beliren ışıkla ve siren sesleriyle, işlenen cinayetin lavabonun deliğinden akan kanlarla anlatılması bu duruma güzel iki örnek teşkil eder.
16 entry daha