· · ·
  1. çok geç değildi, gece yarısı bile olmamıştı. evde tek başınalığımı eski günlerde olduğu gibi tuborg'la süslemek ve gecenin bir köründe klavyede harf aramak istemiştim. kırmızı tuborg güzel olabilirdi, bütün aile efradının bir yerlere gittiği bu mübarek gecede sonunda sarhoş olabilir, ağırlaşan gözkapaklarımla mücadele edebilirdim. askerdeyken yazdığım yazıları okuyup artık özgür bir insan olmamın tadına varabilir ya da sadece içerdim. çalışırken yaptığım gibi, boş bir duvara saatlerce bakabilirdim. "şimdi ne yapmam gerekiyor" sorusuna bile bir bira açardım eğer tuborg olsaydı çevremde.

    her zamanki gibi yoktu. uyduruk şortum ve kimin olduğunu bilmediğim terliklerle aşağı indiğimde avucumda tuttuğum bir yirmilik vardı. üzerinde de mimar kemalettin diye bıyıklı bir adam. bir paranın üzerine asla grafik olamayacağımı aklıma pek getirmedim, apartmandan çıkıp tuborg aramaya başladım. tüm tekel bayiler efes diyordu, tuborg satma ihtimali olan süpermarketler çoktan kapanmıştı. kırmızı elbiselimi bulmak için yarım saat yürüdüm, olur olmaz yerlerin camından içeri baktım. bir tek yerde tuborg logosu gördüm, onun da adı: kervan birahanesiydi. harfleri eleyince orasının kerhane olduğuna karar verdim, pas geçtim. küçük ilçede gecenin bir körü bulunmayan bir markaya aşık olmakla hata etmiştim belli ki, eve geri dönmeye karar verdim. efes'in extrası nasıldı lan diye düşünürken, tanesi 3.25'ten dört kutuyu çoktan kapmıştım bile. üzerinde "yüksek alkollü bira" yazıyordu. lacivert-kırmızı bir rengi vardı, bana hiçbir takımı hatırlatmıyordu. oysa kırmızı tuborg deyince, binlerce insan "you'll never walk alone" söylerdi. liverpool aklıma gelirdi. seken toplara yaklaşan gerrard'ın sağ ayağını düşünürdüm.

    dört extrayla eve geldim, tuborg'un hangi cehennemde olduğunu bilmiyordum. bünyelerinde çalışma hevesim de bir aylık beklemeden sonra geçmişti. binlerce çalışanı olan bir şirket için fazlalıktım, okuduğum bölümden tamamen alakasız bir iş yapacak olmamı gönderdiğim cv'ye hiçbir tepki vermeyerek geçiştirmişlerdi. belli ki fazla profesyonellerdi, kendilerine değer belledikleri şeylerin epey uzağında olduğumu düşünmüşlerdi belki. "azim, yenilikçilik, sorumluluk, dürüstlük" diyordu resmi sitesinde, efes extramı kafaya dikip hafiften gülümsedim. arasam da bulamadığım bir markanın profesyonellik kokan görkemli sloganlarıyla alay ettim biraz, son gücüme kadar çalışmak istediğim bir şirketin bana geri dönemeyecek kadar yoğun olabileceğine inanmak istedim. sonra da, tüm hayatım boyunca yaptığım gibi siktir ettim.

    artık herhangi bir mimarlık ofisinde çalışabilirim, işimden evime dönerken de yolun üstünde hangi markayı satan büfe varsa (efes olacağına eminim) ondan alabilirim. uğraşmaktan ve hayal etmekten ölesiye sıkıldığım bir haziran gecesinde, hayatın bana sunduklarıyla geçinebilirim.
· · ·

tuborg hakkında bilgi verin