şükela:  tümü | bugün
5 entry daha
  • solcu, sosyalist, komünist, marksist dünya görüşünün başlıca temelidir ki, bu da tarihin, maddesel ihtiyaçları üretme süreci içinde oluşup geliştiği fikrini içerir; toplumlar bulundukları yere, yaratabildikleri üretim araçlarının niteliğine göre birbirlerinden ayrılırlar, kimi zaman birbirine hiç benzemeyen gelişim yolları izlerler; ama bir solcu, sosyalist, komünist, marksist, yalnızca bu kuramı bilmekle kalmaz, onun kendisine verdiği yöntemi kullanarak, içinde bulunduğu toplumu tanımaya çalışır, bunun için de toplumun geçmişine uzanır ister istemez. eskiden padişahlar, paşalar, beyler keyif sürmüşler gibisinden ilkel değerlendirmeler ile tarihi gülünç etmeye kalkmaz. daha da ileri gideyim, geçmişi tümden kötülemez o hiçbir zaman; tam tersine olarak, geçmişte bugünü yaratan güçleri araştırır bulur, dünün bugünü yarattığına, bugünün ise yarını yaratacağına inanarak, sürüp giden zaman içinde olaylara bir nedensellik ilişkisi biçer. kısacası, bir solcu, sosyalist, komünist, marksist, zamana ve tarihe inanır, zamana ve tarihe değer biçer, ama bunu yaparken duygusallığa kaptırmaz kendini.

    peki, muhafazakarların [ya da en geniş anlamda sağcıların diyelim], sol kesime yönelttikleri "sizi bizim şanlı tarihimizi yadsıyorsunuz" sözünün kaynağı nedir? onlar neden bu sözü ikide bir yinelemeyi gerekli görüyorlar? solcular uluslarını sevmezler mi? solcuların, sosyalistlerin geçmişi olmayan bir toplum yaratmak düşü ardında olduklarını mı sanıyorlar?

    düşünelim... öncelikle "siz bizim şanlı tarihimizi yadsıyorsunuz" sözünden o "şanlı" sözcüğünü çıkaralım. neden diye sorulacak olursa, tarih bir bilimdir de ondan; geçmişteki olayları "şanlı olan", "şanlı olmayan" diye ikiye ayırıp yalnızca "şanlı olan" üzerinde durmaz. diyelim ki, şanlı olan tarih, geçmişteki zaferlerimizdir; iyi ama, geçmişteki yenilgilerimizi tarih bize anlatmayacak mı? bütün bunlardan daha önemli olarak, geçmişteki zaferlerin de, yenilgilerin de nedenlerini öğrenmemiz gerekmez mi? tarihi zaferlerle, yenilgilerin toplamı saymak yanlıştır. bir başka deyişle, tarih sadece övünmek için değildir, günümüzü anlamamıza yaradığı ölçüde değer kazanır o, yarınımızı kurmamıza elverdiği ölçüde önemlidir.

    eğer biz tarihe bakarak kendimizi başka uluslardan üstün görürsek, düş kırıklığımız korkunç olur. nitekim öyle oluyor. ilkokulda en büyük ulus olduğumuzu öğrenen bir küçük öğrenci, lise, üniversite sıralarında bir türk bilim adamına, bir türk filozofuna rastlamayınca kendine güvenci kalmıyor. nedeni besbelli,; bizim sağcılar geçmişin canlandırılamayacak, ölmüş olayları üzerinde duruyorlar, gençlere bunları öğretmekle ilerleyeceğimizi sanıyorlar da ondan. tarihten alınacak şeyi bilmek çok önemlidir. sosyalist jean jaures, sağcılara şöyle demişti : "geçmişin ateşini biz aldık, siz ise külünü saklıyorsunuz."

    gerçekten de, sağcılarla solcular, tarihi benimsemek ya da yadsımak bakımından değil, tarihe bakış açılarında birbirlerinden ayrılırlar. sözgelişi bir sağcı, osmanlı imparatorluğu'nun ilerleme dönemini türk'ün kahramanlığı ile açıklamak yolunu tutar da, yenilgilere sıra gelince, diyelim geleneklere saygının ortadan kalktığını söylemekle bunlara bir neden gösterdiğini sanır. yahut suçu gavurlara yükler (böyle düşünen solcularımız da var). savaşlarda savaşanların kahramanlığı elbette sonucu etkileyen bir ögedir, ama yalnızca bir ögedir; ekonomik, siyasal durumlardır savaşların alınyazısını yazan. zaferden zafere koşan bir toplumun sonradan yenilgiler altında ezilip yok olmaya yüz tutmasının nedenlerini irdelerken, bir solcu, hiç de ulusunu töresel bakımdan yolunu şaşırmakla suçlamaya kalkmaz, namussuz düşmana, gavura kızmakla bu sorunun anlaşılacağını düşünmez, bizi bugüne getiren olaylar dizisinin yasalarını anlamaya çalışır o. bunu anlayınca da, biz artık geçmişin ağırlığı altında kalmaktan kurtuluruz. başka bir deyişle, bugünün ışığı altında bakarız geçmişe. bütün iş, belli bir dönemde çalışma düzeninin nasıl olduğunu ortaya çıkarmakta toplanır. nitekim karl marx ve friedrich engels, "bildiri"de şöyle derler: "burjuva toplumunda çalışma, kapitaldeki birikmiş emeği arttırma aracından başka bir şey değildir. sosyalist toplumda ise biriken emek, çalışanların yaşamasını genişleten, zenginleştiren bir araç olacaktır. burjuva toplumunda geçmiş şimdiye egemendir, sosyalist toplumda ise şimdi, geçmişe gemen olacaktır."

    her şeyden önce yapılacak iş, tarihi savaşların, padişahların tarihi olmaktan çıkarmaktır. tarih geçmişe de, geleceğe de uzanan bir halkın tarihinden başka bir şey olamaz. bir solcuyu, geçmişini bilmemekle ya da yadsımakla suçlamak yanlıştır. bir solcu ulusu tarihin akışı içinde gerçek bir varlık olarak kabul eder. uluslararası birlik düş-ü ise, özgür, bağımsız insanların gönüllü birleşmesinden doğacağına inanılan bir düş-üncedir.

    bizim tarih kitaplarımızda anlatıldığı gibi, rönesans denilen olay, fatih sultan mehmet'in istanbul'u alması ile istanbul'dan kaçan bilginlerin italya'da yarattıkları bir uygarlık atılımı ise, bize bundan bir övünç payı çıkarmak olanaksızdır. çinlileri sınıra büyük bir duvar örmek zorunda bırakmak hiç de övünülecek bir olay sayılamaz.

    bunun gibi, geri kalmadığımız, fakat geri bırakıldığımız üzerine sözler de, ulusumuzu, halkımızı zavallı, umarsız durumda betimlemekten başka bir anlama gelmez. bütün sorun osmanlı düzeninin nasıl bir ekonomik düzen olduğunu bilmekte toplanmaktadır. başka bir deyişle, batı'dakine benzer bir 'kapitalist birikim' osmanlı imaparatorluğu'nda niçin gerçekleşmedi? orada olan niçin burada olmadı?

    sağcının tarihe bakış açısı ile, solcunun tarihe bakışı arasındaki ayrıma değinmek istedim, ama kimi gün benim de duraladığım oluyor, "yoksa hiçbir ayrım kalmadı mı?" diye kendime soruyorum. sözgelişi "yurtsever cephe", "ulusal sol" vb. beşbenzemez kavramlarda olduğu gibi.
16 entry daha