şükela:  tümü | bugün
5 entry daha
  • askerliğimi restoranda kasiyer ve salon sorumlusu olarak yaptım. 158 kişilik bir salon, yiyen kalkıyor yenisi geliyor, fiyatlar çok ucuz. bu salonda ben dahil 10 asker çalışıyordu. servis aç, boşları topla, iş bitince süpürge, paspas cila, tuzlukları doldur, camları sil, yıkanan tabak bardak çatal kaşığı tekrar diz vs... ben de işte x raporu z raporu, merkez bankası'na git bozuk para temin et vs.

    başlı başına gıcık bir durum. hadi bunu geçtim. cuma akşamları şöyle oluyordu. paşanın biri (ki 20'den fazla paşa vardı ortamda, elimi şapkama diktirmiştim selam verme işini otomatiğe almıştım) mutlaka bir kokteyl düzenliyordu. bütün masalar dışarıya çıkıyor kokteyl masaları geliyordu. 30 askere 1 saatlik işkence.

    benim bir görevim de cumaları barmenlik yapmaktı çünk içki içmediğim için bana emanet ediliyordu içkiler (yeni rakı, bira, kavaklıdere, çankaya, viskiler vs...). ve tüm bu içkiler beleşti. tahsisat'tan karşılanıyordu. türkçesi halkın parası. ilerleyen saatlerde rütbelilerin kaprisleri daha da artıyordu. buzum eksik, şarabım beyaz değil kırmızı olacak, biramı soğut getir pezevenk gibi ifadeler kulağımıza geliyordu arada da kenarı çekilip tokatlanan askerler.

    yani manzara şu: anadolu'da gariban işçi, köylü, memur, esnaf vergi veriyor, bununla komutanlara içki alınıyor. aynı anne-baba evladını bu içkileri servis yapsın diye askere gönderiyor, aynı askerler babalarının parasıyla alınmış içkileri servis yaparken dayak yiyor, küfür yiyor, haysiyetiyle oynanıyor. tuvalette komutan bokundan başka bir de komutan kusmuğu temizliyor.

    şimdi 65.000 değil de 6 asker bile olsa bu manzara kimin içine siniyor? keyfi harcama, angarya, hakaret, dayak...

    işte bu yüzden bana ordu düşmanı dediklerinde bunu en büyük iltifat en büyük onur kabul ediyorum.
83 entry daha