şükela:  tümü | bugün
3 entry daha
  • 34. sayı da komik ve "kaderci" bir öykü ve söyleşi yayınlanmıştır.

    "gülçin karaş duman imzalı bu öyküyü tartışmak gerektiğini düşünüyorum. bu öyküden nefret etmek gerektiğini düşünüyorum. sanat cephesi dergisine koyan arkadaşları ise şaşkınlık ile karşılıyorum.

    behiye karakterinin yaşamından bir kesit anlatmış yazar. barış çağrı genç imzalı "bir öykünün hikayesi: torba" başlığı ile yayınlanan yazar söyleşisi ise öyküye dair hıncınızı daha da artırıyor. sanat cephesi editörlerinin cephelerini gedikli açtıklarını düşünüyorum.

    gülçin karaş duman öyküsünün konusunu üzerine kurduğu inmemiş testis vakasını hiç merak etmiş mi? yazara kısaca anlatalım. her 100 sağlıklı erkek bebeğin birinde görülebilen cerrahi bir hastalıktır. 2 yaşına kadar en geç cerrahisi komplikasyonların önlenmesi için önerilir. sonrasında gerekli tetkiklerden sonra cerrahi planlanmalıdır. öyküde konuşmayan şehirli kadının çocuğu ile yaklaşık aynı yaşta olduğu vurgulanan ömer isimli inmemiş testisli çocuk karakter konuşabildiğine göre 3 veya 4 yaşında olmalı... gecikme olsa bile hala tedavi şansı taşıyor.

    yazar bu öyküsünü babasının doktor arkadaşının başından geçen bir anısından esinlenmiş. geç teşhis alan inmemiş teşhis vakasında hastanın annesi köylü kadına kızması ve kınaması nedeni ile köylü kadın muayene odasını ağlayarak terk etmiş. yazar bu acıklı öyküyü duyunca belki de acı prim yapar diye düşünüp bu konuya atlamış. ama hiç aklına gelmez doktorların hasta yakınlarını ağlatması salaklıktır. o köylü kadını ağlatıp kaçıran babasının arkadaşı hekim hiç suçlu değilmidir. koruyucu sağlık hizmetleri diye bir şeyin olmadığı türkiye de köylü kadının her şeyi fark etmesini mi bekleyeceğiz. yoksa köylü çocuklarımız düzenli olarak sağlık ocaklarında kontrolden geçemiyor mu? hekim hastasını kaçırarak tedavi olmasını geciktirmiş ve hastayı çeşitli sorunlarla karşı karşıya bırakarak suç da işlemiştir. en basitinden babanızın arkadaşı yanlış yapmış yazar hanım..

    bu acı size neler hatırlattı ki bu kadının öyküsünü yazmaya kara verdiniz. biraz içine şehvet katayım tam olsun satsın diye mi düşündünüz. adam altına yatıp inlemek mi tek derdi behiye'nin, sevişirken zevkten kadınlığını sese dökmek mi? bu mu yazarın behiye den aklına gelen... bu kadını anlattım derken cinsel tatminsizlik mi aklına geliyor sadece... bu yoksul köylü kadının hep kasıklarını mı düşünüyor yazar... veya kasıklarından yükseleni mi?

    yazar acıyı seviyor. altındaki sebepleri anlamasa da seviyor. acının kaynağını çözemese de umutsuzluğa ve acıya "akan suyun yatağını bulmasından" belki de gizlice bir mutluluk duyuyor. acıdan ben şanslıyım bana bir şey olmadı bencilliği gibi...

    yaşadığı şehirde kullandığı üstgeçitte kolsuz bir genç ve kızkardeşini gözlüyor yazar. neden dilendiklerini düşünmeden ve aklına onları yazmak geliyor. ve cesaret edemiyor. "senin öykünü yazdım, okumak ister misin?" demek istiyor yazar. öyküsü merak ettim dilencinin kasıklarına da değiniyor mu. dilenciyi nasıl öldürüyor. umut vermek aklına gelmez mi... hayatın düzelebileceği.. ben önereyim yazar genç dilenciyi geneleve gitmek için para biriktirir olarak tariflesin ve araba altında intihar ettirsin. küçük kızı büyünce de kötü yola düşürsün... kendi tabiri ile "mucizelere inanmayan, ... ne yazık ki behiye'nin payına düşen tüm gerçekliğiyle yaşam oldu" diyen yazar. intiharı mı çözüm ve yaşamın gerçeği olarak görüyor.

    behiye'ye öyküsünü okutup seni yazdım bak intihar mı ediyorsun diyecek yazar... bu mu umut... bu mu gerçekçilik...

    behiye torba ile intihar ediyor. kendi kendini kalın bir torba ile sıkıca bağlayıp boğuyor. intihar şeklinin saçmalığı veya kalın torba kavramının aptallığı yanında hiç türkiye de insanların nasıl intihar yöntemlerine başvurduğunu da merak etmemiş yazar.

    acı, yoksulluk, seks, şehvet, intihar, kin pazarlama kelimeleri... gerçekçilik maskesinin arkasına sığınmış...

    behiye tecavüze uğrayabilir, behiye yoksulluktan ölebilir, behiye vücudunu pazarlamak zorunda kalabilir. behiye'nin intiharı da doğaldır. behiye'nin yaşamına dair aklına hiç umut gelmiyor mu yazarın.. kaderci bir bakış açısını dincilerden mi ödünç almış yazar. yazar almış da bu öykü ile yazarla söyleşen barış çağrı genç de mi kaderden etkilenmiş? barış çağrı genç suç ve ceza'daki dönüşümü bu öyküde bulmaya çalışırken okuyucuya ben o romanı okudum demeye mi çalışıyor. kendisi de köylü kadının aslında "ezen" olduğu konusunda yazar ile hemfikir mi?

    yazarın acı mizah anlayışı neden sadece çıldırtmaktadır. başına torba geçirmek ile inmemiş testis arasında anoloji kurma çabası komiktir.

    bu öyküyü iddialı dergimiz sanat cephesine basan yayın kurulu "devrimciler" romanı dönemi yılgınlığına mı kapılmış...

    bu yazı kinle yazılmıştır. bu yazı üzülerek yazılmıştır. bu yazı tekel işçilerinin arasında umut aranırken yazılmıştır."
2 entry daha