şükela:  tümü | bugün
  • önsöz niyetine : millet olarak edebiyat ve sanat söz konusu oldugunda genellikle kategorize etmeye karşıyızdır. yazarları ya da yapıtları böylesi sınıflamalara tabi tutmanın gereksizliğinden yakınıp, yazarına kaba tabiriyle "artist" damgası yapıştırırız. oysa büyüteç bile kullanmadan farkedilecektir ki , bu ülkede, bu sözlükte hemen her şey sınıflandırılmıştır. en iyi bilgisayardan tutun da en iyi üniversiteye kadar hemen her konuda benzeri başlıklar açılmıştır. hatta dünyanın en çirkin kadını diye (!) bir başlık bile mevcut. ancak hemen şunu da belirtmek gerekir ki, burada niyetim gelebilecek olası eleştirileri ve eksileri önleyici çabada bulunmak değildir. (zira artıların bir yazar olarak bana bir şey kazandıramayacağının farkındayım) benim çabam öncelikle bu anlayışın değişmesi gerektiği üzerinedir.
    böylesi kategorize çalışmalarında ortaya çıkan bir başka sorun da beğeniye saygı üzerinedir. "göreceli" olarak nitelendirdiğimiz beğeni farkı bu tip çalışmalarda ilk dikkat edilmesi gereken husustur. bu tip sınıflamalar yazarını bağlayan bir durumdur. okura düşen tek şey saygı göstermesi gerektiğidir. burada önemli olan, olumlu ya da olumsuz oylama değildir; önemli olan edilgen durumdaki okuyucunun etkene gösterdiği tepkinin biçimi ve boyutudur. zira bilindiği gibi bu tip kategorize çalışmaları yazarına bir şey kazandırmaz ama edilgen okur yeni fikirler ve bilgiler kazanabilir.

    asıl konumuza gelecek olursak iş biraz daha güçleşir. aslında en iyi on romancıyı seçmenin belli bir altyapı gerektirdiğine inanmıyorum. böylesi kültürel bir altyapının türkiyede bile oldukça az sayıdaki kişide olması hafifletici bir sebep olsa gerek. üstelik netice itibariyle yapılacak her seçim kişisel olacaktır. yani o listeyi sevdiğiniz yazarlar oluşturur. dolayısıyla da ben de kişisel bir seçim sunuyorum:

    --- spoiler ---

    dikkat ağır spoiler çıkabilir

    --- spoiler ---

    1 - dostoyevski : bence hiç kuşkusuz en iyi romancı dostoyevski'dir. hem yazarlarin hem elestirmenlerin hem de okurlarin favorisidir dostoyevski. teknik acidan kusurlari mevcut. ama romanlarinin psikilojik derinligi bu kusurlari unutturuyor. suç ve cezanın efsanevi karakteri raskolnikov'un işlediği cinayet sonrasındaki psikolojisi sanırım hala hepimizin hatırındadır. dünyanın en iyi romanları listelerinde en üst sıralarında suç ve ceza , karamazof kardeşler , budala gibi romanların olması tesadüf olmasa gerek. ayrıca hiç bir yazar 20. yüzyıla dostoyevski kadar etki edememiştir. ölümünün ardından yaklaşık 130 yıl geçmesine rağmen o hala en iyi romancı benim gözümde.

    2- tolstoy: tolstoy teknik açıdan modern romanın en büyük öncüsüdür bence. romanları adeta kusursuz bir yapıya sahiptir. ne balzac gibi detaylarda aşırıya kaçar, ne james joyce gibi okuru zorlar, ne de dickens gibi kendini tekrar eder. ama dostoyevski kadar da büyüleyici ve sürükleyici değildir. anna karenina ve savaş ve barış birçok eleştirmenin gözünde dünyanın en iyi romanlarıdır.

    3- james joyce : roman sanatının bu gelmiş geçmiş en büyük devrimcisi hakkında söylenecek pek fazla şey yok. romanları tekniğin en üstün örnekleridir hiç kuşkusuz. ancak okunmasindaki zorluklar, kurgusunun ve dilinin agirligi onu dostoyevski ve tolstoy'un gerisinde birakiyor.
    ulysses gibi bir romanı yazarak 19. yüzyıl roman anlayışına ve katı realizme son veren ve yeni bir roman anlayışını başlatan joyce, daha sonra finnegans wake adında anlaşılması ve başka bir dile çevrilmesi imkansız bir roman yazmıştır. üstelik neden bu kadar zor bir roman yazmayı denediniz diye soranlara da " 300 yıl boyunca tartışılsın" diyecektir.

    4- marcel proust : genç yaşında ölen bu dahi yazar, sadece kayıp zamanın izinde adlı yedi ciltlik uzun soluklu tek romanıyla dünya edebiyat tarihinin en iyi yazarları arasına girmeye hak kazanıyor bence. teknik açıdan kusursuz, üslubu mükemmel olan roman, sadece yüzyılımızın değil tüm zamanların en iyi birkaç romanından biridir. ayrica onun dönemine kadar kimse fransız burjuvazisini balzac kadar iyi anlatabilecek birinin çıkabileceğine inanmıyordu. oysa proust, paris sosyetesini öyle gerçekçi bir şekilde anlattı ki roman yayınlandıktan sonra, romanda kendilerinin eleştirildiğini düşünen o dönemin oldukça önemli isimleri proust ile kavgaya varacak denli yazışmalarda bulundular.

    5- franz kafka : nickimden de anlasilacagi uzere favori yazarim. apayrı bir dünyası vardır onun. okur, bir kere kafka'ya başladı mı tüm yapıtlarını okumadan elinden kurtulamaz. tüm yapıtlarını bitirdiğinde ise bambaşka bir kimliğe bürüneceğine hiç şüphe yoktur. en farklı, en sıradışı ve dostoyevski'den sonra en etkili yazardir kafka. ancak yine de zaaflari coktur. romanları hiç kuşkusuz en özgün romanlardır; belki bu nedenle öldükten sonra anlaşılmıştır. ancak bu romanlar bütünlükten yoksundur. dava, şato gibi iki önemli romanını tamamlayamamıştır. üstelik karalama defterleri çoktur ve hepsi de yayınlanmıştır defalarca. dolayısıyla , böyle ardında herşeyi yarım yamalak bırakmasından hareketle disiplinsiz bir yazar olarak da görebiliriz onu.

    6- honore de balzac : karakter yaratmadaki ustalığı ve üretkenliği onu listeye sokmaya yetecektir. ama betimlemelerdeki aşırılığı onu gerçekçilikten ve samimilikten uzaklaştırıyor bence. her ne kadar realist olarak nitelendirilse de yapıtları adeta yeşilçam filmlerini andırır. kahramanlar ya erol taş gibi çok kötüdür ya da hulusi kentmen gibi çok iyidir, ortası yoktur. insanlık komedyası adı altında topladıgı romanların sayısı sekseni geçer. yani oldukça üretken bir yazardır. dolayısıyla da bundan özensiz yazdığı sonucunu da çıkarabilir. zira genç denebilecek yaşta (51) ölmüştür.

    7- gustav flaubert : ülkemizde genellikle ilk romanı madame bovary ile tanınmasına rağmen dilimize cemal süreya'nın çevirdiği duygusal eğitim adlı romanını başyapıtı kabul edenlerin sayısı hiç de az değildir edebiyat dünyasında. flaubert genellikle james joyce ile birlikte en disiplinli yazar olarak anılır. her bir romanı için en az beş yıl çalışmış, en iyi şeklini bulana kadar uğraşmıştır. üstelik bir akımı bitirip yeni bir akım yaratacak kadar etkili olan istisnai yazarlardan biridir. zira bilindiği gibi madame bovary romantizmi bitirirken realizmi ortaya çıkarmıştır.

    8- charles dickens : belki ingilizce yazan en iyi yazar unvanını james joyce'a kaptırdı ancak o hala ingilizlerin en çok sevdiği ve en çok okuduğu yazar. yirminci yüzyıl edebiyatı üstünde fazla bir etkisi yoktur. üstelik yaşadığı dönemde romanlar gazetelerde tefrika olarak yayınlandığından ve yazarlar kelime başı para kazandıklarından dolayı dickens'da yinelenmis cumleler ve benzer olaylara rastlamak hiç de zor değil. dolayısıyla da romanlarını para uğruna uzattığı görülür. ancak yine de onun romanlarındaki sıcaklık, samimilik hiç bir yazarda yoktur. üstelik londra'yı da hala en iyi anlatan yazardır.

    9- thomas mann : kanımca hiç bir yazar thomas mann kadar çok sayıda büyük roman yazabilme onuruna erişememiştir. almanların bu en büyük yazarı ardında, buyulu dag , buddenbrook ailesi, yusuf ile kardesleri, doktor faustus, venedikte olum , lotte weimarda gibi başyapıtlar bıraktı ancak o çağdaşı yazarlara göre biraz daha klasik tarzda bir yazardir. dolayisiyla asla joyce, proust ve kafka kadar etkili olamamistir.

    10- william faulkner : nobel edebiyat ödülü almasına rağmen değeri daha sonra anlaşılan yazarlardan biridir faulkner. bunun en büyük nedeni yapıtlarının zor anlaşılmasıdır. bilinçakımı tekniğinin en uç örneklerini oluşturan romanlarını anlayabilmek zahmet gerektirdiğinden okurlar tarafından pek tutulmaz. oysa o yazarların ve eleştirmenlerin gözünde açık ara en iyi amerikalı yazardır. türkiye'de de pek okunmayan/anlaşılmayan yazarın bir iki istisna hariç en önemli romanları doksanlarda türkçeye çevrildi. zaten john steinbeck ernest hemingway , jack london , gibi yazarların tüm romanları daha yetmişlerin başında türkçeye çevrildiğini düşününce faulkner gibi bir yazarın 2000leri bitirdiğimiz halde hala tüm yapıtlarının çevrilmemesi kanımca trajik bir durumdur ülkemiz adına.
1 entry daha