şükela:  tümü | bugün
3 entry daha
  • birzamanlar.net'ten bir alinti yapalim da; bilen bilmeyen ogrensin biraz:

    "fecri ebcioğlu'nun 1961 yılının bitmesine yakın "bak bir varmış bir yokmuş"u yazıp ilham gencer'e söyletmesi türk popu'nun kapılarını aralamıştı aralamasına ama türkçe şarkı söylemek üzere herkesin sıraya gireceğini düşününler ne yazık ki yanılmıştı. fecri ebcioğlu'nun herkesin önünde açtığı o güne kadar rastlanmadık ölçüde yenilikçi olan bu yolun takipçisi olmaya kimse hevesli gözükmüyordu. herkes, bir zaman daha, şarkılarını yine ingilizce, ispanyolca, italyanca söylemeye devam etti.

    ama bir - iki yıl sonra katıldığımız balkan melodileri festivali, tülay german ve erol büyükburç'u birdenbire bir süperstar konumuna getirince ve bu festivalde söylenmiş "burçak tarlası"nın ünü bütün memleketi sarınca, herkes birden kendi dilinde şarkı söylemeye talip oldu ve bunu gerçekleştirebilecek imkanları aramaya başladı. herkesin bildiği aynıydı. ya yabancı şarkılara söz yazdırılacak, ya zengin folk geçmişimizden seçilecek parçalar aranje edilecek ya da beste peşine düşülecekti. bu üç yol aynı anda denenmeye başladı. alpay, erol büyükburç, tülay german, erdem buri, şanar yurdatapan, doruk onatkut ve fecri ebcioğlu'nun cesur denemeleri ile bu üç imkan aynı anda serildi herkesin önüne. şarkıcı ve gruplarımız, bu üç imkandan herhangi birini, bazen ikisini seçip başladılar denemelerine. bir süre bu üç eğilimin kafa kafaya gideceği düşünülmekteydi. isteyen (o zamanlar telif hakkı diye bir şey bahis konusu olmadığı için) canının çektiği bir yabancı şarkıyı seçecek, fecri ebcioğlu'nun izinden gitmek üzere piyasaya girmiş isimlerinden birine söz yazdıracak ve sahneye çıkıp ya da stüdyoya girip şarkısını söyleyecekti. ya da, binlerce şarkı - türküden oluşan müzik geçmişimize el atacak, ordan beğendiğini seçecek, seçtiğini batılı bir hale getirebilmesi için müzisyenlerin eline teslim edecekti. daha zor olsun diyen de oturup yepyeni bir şarkı yaratacak ya da bunun yapılmasını birilerinden isteyecekti. öyle de yapan vardı, böyle de.

    ama 1964 yılını bitirmek üzereyken devreye giren "altın mikrofon armağanı yarışması", bu dengeyi tamamen bozdu. hürriyet'in önderliğinde düzenlenen bu yarışmada bizden olan önemseniyor, öne çıkarılmaya çalışılıyordu. bizim ezgilerimiz ile yarışılabilecekti burada. hiç kimse hürriyet'in sunduğu imkanları görmezden gelemeyecek ve bu yarışmaya katılmak isteyenlerin sayısı ile ortalık kısa bir zamanda mahşer yerine dönecekti."
15 entry daha