şükela:  tümü | bugün
2 entry daha
  • herkes beceremez. kimisi itidâlle gelir, kimisi sarsılarak; kimisi önemseyerek gelir, kimisi umursamadan. "önemli olan sadece gelmiş olmamdır" diyen biri varsa yalan söylüyordur, çünkü önemli olan sarsılarak gelmektir. sarsılarak gelemeyenler sarsılarak gelebilenleri hiçbir zaman unutmaz. sarsılmak ve gelmek birbirine çok yakışan iki fiildir. sarsılmadan gelenlerde genelde sarsılmak sarımsak tadı verir, sarımsağa bir kere alışanlar bir daha sarımsaksız hiçbir şey yiyemez. bunun gibi, sarsılmadan gelenlerde her daim sarsılamıyor olmanın tatsızlığı vardır. sarsılmayı isteyip de sarsılamayanlar genelde sarsamayanlardır. sarsmak ve sarsılmak, reciprocal jouissance işaretidir. bazı ilkel kavimlerde sarsılarak gelen çiftler hayra alâmet değildir. bir avustralya kabile reisi şöyle der: "sarsılarak gelen çiftlerin sayısı artınca, koyun kuzunun, geyik aslanın, timsah da yunusun koynuna girer. sonun başlangıcıdır bu, artık kaçış yoktur. no way out."

    sarsılarak gelen çiftler eski türk şamanizminde de hayra yorulmamıştır. genelde satürn ile sirius'un çakıştığı gecelerde, gök astronomisi (sanki yer astronomisi varmış gibi) konusunda uzman olan eski bilgeler sirius'un sarsılarak geldiğini düşünürmüş. inci taneleri gibi meteorlar yağarmış günahkârların üzerine. tohumlar çocuk olmazmış, kadınlar ise doğal olarak gebe. baba olamayan erkekler kabahati, kendilerini sarsılarak gelmeye mecbur bırakan karılarında ararlarmış. ilk eş değiştirmeye bir avustralya kabilesinde rastlanıyor. tarihi tam bilinmeyen bu eş değiştirme esnasında sarsılarak gelenlerle sarsılarak gelmeyenler ayrı kil çadırlara girip farklı jenerasyonlar meydana getirmeye çalışmıştır. sarsılarak gelenlerin sarsılarak gelmeyenlere oranla daha zeki çocuklar doğurdukları görülmüştür. ancak sarsılarak gelmeyenlerin çocukları fiziken daha güçlü olmakla birlikte, sarsılarak gelenlerin çocuklarına üstünlük sağlamayı bilmişlerdir bu meziyetleriyle. fiziğin tekniğe, bilek gücünün zekaya üstün geldiği bu kabilenin ömrü uzun olmamıştır. ilk fransız kolonistler kıtaya ayak bastığında, bu sarsılarak gelmemişlerin şanlı evlatları onları tanrı gibi karşılamıştır. çünkü sanmışlardır ki, incili kaftan ya da renkli kalın örtüler takınmış bu yabancılar, sarsılarak gelmemiş olanların jenerasyonunu yok edecektir. nitekim öyle de olmuştur. horatius'un yunan kültürü için söylediği gibi, "savaşta muzaffer olan roma, kültür bakımından yunan düşüncesine mağlup oldu", pazusu, pörsümüş balon gibi gevşeyen jenerasyonun artık sarsılarak gelmeyle ilgili fikirlerinin değiştiğini ama işin de işten bir hayli geçtiğini söylemeye gerek yok herhalde.

    sarsılarak gelenlerin hikâyeleri jenerasyonlarca anlatılır, sarsılarak gelemeyenlerin ise anlatacak hiçbir şeyi yoktur. oysa sarsılarak gelmeyenler, tıpkı silahlarıyla, tüfenkleriyle, haçlarıyla gelen ilk kolonistlere pazuları gibi penislerini de gösterme gereğini duymamıştı. sarsılmayı herkes beceremez, sarsılmak yürek ister. o kabile şefinin dediği gibi "sarsılarak gelmeyi kötücül biliyorduk, gecenin bile üstünü örtemeyeceği çığlıkları, titremeleri depremden sayıyorduk; şimdi daha mı iyi oldu? tanrıların kayıklarıyla geldiler, şanlı tarihimizden bize miras olan bileğimizin gücünü kullandılar. eskiden bizim toprağımız onların dini vardı, şimdi biz onların dinini aldık, onlar da bizim topraklarımızı. çünkü bizler denyoyuz, bildiğin denyo. şimdi sarsılarak gelemeyenler olarak eskiden bizlerin olan topraklarda, onlara marabalık yapıyoruz. oysa atalarımız sarsılarak gelme ile sarsılarak gelmeme arasında bir tercih yapsaydı ve sarsılarak gelmeye devam etseydi, bugün kendi tarlalarımızda sarsılarak geliyor olurduk. incir ağacının dibinde uyur, karabasanla cebelleşirdik. ağzımıza yılan girer, kendi yılanımızı ağızlara sokardık. şimdi hayatımız coca cola reklamı gibi şen şakrak ama bir o kadar bizim değil."

    sarsılarak gelen ataların hikâyeleri hep anlatıldı. o vakitler kil çadırlar titrerdi, kadınların koltuk-altına terler boşanırdı. yiğitler dere kenarında düşman kabilelerin yiğitleriyle birlikte yüzünü yıkardı. sarsılarak gelebilen o büyük insanların üstüne bir gün bir bulut çöktü ve hepsini aldı götürdü sanki. yeryüzüne ilk canlının tohumunu atan levania'lılar bize sarsılarak gelmenin yaşamın özündeki, yorulmak nedir bilmeyen kinetik enerjinin bir gereği olduğunu aşılamıştı. oysa biz sonra göbek deliğinin altına sıkıştırdık bu enerjiyi, oradan çıkamıyor şimdi. kabile reisinin dediği gibi "tuvalette omonun içindekilerini okuyoruz, çünkü biz omo kadar bile değeri olmayan çapulcularız."