şükela:  tümü | bugün
7 entry daha
  • kadızadelilerin bugüne kalıntısıymış gibi anlatılmış hoca.

    "islam dini, kur'an ve sünetten müteşekkildir" dense yanlış olmayacağından, tamamen bunları kaynak alan çalışmaların islam'ı kuşatamadığını söylemek isabetsiz bir yorum olur. temelde bir fıkıhçı olan bayındır'ı da sadece bu orijini sebebiyle, mesleğinde bir kusur göstermeksizin, islam dinini eksik ve kusurlu tanıtan birisi olarak sınıflandırmak bu yönüyle insafı bir taraf bırakmaktır.

    dinin kendisi için söylenecekler bu çerçevedeyken (kur'an ve sünnet), din çevresinde oluşmuş kültür ve medeniyete konu getirildiğinde elbette herşey fıkıhla ve fıkıhçıların vizyonuyla sınırlı değildir. öz dışında ona uyan, onun desteklediği bir çok yapı kurarak dinin yaşanması ve hatta ibdası mümkündür. tabi ki bunu yapacaklar fıkıhçılar veya fakılar olamaz. isabet buyurduklarında, asgari ölçüleri tespit eden, daha önce söylenmişi ancak izah edebilen, isabetsiz olduklarında ise perdeyi yıkıp viran eyleyen fıkıh ehline bu açıdan fazla yük yüklememek gerekir. bu onlara değer vermemek veya aşağılamak değildir. hakkıyla yaptıkları sürece faaliyetleri -tabiri caizse- peygamberin mesleğine yardımcılık, onun mirasına ortak olmaktır. yalnız diğer taraftan bu üstün hizmetleri sebebiyle de medeniyet inşasının mimarı olmalarını beklememek gerekir. biri için gerekli olan formasyon diğeri için yeterli olmuyor. bir koltuğa iki karpuz sığdıran babayiğitleri müstesna tutalım burada.

    fıkıh, kısıtlayıcı kurallar bütünü olarak değil de yerine getirilmesi gereken asgari standartlar olarak ele alınırsa onun özünden olmayıp uygulamasından kaynaklanan sınırlayıcı etkileri bertaraf edilebilir. iyi bir fıkıhçıdan beklenen de bu noktada kendi mesleğinin hakkını vererek, dinin özünden beslenerek hüküm ortaya koyabilmesidir. yoksa kendi mesleğinin gereğini tam yerine getiremeden, medeniyet inşasına kalkışması, bu esnada da harç olarak öz yerine başka şeylerle beslenmeye kalkması tümüyle sağlıksız neticeler verebilir ve vermektedir. iyi bir fıkıhçıdan beklenen, kanaatimce, hükmü en yalın şekilde ve kaynaklarıyla birlikte ortaya koymasıdır. bu dini ruhsuzlaştırmak değil bilakis onun yaşanılabilirliğine sınırlar koymamak ve onu farklı ruhlarla yaşamaya imkan vermektir. dinin halesinde oluşması beklenen kültür ve medeniyette fıkıhçılar bu yönüyle standartları belirleyen faktör olabilirler. bütünü temsil etmelerini beklemek doğru olmaz. estetiği oluşturmak, kavramsal dağarcığı ikmal etmek, felsefi derinliklere açılmak gibi diğer faktörleri bütün içinde uygun formasyonu almış başka aktörlerden beklemek gerekir.

    bu söylediklerimizi bir tarafa atmadan tekrar abdülaziz bayındır'ı kiritik etmeye dönersek; 1) mesleği ile ilgili bir hatasını işaret etmeden, 2) kaynak ve yorumunda bir eksik bulmadan, 3) meslek alanı dışına taştığı, -ehil olmadığını kabul ederek- fıkıh dışı alanlarda haddini aştığı bir şeyi göstemeden, bir bilim adamı olarak onu tenkitçi yaklaşımı ve dinin diğer şubelerinde mütehassıs görmeyerek yermek haklı olmaz. ama "samimiyet ve zarafetten uzak" olduğunu işaret eden tespitler, mesleğini yaparken takındığı tavırla alakalıysa bu ilmini, eserlerini, fıkıh metodunu bağlayan değil, şahsını bağlayan bir eleştiri olur, ve benim bu konuda söyleyecek sözüm yoktur.
271 entry daha