3 entry daha
  • ilkokul ders kitaplarında, laikliği tanımlamak için yaygın olarak kullanılan, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması kalıbı nedeniyle, sıkça karıştırılan, karıştırılması da bolca probleme yol açan farktır. çünkü bu tanımı kullanarak, türkiye'de laikliğin nasıl uygulandığını anlamaya çalıştığınızda, kalıba uymayan çok sayıda uygulama görürsünüz, kafanız karışır. örneğin ilke olarak din ve devlet işlerini birbirine karıştırmaması ve her dine eşit yaklaşması gereken bir devlet yapısında, neden meclis ezanla açılmıştır, neden diyanet işleri diye bir başkanlık vardır, neden kamusal alanda dini semboller yasaklanmıştır, neden laik bir darbe hükümeti imam hatip liselerini destekler, neden nüfus cüzdanında din hanesi vardır, neden din dersi zorunludur gibi soruların cevaplarını tatmin edici şekilde veremezsiniz.

    tabii ki bu kavramlar, özellikle de popüler kullanımlarında, sık sık eşanlamlıymış gibi kullanılan, anlamları hayli tartışmalı, pragmatik bir anlayışla kenarından, köşesinden çekiştirile çekiştirile arzu edilen ülke modelinin üzerine giydirilmeye çalışılan, dolayısıyla duruma göre şekil değiştiren kavramlar. ansiklopedi gibi açıklamak güç. yine de tarihsel olarak nasıl uygulandıklarına bakarsak, bir takım ipuçları elde edebiliriz.

    öncelikle her iki kavramın ve oluşmalarında büyük önem taşıyan modernitenin türkiye'ye, bilgi stokunun transferi yöntemiyle batıdan ithal edildiğini biliyoruz. 15. yüzyıldan itibaren, "coğrafi keşifler" dönemi’yle başlayan yeni insan anlayışı, bu anlayışın doğurduğu rönesans akımı, burjuva kesiminin önce ekonomik, sonra kültürel ve politik olarak güç kazanması ve kendi ahlak anlayışını toplumda egemen hale dönüştürmesi, bu ahlak anlayışıyla bağlantılı olarak, sermaye birikimi, sermaye birikimine bağlı sanayi devrimi gibi gelişmeler osmanlı imparatorlu'ğunda bu sırayla yaşanmadığı için, bu topraklarda modernleşme tersten başlamıştır. temel amacı devletin muhafazası olarak görüldüğü için de, çoğu zaman şekilci ve pragmatik uygulamalarla kendini göstermiş, batı'nın tekniğini alalım kültürünü almayalım, "tekniği de alalım, geleneği de" tartışmalarına neden olmuştur. (bkz: ziya gökalp)

    cumhuriyet'in ilanını tarihsel süreklilik içinde bir kırılma noktası olarak görürsek, laik ulus-devlet modeline geçişi gerçekleştiren kemalizm, yalnızca bu tartışmaya bir son vermemiş, aynı zamanda gündelik pratikleri de kökünden değiştirmeyi hedeflemiştir. islamın politize olmuş yönünü hayatın içinden tamamen kazımak çok zor olduğundan, devletin dini kontrol altında tuttuğu bir modele yönelmişlerdir.

    laiklikle sekülerliğin farkı da burada. tarihsel olarak, dinin devlet işlerine ayrılamaz şekilde bulaşmış olduğu bir gelenekten gelen türkiye cumhuriyeti, dünyayı dünyanın bilgisiyle açıklayan, maddi ve manevi dünyayı birbirinden ayıran, bireylerin ister sünni, ister alevi, ister hristiyan, ister musevi, ister ateist inançlarını ya da inançsızlıklarını devletin müdahalesi olmadan özgürce yaşayabilecekleri bir sistem olan sekülarizm yerine, devletin kendi din anlayışını tepeden tabana empoze ettiği fransız tipine yakın olan laikliği benimsemiştir. en başta söylediğim din dersleri, diyanet işleri başkanlığı vs. gibi örnekler bu kontrol ihtiyacının birer örneği olarak görülebilir.

    şahsi ümidim: türkiye laiktir laik kalacaktır sloganlarının yerini, "türkiye laiktir, ama seküler olacağı günleri bekliyoruz" cümlesinin alacağı günlerin gelmesi.
23 entry daha
hesabın var mı? giriş yap