şükela:  tümü | bugün
40 entry daha
  • gürcistanlı géla babluani’nin 2005 yılında yönetmenliğini, kardeşi george babluani’nin de başrolünü üstlendiği fransa-gürcistan ortak yapımı bir film. fransa’da yaşayan gürcistanlı bir ailenin yaşama tutunma cabasıyla başlayan film, zamanla yaşama tutunmanın cabadan fazlasını gerektirdiği bir zaman dilimi ile devam ediyor.

    --- spoiler ---

    filmi üçe bölmek gerekir; ilk kısım göçmen bir ailenin fransa’daki dramı üzerine kuruludur, çocuk (sebastian), sakat olmasına rağmen evin geçimine az da olsa katkıda bulunan bir abi, evde oturan kız kardeş, ev işleri ile meşgul anne, hasta yatalak bir baba. bunları yaşama tutundurmak (fakirin yaşama tutunması karnının doymasından ibarettir) için uğraşan çocuğun çalıştığı iş, çatı tamirciliği gibi koşullardan fazlasıyla etkilenen bir meslek, her an süprizlere açık ve her an ailenin yaşama tutunmasını sekteğe uğratabilecek bir meslek. nitekim de öyle olur. çatısını tamir ettiği evin sahibinin ani ölümü tamir işinin yarıda kalmasına sebep olduğu gibi o zamana kadar çalıştıklarının da parasını alamaz. bu süreçte tamirini yaptığı evdeki kızla yaptığı konuşma fazlasıyla dramatiktir, sebastiya’nın dibe vurduğu bu sahnede buradan kurtulmak için belirsiz bir riski göze alabileceği koşullar oluşur.

    filmin ikinci kısmı, mektubu ele geçirmesi ve mektupla gelen talimatları izlediği süreçtir. bu kısım toplumsal olandan çok psikolojik olana eğilir. sebastian mektubu çatı tamir parasını alamayacağını öğrendiği andan önce almıştır. kişinin kötü olana yönelmesi (başkasının hakkını gasp ederek kısa yoldan para kazanmak gibi) salt koşulların ürettiği bir şey değildir. kişi doğası gereği kötü olanı aklından geçirebilir. mektubu alması bu şekilde okunabilir. fakat mektubu almasını kolaylaştıran (tamamen risksiz hale getiren) rüzgarın mektubu pencereden uçurarak dışarıya atmasıdır. mektup yerinde dursaydı hiçbir şey olmayacaktı. bu da insanın kötüye olan eğilimini hayta geçirenin büyük ölçüde koşullar (onun kontrolünde olmayan gelişmeler) olduğunu gösterir, öncelik koşullarındır.

    mektubu yapacağı işe karar verdikten sonra almasını izleyici direkt bir şekilde görmez, hiç olmaması gereken bir yerde varolan ayna sayesinde (aynadan) görürüz. yönetmenin jaques lacan’dan etkilenip etkilenmediğini bilmiyoruz ama ayna evresi kişinin özne olduğu evredir (kişi ilk kez kendini aynada bütün olarak görünce etrafındaki şeylerden bağımsız olduğunu, kendisinin onların bir uzantısı olmadığını anlar ve bu şekilde kendilik güdüsünü ortaya çıkararak özneleşir), burada da bu geçiş anının yani normal yollardan hayata tutunan sebastian’dan, riskli fakat ödülü büyük buna rağmen onun hakkı olmayan bir yaşamı tercih eden sebastiyan’a geçişin aynadan yansıtılması bu evreye bir gönderme olabilir. yeni bir özne böylelikle ortaya çıkmıştır. yönetmen bu ayna işinde ısrarlıdır, yeni öznenin (yeni sebastiyan’ın) ortaya çıktığını ısrarla vurgulamak ister. annesi saçını traş etmiştir. üstelik traştan sonraki halini de aynadan görürüz.

    yeni sebastiyan’ın belirsizliğin peşine koyulduğu yolculuk eyes wide shut’daki tom cruise’nin yolculuğunun aynısıdır, ikisini de merak ve çaresizlik aynı yola sürüklemiş, ikisi de çalıntı bir bilgiyle bu yolu takip etmiş, ikisi de varılacak yere belli ritüellerden geçerek varmıştır. sebastiyan’ın yolculuğu ve bu yolculuk sürecinde polislerin atlatılması (polisler sebastiyan tarafından değil, sebastiyan’ın izlediği talimatlar tarafından atlatılır) hayli zekice kurgulanmasına rağmen yer yer kurgu problemine sahiptir, sebastiyan’ı kavşağa götüren taksinin plakasını alan polis daha makul olanı yani bu taksiyi izleme işini yapmaz. yönetmen istisna olanın kurtarıcılığına sığınmıştır.

    mektubun talimatları sona erip, büyük para karşılığında yapılacak işin ne olduğu farkedildikten sonra filmin üçüncü kısmı başlar. gelinen yerde sebastiyan rus ruleti üzerine bahis oynanan ve büyük paraların döndüğü bir ortamda bu oyunu oynayan kobaylardan biri olacaktır. yeni sebastiyan (yani aynadan sonraki ikinci sebastiyan) bu oyun için uygun değildir, ölüm korkusunu göze alacak, öldürmenin zihninde normalleştirildiği bir sebastiyan yoktur. bu yüzden ilk oyun sebastiyan için fazlasıyla gerilim yüklüdür ve tetitği de çekemez zaten. yaşadığı bu gerilim ve bu gerilimden bir çıkışın olmadığını öğrenmesi onu dönüşüme zorlar, yani koşullar yine devreye girip üçüncü sebastiyan’ı doğurur. yönetmen üçüncü kez aynayı kullanır. ilk oyundan sonra verilen arada kobayların toplandığı odada sebastiyan’ı bir kez daha aynadan görürüz. üçüncü bir özne ortaya çıkmıştır, tetiği çekme cesareti olan insan öldürmeyi göze alabilen bir sebastiyan.

    yine de, son sahneye kadar asla ilk tettiği çeken kişi olmaz. oyunun kurallarını kabul eden bir özneye dönüşmüş olsa da bunları içselleştirip oyunun bir parçası haline gelmesi biraz zaman alır. ve son oyunda tetiği ilk çeken kişi olarak karşısındakini öldürür. sebastiyan’ı aynada son gördüğümüz sahne ise, öldükten sonra trende giderken camdan yansıyan görüntüsüdür. ortaya dördüncü sebastiyan çıkmıştır, ölü sebastiyan.

    ayrıca, rus ruletinin oynandığı ortam kapitalizmin mikro bir örneğidir. güçlü olanların piyonlarını oynattığı ve tüm paranın bu piyonlar sayesinde sürekli el değiştirdiği ve bu süreçte kaybedenin sadece piyonlar olduğu net bir şekilde görülür. sebastiyan’ın ölümü ise kapitalizmin mottosudur: “insanlar gider geriye para kalır.”

    --- spoiler ---
24 entry daha