şükela:  tümü | bugün soru sor
80 entry daha
  • bugün radikal 2'de çıkan yazısıyla kendisine yönelik tüm eleştirilere yanıt vermiştir. 'hiç gereği yoktu' diyeceğim ama sosyalistlerin neyi destekleyip desteklemeyeceği konusunun altını çizmesi açısından da çok faydalı bir rehber olmuş bu yazısı.

    bir çırpıda damgalamanın huzuru

    birey olarak siyasal ve toplumsal alanda yer almanın, mücadele vermenin hala zor olduğu bir toplumuz. yalnız biz değil, birçok toplum böyle. bunun nedenlerini sorgulamak değil burada amacım. bir cemaatin üyesi olarak var olmanın insani ilişki sıcaklığı olduğu şüphesiz. başka güzel yanları da var muhakkak. buna karşılık önemli sorunları da.

    bu sorunların arasında önde gelenlerden biri, bir mücadele etrafında yan yana gelenlerin artık birbirlerini mutlak bir aidiyet ve bağlılık içinde görme refleksi taşımalarıdır. bunu görmedikleri zaman ise, açık düşman demeseler bile, karşılarında örtük düşman veya dolaylı düşman olduğuna inanıvermeleridir. bu şekilde damgaladıkları insanların o güne kadar yaptıkları, söyledikleri, yazdıklarının değil, o an rahatsız eden bir şey söylemiş olmasından başka hiçbir şeyin öneminin kalmamasıdır. o söylenin üzerine düşünmeden huzur bulmanın kolay bir yoludur.

    ben sosyalistim. salt iktisadi konumlarına indirgenmeyen sınıflar arası bir çatışmanın modern toplumların başat mücadele alanı olduğuna inanırım. bunun yanında dini düşünceye ve inanca saygılı ama kendisi tanrının varlığına inanmayan bir sosyalistim. sosyalistlerin toplumsal mücadelesinin temel ekseninin eşitlik, özgürlük ve dayanışma hedefine ulaşma yönünde gelişmesi için karınca kararınca bir mücadele vermeye çalışırım. bunu, türkiye toplumu içinde yaşadığım için bu toplumun sorunları üzerinden ifade ederim. başka bir toplumda yaşıyor olsaydım, o toplumun bu hedeflere aykırı uygulamaları ve değerleriyle mücadele ederdim.

    günümüz batı toplumlarında bir islam korkusunun var olduğu çok açık bir olgu. bu korkunun kaynakları üzerine bu toplumlarda araştırmalar yapılıyor, bazı siyasal hareketler kendileri herhangi bir müslüman kimliği taşımasalar da, bu korkuyu yıkmak için mücadele ediyorlar. bunlar genellikle solda yer alan hareketler. buna karşılık sağ hareketler de genellikle bu korkunun siyasal getirisinden yararlanmaya çalışıyor. bu iki örneğin tersi durumlar az da olsa var elbette.

    buna karşılık türkiye’de demokratik yollarla seçimleri kazanmış bir partinin iktidarının meşruiyetini amasız, fakatsız kabul ettikten sonra, bu partinin demokratikleşmeyi taşıma kapasitesinin sınırlarını sorguladığınız anda, bu sorgulamada islamofobi emaresi görüp, kolay yoldan kendi cemaatinde puan toplamaya kalkışmak, korkarım ki yazının başında değindiğim refleksin sergilenmesinden başka bir anlam taşımıyor.

    ama madem konu buradan açıldı, o zaman devam edelim. islamofobi suçlaması bu kolaylık ve fütursuzlukla kullanılınca, toplumsal ve bireysel fobilerin din kaynaklı olanlarını veya dini dogmalar biçiminde kendini ifade edilenlerini de sorgulama ihtiyacı doğuruyor. anlaşılan bu konuyu enine boyuna tartışacağız. ama bugün size birkaç hikaye anlatmakla yetineceğim.

    ben eğer bugün polonya’da yaşıyor olsaydım, kürtajın serbest bırakılması mücadelesi verirdim. çünkü bu ülkede 1993’den beri kürtaj katolik kilisesinin baskısıyla yasak. 1997’de kalkan bu yasak, hemen yeniden kondu. temel bir bireysel özgürlük ihlali bu. ab ülkeleri içinde polonya’nın yanında, irlanda’da, malta’da, kıbrıs’ta da yasak. irlanda'da özgürlükçülerin mücadelesi sonucu 1993’de bu yasağın kaldırılması için yapılan referandumda, oy verenlerin %63’ü hayır dedi. bu referandum sonucunda irlanda’lı kadınlar küçücük bir hak elde ettiler: irlanda dışında kürtaj yaptırıp geri döndüklerinde cezai takibata uğramama hakkı. ben bugün bu dört ülkeden birinde yaşıyor olsam, bu yasakla mücadele ederdim. hıristiyanofob olarak damgalayan da çıkardı.
    irlanda’da 1980 sonlarında yaşıyor olsaydım, boşanma yasağının kalkması için uğraşırdım. dini nedenlerle uygulanan bu yasak, 1995’te referandumda ucu ucuna %50,3’le kaldirildi.
    bugün israil’de yaşıyor olsaydım, bir avuç israil yurttaşı yahudinin yaptığı gibi, filistinlilerin haklarının verilmesi için mücadele eder, israil devletinin ırkçı ve işgalci politikalarını eleştirirdim. ama sadece bununla mücadele etmezdim. örneğin cumartesileri gün boyunca ülkede bütün kamu hizmetlerinin durması için gayret gösteren yahudilerle de mücadele ederdim. bu yasağı uygulayan belediyelerle de. bu ülkede israil yurttaşı yahudilere yasak olan sivil nikaha izin verilmesi için uğraşırdım. antisemit damgası yiyeceğimden kuşku yok.
    bugün suriye’de yaşıyor olsaydım, bu ülkedeki son derece ağır baskıcı rejimin binbir cephesiyle mücadele ederken, örneğin suriye yurttaşı müslüman kadınların müslüman olmayan erkeklerle evlenmesinin yasaklanmasına son verilmesi için de mücadele ederdim. ayrıca hatırlatayım: müslüman suriyeli bir erkeğin gayrımüslim bir kadınla evlenmesine yasalar izin veriyor. kadını erkeğe karşı hukuken ikinci sınıf kılan din kökenli yasalarla suriye’de, mısır’da mücadele ederdim. içeriye atılmamışsam eğer, sıkı bir islam düşmanı, kafir damgası da yerdim herhalde.

    hindistan’da madya-pradeş eyaletinde yürürlükte olan din değiştirme yasağıyla mücadele ederdim. maharaşta eyaletinde yaşıyor olsaydım, eyalet dışından gelen genç müslüman göçmenlerin hindu kızlarıyla ilişki kurmalarını dini nedenlerle engellemek için sürekli denetlenmeleri, göz hapsinde tutulmalarıyla mücadele ederdim. hindufobik olarak mı damgalanırdım, bilmiyorum ama hindistan’da bu dinsel referanslı yasaklarla mücadele eden milyonlarca insandan biri olurdum. elbette sadece bununla değil, hint toplumunun o büyük ve kadim eşitsizlikleriyle mücadele ederken, bunu da unutmazdım. kast sistemini besleyen dinsel dogmalara karşı mücadele ederdim.

    bu örneklerin çin, iran, endonezya, rusya gibi ülkelerde benzerlerini farklı dinler açısından bulmak mümkün. isteyen pew forum’un yayınladığı din konusunda küresel sınırlamalar raporuna göz atabilir (//pewforum.org).

    dünyada en kalabalık nüfuslu 25 ülke içinde dinsel kısıtlamalar açısından iran, çin, mısır ve endonezya ilk sırada yer alıyor. ikinci sırada türkiye, vietnam ve pakistan var, rusya da bir parmak arkadan geliyor. en sonda ise japonya ve brezilya yer alıyor. bu kısıtların bazıları, homofobi gibi dinlerarası ittifak konusu olabiliyor.

    birçok toplumda dinsel kökenli olmayan ve iktidar amaçlı yaratılan korkular da var. burada konumuz onlar değil. din kökenli kısıtlamanın olmaması veya az olması demokratik bir toplum olmak için yeterli değil kuşkusuz; ama bu tür kısıtların yagın biçimde olması demokrasinin o ülkede var olmadığının yeterli kanıtlarından biri.

    konumuz din olduğu için, hemen belirteyim. din kökenli korkuların meşru kıldığı yasaklara karşı çıkarken, bunları insanların kendileri için uyguladıkları tabulardan ayırt etmeye özen göstermeliyiz. bu tabuların herkese yönelik bir kısıtlama ve baskı aracı olmuş haliyle mücadele etmeliyiz. neyse, hikayeyi uzatmayayım.

    türkiye’de, birçok ülkede olduğu gibi demokrat birey olmak zor. sosyalist olmak daha kolay değil. hele egemen dinin sol fobisi bu kadar canlıyken, daha da zor. ama bu ülkede yaşıyoruz ve buranın fobileriyle mücadele ede ede bu toplumda daha demokratik bir yaşam kuracağız. toplumun bir kesiminde kanlı canlı biçimde var olan islam fobisini de kırmadan bu yönde bir ilerleme sağlayamayacağız. iktidarı yandaş gördüğü için, iktidarın demokratik dönüşümü taşıma kapasitesini sorgulayanları sindirmek için islamofobi suçlamasına sarılma reflekslerinin kırılması için de uğraşacağız.

    gördüğünüz gibi islamofobi suçlamasını telaş içinde ve böyle savruk biçimde dile getiriverenlere bir teşekkür borçluyuz. cemaat toplumunda demokrat birey olmanın zorluklarını bir çırpıda ve bu kadar açık biçimde sergiledikleri için. ve kafamızı biraz kaldırıp, türkiye dışında olanlara da biraz olsun bakma ihtiyacı yarattığı için.
207 entry daha