şükela:  tümü | bugün
1 entry daha
  • endülüslü hekim, filozof ibn tufeylin 14.yy.dan itibaren belli başlı bütün dünya dillerine tercüme edilerek, gerek felsefi içeriği gerekse edebiyat alanında getirdiği anlatı, roman hüviyetiyle avrupalıları büyüleyen romanı.
    dünyada "felsefi roman"ın olduğu kadar "robinsonad adasal roman" türünün de önemli bir örneğidir.

    hayy, ekvator'un altında hint adaları’nın birinde anasız ,babasız bir takım tabii şartların oldukça duyarlı yöntemler ve yollarla bir araya gelişiyle varolmuştur. topraktan mayalanarak sıcak, soğuk, ıslaklık ve kuruluğun birbirine karışmasıyla.
    ikinci varsayım ise, geleneksel kültürlerde ve dinlerde çoğunlukla ittifakla savunulduğu gibi hayy'ın bir anne ve babadan dünyaya geliş hikayesine dayanır. bol miktarda kurani motifin kullanıldığı bu ikinci varsayımın kendinden türemeye dayanan birinci varsayıma göre ibn tufeyl in tercihidir.
    başlangıçta onu yavrusu sanarak anneliğini üstlenen ceylanla olaylar başlar. yırtıcı hayvanların olmadığı, fakat başta insan olmak üzere diğer canlıların yaşaması için oldukça elverişli tabii şartlara sahip olan bu ıssız adada anne-ceylan yavru-hayy'ı iki sene bereketli sütüyle besler. ceylan'ın koruyucu ve şefkat dolu kucağında yetişen hayy, zamanla annesini taklid eder, onun gibi sesler çıkarır; ancak insan yaratılışının sahip olduğu özellikler ve yeteneklerle fazladan diğer hayvanların ve kuşların seslerini, kendi aralarında anlaşma tarzlarını öğrenir. burada süleyman'ın kuşların dilini bilmesi motifine dikkat edilmeli. ama hayy, zamanla hayvanlarla kendisi arasında temel bir ayırım olduğu bilincine varır. onları daha yakından gözlemler, çevresi üzerinde düşünür. ademin cennetteki motifine uygun olarak onda ilk uyanan insani duydu utanma olur ve avret yerlerini örtme gereğini düşünerek onlardan farklılaşır.
    7 yaşına geldiğinde çevresinin kendisine sunduğu tabii malzemeleri kullanmayı öğrenir; sözgelimi sarmaşıklardan kuşak, ağaç dallarından sopa yapar, ellerini daha maharetle kullanır, becerilerini artırır.
    anne ceylan yaşlanıp güçten düşünce hayy artık onu beslemenin, ona bakma sırasının kendisine deldiğini akl eder ve ona bir süre bakar. ceylanın ölümü ile sarsılır. annesini kaybetmiş bir öksüzün derin psikolojik sarsıntısı içinde ne yapacağını bilemez. ceylanın ölü vucudunu araştırmaya girişir, onu hareketten kesen şeyin ne olduğunu öğrenmeye koyulur. amacı hasta sandığı ceylanı iyileştirmek iken, ölüm denilen o müthiş gerçekle karşılaşır ve bu, onu canlılara can ve hareket veren temel, neden fikrine götürür. hayy, can-ruh'u keşfettikten sonra, salt cisim ve madde olan beden gözünde önemsizleşir. demek oluyor ki, bedene güzelliği, canlılığı veren bedenin kendisi değil, kendince kalb'te olan, ama bedeni terkedince herşeyi de beraberinde alıp götüren şeydir. zaman'la cana karşı değerini iyiden iyiye kaybeden cisim leş olur, üstelik kokuşur.
    bu sırada hayy'ın imdadına kavga eden, sonra biri diğerini öldürüp toprağı eşeleyerek öldürdüğünü çukura gömen iki karga yetişir. bu, adem'in iki oğlu motifidir. hayy, gözlemlerine devam ederken, bütün canlı varlıklarda ve ceylan'da olan şeyin ne olduğunu düşünmeye başlar. bu, her hayvan ve bitki türünün çok sayıda bireyleri ve türevleri vardır fikrini uyandırır onda. şu halde kendisi de bireylerden oluşan bir türden başkası değildir....

    romanın devamında tabiatın ve evrenin rahmani tazahürleriyle hayy cüz-i akl ve sezgi yoluyla mürşidi kamilmertebesine erişilebileceğini göstermiştir.
    romanın bir yerinde, hayy ibn yakzan komşu adaların birinden gelen, yani medeniyetten gelen absal adındaki birine buluşlarını anlatır ve akıl ve sezgi yoluyla tanrı'ya nasıl ulaştığını gösterir. sonra birlikte asal'ın geldiği adaya giderler ve salaman'la görüşürler; bu görüşmenin sonucunda yerleşik olan töresel dinin halk için daha faydalı olduğuna ve buluşlarını kendilerine saklamanın daha doğru olacağına karar vererek ıssız adaya geri dönerler, çünkü filozofların bilgi konusunda halk ile uyuşmalarının olanaksız olduğunu görmüşlerdir.
45 entry daha